Hilye-i Seadet

Son güncelleme: 08.06.2010 01:17
  • Hilye-i Seadet Siiri - Peygamberimize Siirler - Efendimize Naat

    noimage

    Eshabına nasihatten sonra
    Fahri âlem dedi, benden sonra

    Hilye-i pakimi, görse biri
    Olur o, yüzümü görmüş gibi

    Gördükte, hubbu hâsıl olsa
    Yani, hüsnüme âşık olsa

    Beni görmeği etse arzu
    Kalbi, sevgimle olsa dolu

    Cehennem olur, ona haram
    Rabbim, Cenneti eder ikram

    Dahi, haşretmez çıplak, anı Hak
    Olur gufranına, Hakkın mülhak

    Denildi ki, hilye-i Resuli
    Severek yazsa, birinin eli

    Eder Hak, onu korkudan emin
    Bela ile dolsa, ruy-i zemin

    Hastalık görmez, dünyada teni
    Ağrı çekmez hiç, bütün bedeni

    Günah etmiş ise de, bu adam
    Cehennem cismine, olur haram

    Ahirette azabdan kurtulur
    Dünyada her işi, kolay olur

    Haşreyler, anı hem, Rabbi celle
    Dünyada, Resulü görenlerle

    Hilye-i Nebiyi, güç iken beyan
    Başlarız, ona oldukça imkân

    Sığınarak Zülcelale
    Vasf ederiz âcizane

    İttifak etti, bu sözde ümem
    Kırmızı beyazdı, Fahri âlem

    Mübarek yüzü, halis ak idi
    Gül gibi, kırmızımtırak idi

    İnci gibi, yüzündeki teri
    Pek hoş eylerdi, güzel cevheri

    Terleyince, O menbaı sürur
    Dalgalanırdı sanki bahri nur

    Görünürdü gözü, daim sürmeli
    Kalbleri çekerdi, güzel gözleri

    Akı, beyaz idi gayetle
    Onu övdü Rabbi, âyetle

    Siyahı anın, değildi ufak
    Bir idi ona, yakınla uzak

    Geniş, güzel ve latifti gözü
    Nur saçardı hep, mübarek yüzü

    Kuvve-i bâsıra-i Mustafavi
    Gece gündüz gibi, olurdu kavi

    Bakmak arzu etseydi, bir yere
    Cism-i pâki de dönerdi bile

    Başa tâbi ederdi cesedi
    Bunu terk etmemişti ebedi

    Hem, cisim idi, Resul-i ekrem
    Yaraşır, ruh-i mücessem desem

    Güzel, hem sevimli idi Resul
    Hakka çok, sevgili idi Resul

    Malikle Ebu Hâle, söyledi
    Hilal gibi, açık kaşlı idi

    İki kaşı arası, her zaman
    Gümüş gibi görünürdü, ayan

    Mübarek yüzü, az yuvarlaktı
    Derisi, berrak, hem de parlaktı

    Siyah kaşları mihrabı, anın
    Kıblesi idi, bütün cihanın

    Ortası yüksekçe görünürdü
    Yandan bakınca, mübarek burnu

    Çok güzel idi, çekme ve latif
    Edemez gören, Onu tam tarif

    Seyrek idi, dişlerinin arası
    Parlardı, sanki inci sırası

    Ön dişleri, ettikçe zuhur
    Her tarafı, kaplardı bir nur

    Gülse idi, iki cihanın serveri
    Canlı cansız, her şeyin Peygamberi

    Görünürdü, ön dişleri, pek afif
    Dolu daneleri gibi, çok latif

    İbni Abbas der, Habib-i Huda
    Gülmeğe, eyler idi istihya

    Hem hayâsından O, dinin senedi
    Kahkaha etmedi derler, ebedi.

    Nazik, mahcup idi, Resul-i cenab
    Daim eyler idi, bakmağa hicab

    Yüzü benzerdi, yuvarlak aya
    Zati aynaydı, yüce Mevlaya

    Nurlu idi hep, o vech-i hasen,
    Bakılmazdı, tenevvüründen

    Gönüller aldı, o güzel Nebi
    Aşıkı oldu yüzbin Sahabi

    Bir kerrecik görenler, rüyada
    Dediler, böyle zevk yok, dünyada

    Hem güzel yanakları, bileler
    Fazla etli değildi, diyeler

    Anın etmişti, cenab-ı Halık
    Severek, yüzün ak, alnın, açık

    Boynunun nuru, ederdi her an
    Saçları arasında, lemean

    Mübarek sakalından, iyi bil
    Ağarmıştı ancak, on yedi kıl

    Ne kıvırcıktır, ne de uzun
    Her uzvu gibi idi, mevzun

    Gerden-i pâki Resul-i afak
    Gayet ak idi ve gayet berrak

    Eshab içinden, çok ehl-i edep
    Karnı, göğsiyle, birdi, dedi hep

    Açılsaydı, mübarek sinesi
    Feyiz saçardı, ilim hazinesi

    Aşka olunca, mahall-i teşrif
    Başka olurmu, o sadr-ı şerif?

