Kabir Ehlinin Durumu - Salihlerin Kabir Ziyareti Esnasindaki Sözleri

Son güncelleme: 11.10.2010 12:20
  • Dehhâk b. Mezâhim anlatıyor: Adamın biri: - Ey Allah'ın Resûlü! İnsanların en zâhidi kimdir? diye sordu. Resûlullah (s.a.v): "Kabri ve oradaki çürümeyi unutmayan, dünyalık fuzûlî şeyleri terk eden, âhireti dünyaya tercih eden, yarınki gününün derdine düşmeyen ve kendini kabirdeki insanlardan biri olarak gören kimse zahittir." [1] diye cevap vermiştir. Hz. Ali'ye (k.v): - Neden kabristanlığa yakın bir yerde evini kurdun? diye sorulduğunda: - Onları en iyi ve samimî komşular olarak buldum; dillerini tutmasını biliyorlar ve ayrıca âhireti hatırlatıyorlar, demiştir. Resûlullah (s.a.v), "Kabir kadar ürkütücü bir manzara görmedim" [2] buyurmuştur. Ömer b. Hattâb (r.a) anlatıyor: Bir keresinde Resûlullah (s.a.v) ile kabristanlığa gittik. Bir kabrin başına oturdu. İçimizde ona en yakın bendim. Resûlullah (s.a.v) ağladı, ben de ağladım ve herkes ağladı. Bize: - Niye ağlıyorsunuz? diye sordu, biz de: - Siz ağladığınız için ağladık, dedik. Resûlullah (s.a.v): - Bu annemin, Vehb kızı Âmine'nin kabridir. Rabbimden onu ziyaret etmem için izin istedim, izin verdi. Ona istiğfarda bulunmam için izin istedim, fakat buna izin vermedi. İşte benim kalbime bir anne ile oğlu arasındaki şefkat duygusu geldi, ona ağladım." [3] buyurdular. Osman b. Affân (r.a) bir kabrin başına oturduğu zaman sakalları ıslanana dek ağlardı. Kendisine: - Ey Osman, neden cennet ya da cehennemden bahsedildiğinde ağlamıyorsunuz da bir kabrin başına oturduğunuz da ağlıyorsunuz? diye soruldu. Hz. Osman (r.a) şöyle cevap verdi: - Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki: "Kabir, âhiret yolculuğunun ilk konağıdır. Eğer kişi buradan kurtulursa artık gerisi kolaydır. Yok, kurtulamazsa gerisi çok çetindir." [4] Anlatıldığına göre Amr b. Âs (r.a) bir kabristanlığın yanından gezmekte iken kabirlere doğru baktı. Sonra atından indi ve iki rekât namaz kıldı. Kendisine: - Bu bugüne kadar hiç yapmadığınız bir şeydi, şimdi neden yaptınız diye soruldu. Amr: - Evet, kabir ehlini düşündüm; onlarla amel arasındaki engeli hatırladım. İşte bu iki rekâtlık namazla Allah'a yaklaşmayı istedim. Mücâhid (rah) der ki: "Ölümünden sonra insanoğluyla ilk konuşan mezarıdır. Ona: 'Ben böceklerin, yalnızlıkların, gurbetin ve karanlıkların yurduyum. İşte benim hazırladıklarım bunlardır, ya seninkiler nerede?' der." Fakirliği tercih etmesiyle bilinen Ebû Zer el-Gıfârî (r.a) bir gün etrafındakilere, "Size en fakir günümü söyleyeyim mi? O kabre konulacağım gündür." demiştir. Ebû'd-Derdâ (r.a) zaman zaman kabristanlığa gider orada otururdu. Kendisine bunun sebebi sorulduğunda, "Bunda ne var ki, ben yanlarında kaldığım müddetçe bana âhireti hatırlatan, ayrıldığımda da gıybetimi yapmayanlarla oturuyorum" cevabını vermiştir. Câfer b. Muhammed [b. Ali b. Hüseyin (r.a) ] bazı geceler kabristanlığa gelir ve, "Ey kabir ehli! Neden sesime cevap vermiyorsunuz!" derdi Sonra nefsine, "Allah onlarla benim arama perde koymuş; benim de onlar gibi olacağım aklıma geliyor" der ve sabah güneş doğana kadar namaz kılardı. Ömer b. Abdülaziz'in (rah) meclis arkadaşlarından biriyle geçen bir sohbeti şöyledir: - Dün gece, düşünmekten uykusuz kaldım. - Kimi ey müminlerin emiri? - Kabri ve oranın sakinlerini düşünmekten Senelerce dostluk ve muhabbet ettiğin bir arkadaşını, kabre koyduktan üç gün sonra açıp görsen gerçekten ürker, tiksinirsin. O kabri bir görsen! Ölülerin beyinlerini yiyen Hamme[5] isimli kuşlar, vücuttan damlayan kan ve irinler, kurtların delik deşik ettiği bir beden! Hayatta iken tertemiz elbiseler ve mis gibi kokular içindeyken şimdi kokusu çekilmez olmuş, kefeni çürümüş! Ömer b. Abdülaziz bunları anlattıktan sonra derin bir nefes aldı sonra olduğu yere bayıldı. Tabiînden Yezîd er-Rekkâşî (rah), kabristanlığa geldiğinde: "Ey çukurlarında yatan, toprağın bağrında, amelleriyle yapa yalnız kalan kabir ehli! Keşke hangi amellerinizle sevindiğinizi ve hangi kardeşinize güvendiğinizi bir bilebilseydim! der ve ön