Tellere takılacak bir uçurtmam olmadı benim ve havaya savuracak umutlarım.Göklerde dalgalandıramadım hayallerimi ve izleyemedim süzülüşlerini toz pembe bulutlarla beraber.
Ben hiç çocuk olmadım!...
Bahanesi yok yalnızlığımın,geç kalmışlığımın.Sabah ayazlarında düşünmekle geçiyor benim gençliğim.Düşünmek iyidir.Ama soramadım kendime, beni asıl yakanın ''Vuslat mı?'',''Hasret mi?''olduğunu.Belki de sadece özlemdi beni yakan.Çocuk gözlerin ardındaki saflığa duyulan özlem.
Göz yaşlarımı sırdaşım,yerimi gizli mabedim diye belirledim.Oysa şimdi kalemim anlatıyor her şeyi.Herkesten gizlediğim şeyi.
Neyse;ben zaten kendime yakıştıramadım çocukluğu...
Belki de basit bir hata uğruna ödenmiş bedeldi,çocukluğum.Hem de ağır bir bedel,şimdi anlıyorum.Korkularıyla yüzleşmekten,anlamını yitirip basitleşmekten korktuğum şu anda.
O gün bu gündür büyütüyorum kendimi...
Göz yaşlarımla besleyerek gençliğimi ya da ninni tınıları arasında kaybettiğim çocukluğumu,büyüyorum...
Dikenlerle dolu bu bahçede,dikenler değil benim canımı yakan, oynadığım bu oyun, ellerimi asıl kanatan.
Buğulu camlara dokunmanın zorluğu beni korkutan ve sessiz bir gecede yüreğindeki eksikle kendinden vazgeçmek.
Silip atıyorum yüreği bu bedenden,içinde eksik kalmış çocuklukla beraber...
BOŞVER;
HİÇ YAŞAMAMIŞSIN FARZET,
ZATEN;
DÜNYA OYUNDAN İBARET....