    Mübarek sinesi, geniş idi
    İlm-i ledün, Ona inmiş idi

    Ak ve berraktı, o sadr-ı kebir
    Sanırdı görenler, bedr-i münir

    Ateş-i aşk-ı zât-ı ezeli
    Odlara yakmıştı, O güzeli

    Bilir elbet bunu, pir-ü civan
    Yassı kürekliydi, Fahr-i cihan

    Sırtı ortası hem, etli idi
    Kerem sahibi, devletli idi

    Gümüş teninde, letafet vardı
    İrice mühr-i nübüvvet vardı

    Sırtında idi, mühr-i nübüvvet
    Sağ tarafına yakındı, elbet

    Bildirdi bize, edenler tarif
    Bir büyük ben idi, mühr-i Şerif

    Rengi, sarıya yakın, karaydı
    Güvercin yumurtası kadardı

    Etrafına çevirmiş, sanki hatlar
    Birbirine bitişik, kılcağızlar

    Anlatanlar, O âli nesebi
    Dedi, iri kemikliydi Nebi

    Her kemik iri, merdane idi
    Sureti, sireti şahaneydi

    Mübarek azasının her biri
    Uygun yaratılmıştı hem, kavi

    Çok hoş idi, her uzvu anın
    Âyetleri gibi, Kur'anın

    Elleri ayası, O sultanın
    Ayakları altı, dahi anın

    Geniş ve pak idi, nazik mergub
    Taze gül gibi, latif ve mahbub

    Çok mevzun idi, der ehli nazar
    O kerametli, mübarek eller

    Selam verseydi, birine eğer
    Tebessüm ederdi hep, Peygamber

    Bir iki gün, geçseydi aradan
    Hatta uzasaydı da, bir aydan

    Belli olurdu, hoş kokusundan
    O kimse, adamlar arasından

    Billur gibiydi, ten-i bimuyu
    Nice medh edeyim, ol pehluyu

    Dostu seyr etmek için, O şerif
    Göz olmuştu, bütün cism-i latif

    Kemal üzereydi, nazik teni
    Hallâk göstermişti. Hikmetini

    Yoktu, göğsünde, karnında asla
    Hiçbir kıl, sanki gümüş levha

    Göğsü ortasından aşağı yalnız
    Bir sıra kıl, dizilmişti, hilafsız

    Bu siyah hat, mübarek bedeninde
    Hoştu, hale gibi, ay çevresinde

    Bütün ömründe kalmıştı, keza
    Gençlikte gibi, mübarek aza

    İlerledikçe, sinn-i Nebevi
    Tazelenirdi hep, gonca gibi

    Hem dahi, kâinatın Sultanı
    Zan eyleme ki, ola pek yağlı

    Ne zaif, ne de pek etli idi
    Mutedil, hem pek kuvvetli idi

    Lahmı, şahmı, dediler ehl-i derun
    Birbirinden, ne ziyadeydi, ne dun

    Etmiş, ol beden serayın üstad
    Adl-ü dad ile esasın bünyad

    İtidal üzere idi, pak teni
    Nura gark olmuştu, bütün bedeni

    Orta boylu idi, o Sidre mekân
    Ortalık, Onun ile buldu nizam

    Seyreden, mucize-i kametini
    Dedi hep, medhedip hazretini

    Görmedik böyle, gül yüzlü güzel
    Boyu, hem huyu, hem yüzü güzel

    Orta boylu iken, Nebi
    Uzun kimseyle yürüseydi

    Ne kadar, uzun olsa idi, o er
    Yine yüksek görünürdü, Peygamber

    Uzun boylu olandan o cevher
    Yüksek idi, el ayası kadar

    Bir yol gitseydi, izzetle
    Hızlı yürür idi, gayetle

    Deriz, vasf-ı şerifinde yine
    Yürürken, eğilirdi önüne

    Yani, bir yokuştan iner gibi
    Daim önüne, az eğilirdi

    Şanlı, şerefli idi, o Celil
    İftihar eylerdi, ruh-ı Halil

    Bir zatı ki, murad ede Huda
    Her azası, olur elbet ala

    Yolda giderken, eğer bir kimse
    Ansızın, Resulullahı görse

    Korku düşerdi, kalbine anın
    Yüksekliğinden, Resulullahın

    Hem de biri, Nebi ile, müdam
    Sohbet ederek, söylese kelam

    Sözlerindeki lezzet ile ol
    Kul olurdu, kabul etse Resul

    Etmişti Onu, Hallak-ı ezel
    Hüsn-i ahlakla, bi misl-ü bedel

    Ya Resulallah! Gücüm yok medhine
    Yaratıldık hep, senin hürmetine

    Hâsılı, ey Şah-ı iklimi vefa
    Sana canım da feda, her şey feda
#08.06.2010 01:17 0 0 0