"Hadîsin rivayetlerinde var ki: Cenâb-ı Hak nefse demiş ki: "Ben neyim, sen nesin?" Nefis demiş: "Ben benim, sen sensin" Azab vermiş, cehenneme atmış, yine sormuş. Yine demiş: "ENE ENE; ENTE ENTE". Hangi nevi azabı vermiş, enâniyetten vazgeçmemiş. Sonra açlık ile azab vermiş. Yâni aç bırakmış. Yine sormuş: "MEN ENE VEMA ENTE" Nefis demiş: "Sen benim Rabb-ı Rahîmimsin, ben senin âciz bir abdinim..."
İtiraza cevap:
- Bediüzzaman'ın maksadı, orucun hikmetlerinden biri olan açlıkla, insanın nefsinin terbiye edilmesi arasındaki ilişkiye dikkat çekmektir. Hadisçilerin cumhuruna göre fazail-i amalde zayıf hadislerle amel edilebilir.
Bir örnek verecek olursak; bir hadis rivayetine göre, Peygamberimiz (a.s.m) bir adama; "Uyumak üzere yatağına yattığında ne diyorsun?" diye sordu. Adam; "Allah'ım! Senin isminle yanımı yere koydum, ne olur günahlarımı bağışla." diye dua ederim dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz (a.s.m); "İsabet etmişsin, Allah seni muvaffak kılsın." buyurdu. Taberanî'nin rivayet ettiği bu hadisi değerlendiren Hafız Heysemî şunları söylemiştir: "Bu hadis senedinde yer alan Ruşdîn b. Sad zayıf bir kimsedir, fakat Fazail-i amaldeki hadisleri kabul edilmiştir."(bk. Mecmau'z-zevaid, 10/123).
Bediüzzaman'ın "Hadîsin rivayetlerinde var ki:.." ifadesi bir tamriz sıygasıdır, hadisin zayıf oluğuna işaret etmektedir.
İddia:
Nefis, kişinin kendisi, kimliği, enesi demektir ve birçoğunun sandığının aksine, benliğimizden ayrı "nefis" diye bir şey yoktur.
İddiaya Cevap:
İmam Gazzalî'nin de ifade ettiği gibi, Kur'an'da nefis bazen ruh, bazen kişinin öz benliği anlamına gelir. Fakat, nefsin öz benlikten farklı bir mekanizma olduğunu gösteren ayetler de vardır.
Aşağıdaki ayetlerde nefsin kötülük mekanizması olarak gösterilmesi, onun farklı bir şey olduğunun göstergesidir.
"Yusuf'un gömleğinin üzerine sahte bir kan bulaştırarak getirdiler. (Yakup) Dedi ki: Hayır, nefisleriniz size kötü bir iş yapmanızı güzel göstermiştir. Artık bana düşen güzel bir sabırdır. Sizin bu anlattıklarınıza karşı yardımına sığınılacak olan ancak Allah'tır."(Yusuf, 12/18).
"Ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis daima kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir."(Yusuf, 12/53).
"Yâkub dedi ki :"Bilakis nefsiniz size bir işi yaldızlı gösterdi."(Yusuf, 12/83)
İddia:
Bu olayın gerçekleştiğini bir an için kabul etsek bile, cehenneme atıldığı ve her türlü azabı gördüğü hâlde, o nefsin hâlâ "ben benim, sen sensin" demekte ısrar etmesi olabilecek şey midir? Demek ki, cehennem azabı, daha bir nefse "sen benim Rahîm olan Rabbimsin, ben de senin âciz bir kulunum" bile dedirtemeyen bir azaptır, öyle mi?... Şüphesiz, bunları ancak Kur'an'ı okumamış ya da okuduğu hâlde anlamamış birisi kabul edebilir.
İddiaya cevap:
"Onların ateşin başında durdurulup da; "Ah! keşke biz dünyaya tekrar geri döndürülsek de bir daha Rabbimizin âyetlerini inkâr etmesek ve iman edenlerden olsak" dediklerini bir görsen! Hayır! Daha önce gizlemekte oldukları şeyler onlara göründü. Eğer (dünyaya) geri döndürülseler, şüphesiz yasak edilen şeylere tekrar geri dönerler. Gerçekten onlar yalancıdırlar." (Enam,6/27-28) mealindeki ayetlerde insanın arsızlığını, körleşmiş inadını, nefs-i emmaresine olan düşkünlüğünü anlamak mümkündür. Demek ki insanın öyle kör, öyle sağır, öyle arsız ve öyle edepsiz bir nefsi vardır ki cehennemde azap çektikten sonra bile eski alışkanlığından vazgeçemeyeceğine dair Kur'an'ın açık beyanatı vardır.
İlgili rivayette de "insanın cehennemin ortasında azap çekmekte iken, 'ben benim, sen sensin' dediği" şeklinde bir şey söylenmiyor, aksine "bu azabı gördüğü halde yine de ibret almadığına" işaret ediliyor. Bu ise söz konusu ayetin tasviriyle tamamen örtüşmektedir. Bu da hadisin manasının doğruluğunu göstermektedir. "Ne oldum delisi" olmadan hüsnü niyetle konuya bakmak bu gerçeği anlamak için yeterli bir unsurdur.
İnsan merak ediyor; acaba bu muterizler Kur'an'ı mı okumamışlar, yoksa okuyup da anlayamamışlar mı?
Risale-i Nur'un Kudsî Kaynaklarındaki şu bilgilere da bakmakta fayda vardır:
"Hadîsin meâli şöyledir: Cenab-ı Hak aklı yarattığı zaman ona: "Bana dön!" diye emretmiş. O da dönmüş. Sonra ona: "Geri dön!" demiş, o da dönmüş... Sonra Cenab-ı Hak nefsi halketmiş. Ona demiş ki: "Bana dön!" Fakat nefis cevab vermemiş. Sonra ona demiş ki: "Sen kimsin, ben kimim?" Nefis demiş: "Ben benim, sen sensin!" Cenab-ı Hak ona türlü azablar vermiş... Sonra açlığa terketmiş, nefis yola gelmiş..."
Mes'elemizdeki hadîsin hükmünü te'yid ve takviye eden birçok hadîs-i şerifler vardır. Meselâ, El-Ezkâr - Nevevî s. 88.. ve Mişkât-ül Masabih hadîs no: 2469'da sahih bir hadîs olarak: "Ey Allah'ım! En çok sarsan ve bağırttıran açlıktan sana sığınırım." ifadeleri Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın dualarındandır.
Hem nefsi ıslah etmek ve inkıyada getirmek için açlığın en büyük ve müessir bir sâik olduğunu bildiren birçok hadîs-i şerif vardır. Marifetname ve İhya-i Ulûm-id Din gibi eserlerde, bu hususta çok hadîs-i şerif kaydetmişlerdir. Hattâ Marifetname sahibi İbrahim Hakkı: "Cu' İsm-i A'zamdır" diye hükmederek açlık vaziyeti, insanın nefsini itaat ve inkıyada getirmesinin azîm te'siratına bir unvan olarak zikretmiş.