tarafına sarkan sarığı ıslanana kadar ağlardı. Sonra, "Vallahi salih amelleri olanı müjdelerim; Allah'a (c.c) itaat etmek üzere birbirine yarım edip yine birbirlerini bu maksat uğrunda sevenlere gıpta ederim" derdi. Yezî er-Rekkâşî ne zaman bir kabir görse cezbeye gelerek bağırırdı. Hâtimü'l-Esam (rah) demiştir ki: "Kabristanlıktan geçerken kendi durumunu düşünmeyen ve onlar için dua etmeyen kişi, hem kendine hem de onlara ihanet etmiş olur." Bekir b. Muhammed el-Âbid (rah) annesine, "Anneciğim! Keşke kısır olup da beni doğurmasaydın; çünkü oğluna kabirde uzun bir hapis var. Sonrasında da uzun bir yolculuk" derdi. Yahyâ b. Muâz er-Râzî (rah) der ki: "Ey Âdemoğlu! Rabbin seni selâmet yurduna çağırmaktadır. Oraya nereden gideceğine bak! Eğer rabbinin çağrısına dünyadayken icabet eder, gerekli hazırlıkları yaparsan selâmet yurduna girersin; bu davete kabirde icabet edersen bu mümkün değildir." Hasan b. Salih (rah) bir kabristana uğradığında, "Görünüşün ne kadar da güzel! Ancak bütün belâ ve musibetler içindedir." dermiş. Atâ es-Sülemî gece karanlık bastırınca kabristanlığa gider ve, "Ey kabir ehli! Sizler öldünüz; vay ölümünüze! Amellerinizi gördünüz; vay amellerinize!" der ve sabaha kadar, "Atâ, sen de yarın kabre gireceksin" diye söylenir dururdu. Süfyân-ı Sevrî (rah) der ki: "Kim kabri (ölümü) çokça anarsa orayı cennet bahçelerinden bir bahçe olarak bulur. Kim de onu anmaz gafil kalırsa, kabir onun için cehennem çukurlarından bir çukur olur." Rebi' b. Haysem (rah) evine bir kabir kazmıştı. Kalbinde bir katılık (amelinde bir gevşeklik) hissettiği zaman oraya girer, uzanır ve: "Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında: «Rabbim! Beni geri gönder. Ta ki boşa geçirdiğim dünyada hayırlı ameller yapayım» der" [6] âyetini defalarca okur, ardından nefsine dönerek, "Ey Rebi' işte dünyaya döndün, haydi amele başla!" derdi. Ahmed b. Harb der ki: "Yeryüzü uyumak için yatağını yayıp döşeğini özene bezene düzeltene şaşar ve, "Aramızda hiçbir perde olmadan uzunca bir zaman bende çürüyeceğini hiç düşünmez misin?" der." Ömer b. Abdülaziz'in kâtibi Meymûn b. Mihrân anlatıyor: "Ömer b. Abdülaziz'le birlikte bir mezarlığa gittik. Kabirleri görünce ağlamaya başladı, sonra bana döndü ve, "Ey Meymûn! Şu kabirler dedelerim Ümeyye oğulları'na aittir. Sanki dünyada insanlarla beraber hiç yaşamamışlar, dünyanın zevklerini hiç tatmamışlar gibi! Bir baksana nasıl da serilmişler, felâket onları nasıl çepeçevre kuşatmış! Şu çürümeye bir bak, nasıl bütün vücutlarını kaplamış, haşere ve böcekler onları nasıl kemiriyorlar, öyle değil mi? Ömer b. Abdülaziz ağlamaya başladı ve, "Vallahi şu kabre girip de Allah'ın azabından emin kalan bir kişiye bundan daha büyük bir nimetin verildiğini düşünemiyorum" dedi. Sâbit el-Benânî (rah) anlatıyor: "Bir defasında ziyaret için bir mezarlığa gitmiştim. Tam çıkmak istediğim sırada bir ses bana, "Ey Sâbit, buradakilerin sessizliği seni aldatmasın, çünkü içlerinde acı ve ve keder içinde feryat eden nice kimseler vardır." dedi. Hz. Hüseyin'in kızı Fâtıma, eşi Hasan b. Hasan'ın cenazesine bakınca yüzünü kapatıp şu beyti okumuştur: O ana kadar ümit içindeydiler; sonra felâket üzere akşamladılar, Ne kadar büyük oldu o felâket ne kadar Anlatıldığına göre Fâtıma, eşi Hasan'ın ölümünden sonra onun kabrinin üzerine bir çadır kurmuş ve bir seneye yakın burada kalmıştır. Sonra çadırını söküp götürmüşlerdir. Fâtıma Medine'ye göç etmiştir. Bu arada Bakî' mezarlığı tarafından, "Acaba kaybettiklerini buldular mı?" diye bir ses gelmiş, başka bir taraftan da, "Aksine, ümitsizlik içinde geri döndüler" diye sanki birincisine cevap veren başka bir ses işitilmiştir. Ebû Mûsâ Temîmî anlatıyor: "Meşhur şair Ferazdak'ın hanımı ölmüştü. Basra'nın bütün reisleri onun cenazesine katılmışlardı. Aralarında Hasan-ı Basrî de bulunmaktaydı. Hasan, Ferazdak'a künyesiyle hitap ederek: "Ebû Firâse! Böyle bir gün için hazırlık yaptın mı? diye sordu. Ferazdak: "Tam altmış senedir, Lâ ilâhe illâllah şehadetini hazırlamaktayım" cevabını verdi
#11.10.2010 12:20 0 0 0