Haymana Şiirleri-Tk-Hamza

Son güncelleme: 09.05.2010 21:24
  • Haymana göklerinde

    A.

    Her günkü gibi bir gündü o gün başlangıçta.
    Tek tek ve tedricen derken, tüm öğrenciler bir kalabalık halinde
    Doluştular içeriye. Müdür odasında, masasının ardında iskemlesinde,
    Yudumluyordu rahatça gerilmiş emredilmiş tavşan kanı çayını.
    Siyah deriye kaplama bu sandalye, hiç koltuğu aratmıyordu.
    Biraz daha esneyerek ve daha da eriyerek bu sefer,
    Dışarıdaki koşuşturanlara baktı, kimi veliler de kapıda falandı.
    Çayını bitirdiğinde, bir teftişe niyetlendi; öyle ya,
    Cart curt her zaman müfettişleri mi gönderecekti sınıfa..
    Hem bazı kraker gibi şeyler falan edinmiş olurdu;
    Obur biri değildi ama naapsın, yemeyi de severdi:
    Karşısında durmuş, her şeyden habersiz bizimki;
    Beyaz küçük paketlerden dağıtıyordu okulda.
    Uyuşturucuyu anlamak için her zaman yardımcı köpek gerekmez:
    Tuttuğu gibi kulağından, koridorlardan kulağını bükerek geçirerek
    Pılı pırtısını toparlattı ona; sonra biraz acıdı, salıverdi gitti.
    Ama bir söz de aldı, bir daha tekrar etmeyecekti
    O aynı kantinde bunun kız arkadaşı da varmış,
    Her şey onun gözleri önünde de cereyan etti haliyle.

    Aynı gece, yakınlarda bir barda buldu kendini;
    Yan yana şu kuş yuvası iskemlelerden ilişti birine:
    Yanındaki adam hiç kendinde değildi, berbat bir haldeydi.
    Durumu sezip onu uyandırmaya çalışan barmen,
    Tartaklayarak dışarı atmaya başladı ama son bir içki
    İçin razı oldular; adam seyrelerek, Kantinci'nin yanına ilişti gene.
    Yarı bilinçli, kontrollüce, kolları üstüne kapaklandı başı, vücudu
    Kantinci, olaylar sırasında orda olan kız arkadaşını
    Da çağırmıştı, 'eli kulağında olmalıdır..' diye düşündü.
    Kız geldiğinde adam ayılmış, elini yüzlerini çoktan ovuşturmuştu;
    Üstelik Kantinci'yle çok önemli detayları da konuşmuşlardı.
    Esma da katıldı sohbete ve her şey başladı böyle



    B. 1

    Tam Türkiye'nin sömürülmeye çalışıldığı günlerde oldu bunlar.
    Dikkatli, zeki ve şefkatli genel müdür Metin;
    Yorgun bir anına denk gelmiş olacak, fazla özen gösterememişti.
    Böylece sızdılar içeri; sonraki bir gün, neden bilinmez,
    Herkeste bir garip telaş hali vardı, sanki önceden sezmişlerdir.
    Ama nasıl bilinmez, her şeyin bir yapıcı potporisiyle sanki.
    Bir genç pilot adayı ki simülasyon eğitimini
    Başarılıca hoca Tan Bora'dan almıştı, artık tam anlamıyla
    Uçmaya hazırdı; geçti göstergelerle direksiyon karşısına.
    Akşama uçuş bittiğinde, itiraf etti ki gülerek, bu olay basitti;
    Zor olanıysa şimdiydi, kutlama partisi onu bekliyordu:
    Ellerinde hortum ve kovalarla doluşan arkadaşları
    Eğitimdeki öğrenciyi çim alana iteklediler ve iyice suyla ıslattılar.
    Gülümseyerek sırtını sıvazladı onun içeri koridorda Metin Koçkar.
    Gece basmıştı artık, ertesi gün yeni bir iş günü
    Sabahla, bir derece daha ürktü yükselen güneş.
    Bunu, sezmişler midir? Ama işte, o gazeteci gelecekti
    Amerika'dan tam da; görev başı yapmış Metin sabah,
    Karşıladı kapıda ve bir misafirperverlik örneği gösterdi.
    Bir çay ikram etti bürosunda, az konuştular
    ve eğer isterse sigara da tutabileceğini söyledi.
    Sonra onu hazır bekleyen uçağa doğru ona yol gösterdi;
    Hazır etmişti uçağı uçak içinde hazır bekleyen kaptan Muhsin.
    Arkada topaklanmış durmakta olan bir battaniye
    Hiçbirinin dikkatini çekmedi, bu örtü nedense olanca şişkindi.
    Konuğu bayan Zora'yı emanet eden genel müdür Metin
    Refakatini tamamlamış olmanın saygı huzuruyla ayrıldı.
    Kadın, Kaptan'dan genel pratik teknik bilgileri aldıktan sonra
    Bir de geri dönüp, simülasyoncu Tan Bora ile konuşacaktı.
    Asıl röportaj ise en sonaydı, müdür Koçkar ile
    Nasıl idare ediyor burayı, nelere dikkat, merak ediyordu.



