"..bu kaçıncı mevsim
ben neredeyim
ömrümün hangi yılı
bu kaçıncı hazanım?"
(Gaipten bir anons duyuluyor kadının kulak zarından içre):
—"Lütfen parçayı hızlı ve yüksek sesle önce okuyunuz, sonra da oynayınız!"
(Yanıt veriyor kadın gayri ihtiyari avuçlarıyla kulaklarını kapatıp):
— Hı? Kim var orada?! Kim konuşuyor beynimin hava kabarcığı boşluklarında?
(Sorularına cevap alamayınca pencereye doğru seyir ediyor ve başlıyor kendi yazgısını dillendirmeye)
— Camdan dışarı bakıyorum Kocaman kocaman kar yağıyor Hızlı hızlı Gecenin karası dahi yutamıyor karın aklığını. Sessiz ve de lütufkâr bir bekleyiş mi bu yaptığım? Avuçlarıma konsun istiyorum kar kristali fakat içimden camı açmak gelmiyor. Dedemden kalma radyonun cızırtılı titreşimleri arasından harika bir şarkının çaldığını duyuyorum şimdi de Eskilerden Çok eskilerden;
"böyle bir kara sevda
ayrılıklarla biter"
(Odanın ortasında bir elinle etekliğini hafifçe kaldırarak, başını bir omzuna doğru eğmiş yavaş ve aheste dönüyor dönüyor kadın);
— Sonra sen geliyorsun aklıma Kim bilir neredesin? Sen kaçıncı mevsimindesin yaşamının? Ne güzel günlerdi değil mi? Aklıma geldikçe gülümsüyorum hâlâ. Peki ya sen; gözlerini kısarak ve biraz da acıyarak mı bakıyorsun geçmiş günlerine? Bozuk para gibi harcadığını mı düşünüyorsun yıllarını? Boşa geçirdiğin onca zamanı gerekli ıvır zıvırla dolduramadın mı? Ah benim canım, haklısın; zamanın ehemmiyetini ve aslında paha biçilmez bir mücevher gibi kıymetli oluşunu, ancak üzerinden mevsimler; takvim yaprakları misali buruşturulup atıldığında fark ediyor insan değil mi? Meşguliyetlerinin bile sadece, yüreğindeki boşlukları doldurmak amacıyla gayri ihtiyari hayatına karıştığını ve bunu, senin ayrımsayamadığın reflekslerle yaptığını çok sonra anlıyorsun. Hayat ne kadar kısa ve zaman aslında ne kadar değerli sevgilim? Ah mevsimim Son mevsimim
— Uzun zaman oldu görüşmeyeli. Gün olup yeniden kesişir mi yolumuz? Hangi güzergâha doğru seyir halindesin şimdi? İnsan, biraz durur dinlenir. Hep yol almakla, şehir şehir dolaşmakla ömür mü tükenir? Merak ediyorum Aç mısın, susuz musun? Var mısın iki gözüm, yok musun?
(Durur ve bekler, pencereye yönelir tekrar, gökyüzüne çevirir başını);
— Tamam, istersen sen gelme yorulursun Ben geliversem, sen uzağımdayken üşüyorum çok, yoksun, yoksunluğumsun
— Gelmeyenlerin ardından gitmek yok artık kadın! Hâlâ akıllanmadın!
(Duymak istemezmişçesine başını iki yana sallıyor bu kez, kaldığı yerden devam ediyor aynı ağırlıkta konuşmasına);
— Yarım kalmış satır araları Uzun suskunluklar Pencereden izlediğim kar, ölüm melekleri gibi önce havalanıp sonra düşüyor yere Sessizce Upuzun bir yalnızlık akşamı yaşatacağım bu gece kendime "Şimdiden hazırlan kadın; bu akşam senin akşamın!"
(Az evvelki ağır devinimlerine tezat çılgınca bir koşturmaca başlıyor odanın içerisinde. Şimdiye dek köşe bucakta gizlenmiş mumlar saman alevi misali parıldamaya başlıyorlar yerde, masada, duvar diplerinde. Aydınlanıyor oda, oradan oraya koşturan gölgesi bir uzayıp bir kısalıyor. Avaz avaz haykırıyor kadın, gecenin sessizliğine );
— BÜTÜN MUMLARI YAKACAĞIM, İÇİMİ ISITSINLAR DİYE! BİP PANAYIR KURACAĞIM ODANIN ORTA YERİNE! KIRMIZI GİYECEĞİM EENN CAN ALICISINDAN SİYAH SÜRME ÇEKECEĞİM GÖZLERİME VE DUDAKLARIM ATEŞ KIRMIZI BİR ŞİŞE ŞARAP ARKADAŞIM VE DAHA DA YÜKSELECEK SESİM : "RAKKASE, DANS ET! AKŞAM SENİN AKŞAMIN!"
(Tüm bu hazırlıklar yapılırken ve tamamlarken makyajını, sonunda elinde şarap kadehi tiz ve müstehzi bir kahkaha boğazından acı acı sızıyor, kadeh kalkıyor, raks başlıyor deli divane);
"gül, şal ve gül
bu bahçede raksın bütün hızı"
— Tek kişilik bir tango yaşadığım Elimde şarap sunağı Bu gece Bütün yalnızlık akşamlarıma, kimsesizliğime içiyorum İşte, mumlarım yanıyor, içimdeki koyu karanlığı aydınlatsın diye Bütün geçmiş mevsimlerim, sözüm biraz da size, ne çabuk unuttunuz beni böyle bir köşede? Hele sen son mevsim, gittin amma, kokun ve hatıran kaldı geride
"şarap, mum ve kadın
bir şarkının kırılgan ezgisinde
gezinirken yüreği
bir martının kanatları ağladı
sonsuzmuş gibi gözüken bozkırda
sayıklarken aheste adımları
görünmez umutlara bel bağladı.
