Geçmişte sıkıntılı olduğum, hayatımda çıkar yolu aradığım, kalabalıkların içerisinde kendimi yalnız hissettiğim dönemimde bir tren yolculuğu yapıyordumTren, kafamdaki düzensizliğe inat belirli bir uyum içerisinde hiç durmayacakmış gibi aynı şiddetle salınarak Konya yakınlarında dümdüz bir arazinin, ovanın içinden geçiyorduGözüm uzaklara dalmıştı ki ileride büyükçe bir ağacın etrafındaki kimsesizliğe inat geniş gövdesi ve etrafa şemsiye gibi açılan dalları ile dimdik yemyeşil durduğunu fark ettimetrafında göz alabildiğince açıklıktan başka bir şey yoktuAğaçla kendimi özdeşleştirdiğimden mi bilinmez o açıklıkta olduğumu hayal ettim bir anOrada olsaydım ilk yapacağım şeyin o ağacın gölgesine sığınmak olacağını düşündüm sonraPeki dedim kendime, ya o ağaç bu kadar geniş olmasaydı, ulu olmasaydı, kısa ve yapraksız olsaydı yine yapar mıydım? Ya da bana bir faydası dokunur muydu ona sığınmamın?
"Gölgesine sığınacağın ağaç senden ulu olmalı"
Bu sözcükler geldi o an aklıma
Zor anlarımız oluyor yaşamdaKendimize yetemediğimizTutunacak bir yer aradığımız
Doğru zamandan doğru kişiden bahseden bir mektup yazdın banaSoruyorum ben de sana emin misin doğruların bu kadar çok olduğuna?emin misin benim sana gölge verecek kadar ulu olduğuma?sanmıyorum senin kadar güçlü olayım, senin gibi girdiğim yüklerin altından kalkabileyimHayatında önündeki zorlukları aşacak olan sensinbenim yapabileceğimse sadece hasbel kader güzel zaman geçirmeni sağlayarak destek olabilmekne senin kadar erdemliyim, ne senin kadar olgun
Bazen destek al ama yaslanma bir yere tamamen, kendine ayaklarına güvenÇünkü hikayedeki tek kahraman sensin