Hüznün Haziran Yankısı

Son güncelleme: 04.09.2010 19:05
  • Yağmıştır bu âlemde çoğunun bahtına kar,
    Rüya bu, kimine mâh, kimine zühre çıkar! "





    ümitlerin çiçeği gönlün bahçesinde yeşerir
    o gönül ki insanı güle çevirir
    der de
    bir fidan bile dikemez
    ki dönsün kurak düşleri cennete.


    sırtını iskeledeki fukaralar uğrağı
    küçük kahveye yaslayan ahvâlin dalar yüreği sessizce
    haykırır benliğinde hapsolmuş sözleri
    haziran serinliğinde huma kuşlarının gözlerine;

    "kaç sırrım, kaç gizlim var demiyorum sakladığım
    kaç hüznüm var insanlarla paylaşmadığım.."



    hayat der, bir yoldan ibaret
    ya da öyle sanır
    bir yolda ilerlerken ikinci yol çıkar karşısına
    duraklar insan
    sabit kaldığı nokta girdap gibi çekerken içine
    anlar ki
    hayat iki yoldan ibaret seçimi zor olan
    birinci yola bakar uçsuz
    diğer yol bucaksız
    önünde ise alabildiğince gelecek/ izansız

    aşk der, dolar gözleri
    iki ucu oyalı ortası yanık mendil
    iyileri karalı, yürekleri yaralı mahzun şiir
    toprakları nemli mezarların vebalini taşıyan omuzlar takılır gözlerine sonra
    "ahh" çeker derinden
    "bir mutluluk çok geldi, bir Fatiha kalsın anısına dilde"

    sonra
    Şiir gelir aklına, elindeki mendile gözyaşı ile bir satır
    bir mısra iliştirir kederlice,
    Şair olur birden kimsenin görmediği yüreği
    tarifi zor masal, emsali belli
    yanmamıştır hiç ocağı ve bulmamıştır elması yerini..


    insanın kuyusudur içindeki yalnızlığı
    yaşayabileceği büyüklükten ibarettir ya
    ahvâl de o kuyuda biçaredir
    s/özün bittiği yerde
    yanındaki uzaklara ne kadar yakınsa
    içindeki yakınlara da o kadar uzak mesafededir


    / eski fotoğraflardan daha eskidir şimdi yüzü,
    gözleri büyümüştür hayata
    o büyüdükçe suçları büyümüş
    suçlarının şiirleri büyümüştür itiraflarına /

    tüm kırgınlıklarına rağmen özlemi kanat olup duygularına
    ona uçurmuştu yine aklını bu haziran sabahında
    aklı
    tedarik edemeyeceğini bildiği bir yokluğun ardında
    kozasından yeni hayata doğmuş bir kelebeğin
    tahrik eden uçuşuyla
    morunu çaldığı menekşenin kokusunda soluklanıyor şimdi


    kapalı kapılarını aşka açan rüzgâr,
    oylum karası gölgeleri de alıp götürür beraberinde
    "hayattan bir nefes daha çek!" der haziran,
    bırakma onu ölene dek ellerinden.


    eğreti gülüşler esir alır dudaklarını bir an
    esaretini serpiştiren hüzün
    son bir kıyak yaparak, goncasındaki gülü gösterir tüm güzelliğiyle
    yaslandığı yerden doğrulur
    yavaş adımlarla yol alır kuru çeşmeye.


    bir avuç gerçek ile yıkar yüzünü
    serinledikçe yüreğindeki volkandan kalma nâr
    takılır diline us/tan süzme kâr
    aklı tutulur can kesiğinde
    rüya dediği hayatı tarif ederken Nablusî aynasında
    ahları dövünür bezm-i aşkla

    "Yağmıştır bu âlemde çoğunun bahtına kar,
    Rüya bu, kimine mâh, kimine zühre çıkar! "




    zorlar düşüncelerini mantık devgeci
    zorladıkça burulur yüreği, söz vermiştir kendine
    haziran kokulu şiirler esecekti teninde
    üzüntüye kısa bir ara verircesine
    diline doladı usta nakaratı ve düştü uçan bir kelebeğin peşine,


    "zalimin zulmü timsalinde,
    alma mazlumun âhını, çıkar âheste âheste" ..



    Nar-ı Çiçek



#04.09.2010 19:05 0 0 0