Şarap, mum ve kadın
Önce damla damla şarap,
Sonra huzme huzme mum
Ardından yorgun yorgun kadın
Tane tane dağıldı."
(Ve kendi yazdığı şiirde yazgısını anlatıp, tragedyasını oynar Seyircisi: yalnızlık) ;
— Güçlüyü oynamak mıdır zor olan, yoksa gerçekten güçlü olmak mı? Başım dönüyor, bu yalnızlık illeti beni fena çarptı.
— Hayalini kurduğun gecen başladı kadın, peki neden şimdi bu bıkkınlığın? Odanın her köşesi şenlik yeri, müzik senin için çalıyor ve kendin için dans ediyorsun. İnsanlardan uzak münzevi gecene kimseyi davet etmeme fikri de senindi. Ve giden onlar değildi, mevsimlerin hepsi senindi, onları birer birer sen yok ettin!
—Gece benim doğru Gelin görün ki, kendime verdiğim armağanlardan sıkıldım Güçlü olmaktan da
— Sen, sana verilenle yetinmeyi bilmedin kadın!
—Yok! Beni yanlış anladınız sayın yargıç! Ben aslında pek de mutsuz sayılmam Gerçi mutlu olduğumu da üzülerek söyleyemiyciiim Ne deseniz haklısınız Ama inanın onları ben öldürmedim!
— İtirafların bilânçosunu tutmaya kalksan; altında ezilirsin Ne çok yalan, ne çok dolan Kendine gel, be hey cahil kadın!
—Rica ederim, ithamlarınızı başkalarına yöneltiniz. Bu şekilde sıkıştırmayınız beni sayın yargıç. Lakin sizin tanımadığınız mizacımın baskıya ve yaptırımlara allerjisi vardır! Biraz daha üzerime gelmeye devam ederseniz, billahi kurdeşen dökmem işten değil
— Her şeyi biliyoruz kadın! Boşuna kaçmaya kalkışma. Buradaki mevzu bahis; seri cinayetlerin faili olan sizsiniz! Topladığımız deliller ve takiplerimiz neticesi gösteriyor ki
—Yeter! Susunuz! Sözleriniz kati surette ızdırap vericidir.
(Biraz durur, düşünür. Kulağının içinde yankılanan sesin acıması yoktur.)
—Pekâlâ, itiraf ediyorum sayın yargıç! Eğer duymak istediğiniz buysa; evet, ben öldürdüm!
(Kısa bir sessizlik. Usulca koltuğun kenarına ilişir. Ellerine bakarak konuşmasını sürdürür)
— Mevsimlerin katil zanlısı benim! Her birini sırası gelmeden öldürüyorum. Hah hahh hahahh! Çok affedersiniz sayın yargıç gülmem geldi, tutamadım Velhasıl, asap bozukluğu. Pardon, ne diyordum? Ha, bütün mevsimlerimi öldürüyorum Vücutlarında darp izleri bulamazsınız. Çünkü onlara kimyası henüz bulunmamış bir zehri yavaş yavaş zerk ediyorum ki, acı çekmenin tadına varsınlar Biri hariç O benim son mevsimimdi Kıyamadım Son anda elimden kaçmasına izin verdim Yaralı bir aslan gibi kükreyerek gitti Kim bilir nerede şimdi?
— Oturduğun yerde ileri geri sallanıp durma kadın! Nasıl böylesine küstah ve acımasız olabiliyorsun? Yazık değil mi onca mevsimin çektiği naçar sancıya? Burnun Kaf Dağında, sen kendini ne sanıyorsun?
(Sinirlenir. Oturduğu yerden el kol hareketleriyle kalkar)
—Bana bu üslûpla hitap etmeniz hiç hoş değil sayın yargıç. Bilakis, mevsimlerin her biriyle olan münasebetimde aciz olan bendim efenim. Bana yaşattıkları kırgınlıkları tahayyül dahi edemezsiniz. Her sabrın bir ödülü, her kötülüğün de cezası vardır Onlar, hak ettikleri cezaya çarptırıldılar ama ben hâlâ ödüllendirilmedim? Bu nasıl bir adalet, hak ve hukuk sistemidir sayın yargıç! Sorarım size? İstediğim tek şey bilirsiniz Bilmelisiniz
— Her mevsimde ben Yeniden dirildim. Bazen kardelenler gibi zamansızdı dirilişim; yine de ayaza ve tipiye karşı durabildim. Bazen de geç Bilemedi hiçbir mevsim; bu kadın topraktan, havadan ve sudan ne bekler? Her mevsim ben Yenilendim. Fakat onlar benim için bir kuru dalı yeşertemediler Sonucu görüyorsunuz işte; tek başınayım. Üstelik hiç hak etmediğim biçimde Öyleyse şimdi izin verin de bu son gecemde; Çigan müziğinin buğulu ezgileri eşliğinde, son dansımı meşk edeyim Kimseye değil Yalnızca kendime Madem siz de mevsimlerin cezasına çarpacaksınız beni, izin verin hiç değilse ben ödüllendireyim kendimi
.
kan, ateş ve kadın.
ve mevsimleri
kendi yalazlarında yandılar
Müzik sustu, raks son buldu, kadın bir elinde şarap kadehi, diğerinde kırmızı bir gül Bileklerinden sızan ince kanla mum aydınlığı puslu bir sabahta; küçük bir odanın dört duvara hâkim manzarası arasında, ateş kırmızı dudaklarında hoş bir gülümseme, yerde ölü bulundu