Uzakları aşıp gelen bir rüzgâr çarpıyor tenime, kokusundan anlıyorum . Tam unuttum derken, hatıralara gebe bir rüzgarla irkiliyorum Şehir uyuyor,sen uyanıksın biliyorum.
Seninle bir sokak oyununda buluyorum kendimi sonraları,bir tepenin başında kır çiçekleri arasında bulutları seyre dalmış çocukların edasıyla,dünyanın dönüşünü dinlemeye dalıyoruz.
Bulutlar geliyor,bulutlar geçiyor üstümüzden,küçük bir bebeğin ağlayışına benziyor biri, koca bir ejderhanın yüzü görünüyor başka bir köşede,dağılıyor sonra,bozuluyor yüzleri, dünya dönüyor hala...
Sarıya duran başakların dansını izliyoruz sonra rüzgarla,içimizde sararan sayfalara inat. Bir muhabbetin dizi dibindeymişçesine can kulağıyla dinliyoruz, çocuk ruhumuza değip geçen sessizliği
Sıvası kurumamış bir duvar çarpıyor sonra gözümüze, "Duvarın bir tarafında güneş, diğer tarafında ay. Duvarın bir tarafında bahar, diğer tarafında kış. Duvarın bir tarafında bekçi, diğer tarafında hırsız. Duvarın bir tarafında vaha, diğer tarafında çöl." * Gitgide yükseliyor boyumuz
Yanlış bir hayalde yaşıyor olmanın hüznü vuruyor sonra aynalarımıza, ağaç dallarında üç öğün beslenmelere hasret yanımızla,açıyoruz gözlerimizi dünyaya,sen kaybolurken bir anda ben başka bir heyûlada, büyüyorum galiba
Aradığınca bulup,bulduğunca yitirmenin kekremsi tadıyla sonlanan bir hayalde,tutamadığı bir dilin sabırsızlığında,dökülüveriyor bin bir zahmetle birikmiş çakıl taşlarım,zamanın orta yerineNe içinde ne dışında öylece bir zaman arafında asılı kalan bir silüetim şimdilerde
Savur şimdi avucunda biriken külleri,içimde biriktirdiğim öyküleri yazarken bir mektuba,savur şimdi avucunda biriktirdiğin külleri Ki sarı bir yalnızlığın koynuna, büyümüş bir çocuk edasıyla açabileyim gözlerimi
Ve ruhuma çarpsın bu kez rüzgar
" Bir kum saatidir hayat, gittikçe ıssızlaşır geride bir rüya kalır"*