    B.2

    Her şey seyrinde devam ediyor, Pilot mevkiinin
    Yanındaki Kaptan ile röportajını gerçekleştiriyordu gazeteci Zora.
    Pilot ise, tüm uçuş sırasında, kafası karışmışa benzemiyordu:
    Muhsin, "O bilir." dedi, "..Ok, so keep questionin'"
    Ne olduysa ondan sonra oldu: battaniye açıldığında,
    Belirdiler; sinsice yaklaşan kadın, namlunun ucununu
    Muhsin Harputçu'nun kafasına dürterek arkadan dayadı.
    Ki Kaptan ile pilotun arkalarında oturmakta olan
    Zora görmüş, ama şaşakaldığından uyaramamıştı.
    Soğuk namludan irkilen Kaptan, hemen arkaya dönmeye çalıştı
    Ama namluyu daha iteleyen Esma, ona buna izin vermedi.
    Kantinci, Deli Esma ve Barrakuda, işte, belirmişti,
    Uçağın arka tarafında dikilmişler ve Kaptanı tehdit ediyorlardı.
    Ustalaşan pilot adayı, uçağın küçük pike atmasına sebep oldu;
    Vah vahına izin vermediği uçağın tekrar kontrolünü ele alarak,
    Kısa bir zaman hepsi sarsıldı. Toparlanan Kantinci Nazif lafa girdi..
    Barrakuda'nın devleşen gölgeleşmiş görüntüleri
    Önlerinde, tabancayı Kaptan Muhsin'in kafasına dayamış
    Neetcek sevgilisi Deli Esma'nın hemen arkasındaydı:
    "Görevim bir okuldaydı ama onun öncesinde
    De bir uçak kaçırmaya niyetlendim, ordan hapse girdim.
    Okul meselesinde ise uyuşturucularla yakalandım.
    Bu sefer ise, bu uçağı kaçırıp uzağa götüreceğim."
    "Evet! Sizi tanıyorum. Sen hava üssündeki kantinde çalışıyorsun! "
    Diye haykırarak dile getirmeye çalıştı gayri ihtiyari, tepkisini,
    Onları görebilmiş olan eğitimdeki pilot adayı
    Kantinci zırdeli, sevgilisi Esma yarı deli, Barrakuda ise umutsuz vakaydı.
    Haymana üzerinden, bulutlar üzerinde görüntü muhteşemdir.
    On bin feette ilerleyen Cessna'da bir aksama yoktu.
    Onlarla iletişim kurmaya çalıştı Kaptan Muhsin:
    "Senin neler çekmiş olduğunu anlayabiliyorum.
    anlattın, ama senin bu uçağı kaçırmana izin vermeyeceğim.
    Ve sadece sen için değil, tabi ki herkese geçerli.
    Bak, şu an havadayız sanabilirsin, ama havada değiliz;
    Tabancayı verirsen seninle anlaşma yapabiliriz! ..."
    Bu lafa şaşırmışlardı: fırsat bilen Zora, aşağıdan
    Çekim yapmak için getirdiği kamerasını sabitledi
    Ve Esma'nın kollarına vurdu; yere düşen tabancayla..
    Kaptan, Kantinci'nin üstüne atladı ve kısa bir boğuşma oldu.
    Tabancayı almış Zora, Barracuda ve Esma'yı etkisiz kıldı.
    Hafif terlemiş olan pilot adayıysa, hala yönetmeye
    Çalışıyordu uçağı, kesin pilot olması gerektiğini kanıtladı.
    Bilmeyiz ki bu onun kaçıncı simülasyon getirisiydi.
    Olay böyle bitti; sonucu etkileyen, Kaptan Muhsin'den
    Gelen kilit cümleler olmuştu -pilot kabini yanından...
    Şöyle ki, ona onu algılayabildiğini hissettirmiş
    Ama ardından, buna izin vermesinin mümkün olmadığını
    Anlattıktan sonra bunun herkese geçerli olduğunu söylemekle,
    Tüm insanlığa da barış olgusunu yaymaya çalışmıştı.
    Daha sonra, ona onun gibi deli bir laf etmiş
    Ve aslında havada olmadıklarını dile getirmişti,
    Kantinci'nin bu laf silsilesinden şaşırabileceğini bilmiş olmalıydı.
    En son da anlaşabileceklerini belirtmişti;
    Bu son cümle mantığı bazen intizamı sağlayan toplum polisleri;
    İntihar edecek birini mesela kurtarmak için, ya da
    kurbanlık bir öküzü yaka paça yakalamaya çabalayan köylü kullanır.
    Arada bir tek fark varsa, Sindel genel müdürü
    Türk askeri eğitiminden, disiplini ve zekasından geçmişti.
    Ve ama bunca lafların ardından gelen o cümle
    Nazif'te geçici bir güven-şok etkisi yaratmıştı:
    'İyi de, havada değillerse; öyle ya, nerdelerdi? '

    Sindel Havacılık'a geri inmeleri fazla vakit almadı.
    Öncesinde, olaylar Sindel'e telsizle iletilmişti.
    Bekleyen polislerin huzuruna çıkarlarken, sıraladı:
    "Kelepçelemeyin, şikayetçi olmuyoruz ama gözaltı istiyoruz"
    "Seni mağarada Müslüman etmedim ama sen ne yaptıysan öyle
    Konuştum ve bunu yaparken, beyaz güvercini de korudum."
    Diyerek durumu Nazif'e açıklamaya çalıştı ardından.
    Hırlayan Kantinci'nin sevgilisi ve Barrakuda, sakindiler
    Az yorgun bir tavırla, üsteki kantine doğru yürümeye başladı.
    Artık orada Kantinci yoktu, ama bunu kendi hazırladı.
    Şöyle huzur içinde bir sandviç yiyebilirdi Muhsin.
#09.05.2010 21:24 0 0 0