Mevlitan

Son güncelleme: 20.01.2011 15:07
  • Müslüman toplumlarda, Hz. Peygamber'e duyulan sevgi, bağlılık ve özlemi ifade edebilmenin en önemli yollarından biri sanat olmuş, İslam coğrafyasında oluşan sanat dallarının temel konularından birini de peygamber sevgisi oluşturmuştur. Şiir ve hat sanatları ile ona duyulan sevgi ve bağlılığı ifade edebilmek amaçlanmış, Müslüman sanatkarlar onu en güzel bir şekilde anlatmayı kendilerine ibadet derecesinde bir ideal bilmişlerdir.

    Bu anlamda, Hz.Peygamberi anlatan en önemli eserler 'Mevlit'lerdir. Birçok şair Mevlit yazarak bu duygularını dile getirmeye çalışmışlardır. Endülüs'lü Muhaddis İbn-i Dihye'nin İslâm dünyasında ilk mevlit manzumesi olarak kabul edilen 'Kitâbu't-tenvîr fî Mevlit'i's-Sirâci'l Münîr' adlı eserinden beri peygamber efendimizi kaleme alan pek çok mevlit yazılmıştır.[1] Süleyman Çelebi'nin (812/1409) da kaleme aldığı 'Vesilet'ün-necat' adlı mesnevisinin ilk Mevlit olduğu görüşü yaygın bir şekilde kabul ve itibar görmüştür. Ancak bundan önce Türkçe yazılmış Mevlit benzeri eserlerin varlığı da bilinmektedir. Mesela bunlardan biri, Ahmet Fatih'e (ö.650/1252) ait 'Çarh-nâme' dir. Çarh-nâme'den daha sonra kaleme alınmasına rağmen edebî şekil ve içerik bakımından Vesîle't-ün-Necât daha çok itibar görmüştür.

    Türkçe'de kaleme alınan Mevlitlerin sayısı 200 civarındadır. Bunlar üzerinde yapılan çalışmalar bir kısmının Süleyman Çelebi'nin eserine aynen benzediğini, bir kısmının bazı motifler bakımından ayrılık gösterdiğini, bir kısmının ise, Vesîle't-ün-Necât'dan farklı olduğunu ortaya koymaktadır. [2]

    Bu toplantıya çok değerli fikir ve tebliğleri ile katılan hocalarım ve araştırmacı arkadaşlarım, Mevlit'i farklı açılardan ele alacak, ilim ve kültür hazinemizi zenginleştireceklerdir. Biz de Mevlit'e, geçmişten günümüze icra şekli ile mûsikî penceresinden bakmaya çalışacağız. Geçmişten günümüze Mevlit icralarının ne şekilde yapıldığı ve bu icralarda görülen bazı problemleri ele almaya çalışarak, Mevlit okumakta ün yapan önemli şahsiyetler hakkında bilgi vermeye çalışacağız.
    Geçmişten Günümüze Mevlit İcrası:

    Hz. Peygamber'in sağlığında onun doğum yıl dönümü kutlanmadığı gibi, Hulafâ-i Râşidîn dönemiyle Emevi ve Abbasi devirlerinde de Mevlit ile ilgili bir uygulamaya rastlanmamaktadır. İlk Mevlit merasimi Fâtımîler devrinin sonlarında, Mısır'da saraya mahsus olarak, Halife, yakınları ve davetlilerin katılımı ile kutlanmıştır. Peygamberimizin doğum yıldönümü halkın iştirak ettiği özel bir merasim olarak, (m.1208) yılında Erbil Melîki Muzafferü'd-din zamanında kutlanmıştır.

    Bazı vakfiye kayıtlarından hareketle, Osmanlılarda Mevlit merasimlerini Osman Gâzi'ye kadar götüren araştırmacılar varsa da, genel görüş, Mevlit törenlerinin Kânunî döneminden itibaren saray protokolünde yer almaya başladığı ve III.Murat zamanında tamamen resmileştiğidir.[3] Osmanlı imparatorluk teşrifâtında yer alan ve halk nazarında da gittikçe artan bir rağbet kazanan Mevlit, daha sonraları âdeta bir bayram mahiyetini almıştır.[4] Anadolu ve Rumeli Kazaskerleri, müderrisler, kadılar,' mertebelerine göre camide hazır bulunmuşlardır.[5] Mevlit merasimi ekseriya Sultanahmet Camiinde yapılırken, daha sonraki zamanlarda Beyazıd, Nusretiye, Beylerbeyi vb. camilerinde de yapıldığı görülmektedir.[6]

    Kaynaklarda Mevlit merasiminin nasıl yapıldığı, Mevlithanların kürsüye çıkışı-inişi ve padişahtan aldığı hediyeler ile ilgili bilgiler yer almaktaysa da, mûsikî açısından nasıl icra edildiği, hangi makamlarda okunduğu veya nasıl bir melodik seyir takip edildiğine dair etraflı bilgilere rastlayamadık. Bazı araştırmacılar, Süleyman Çelebi'nin Mevlit şiirini aynı zamanda bestelemiş olabileceği[7] görüşündedir. Dolayısıyla Mevlit'in ilk icrasının besteli yapıldığını söylemenin yanlış olmayacağı kanaatini taşımaktayız. Bu sebeple geçmişten günümüze Mevlit icrasını önce besteli şekliyle ele almaya çalışacağız.

    Yapılan araştırmalar göstermektedir ki; Mevlit'in bilinen ilk bestekârı Bursalı Sekban'dır. Ancak Sekban'ın yaşadığı dönem ile ilgili olarak farklı bilgilere rastlanmaktadır. Ekrem Karadeniz, 'II.Mahmut zamanında baş hanende olarak Sekban tarafından her satırı ayrı ayrı ve gayet sanatlı bir şekilde bestelenen bir Mevlit-i şerif vardı. Bu beste Mevlitçi başı Osman Efendi ile kendi talebelerinden birisi vasıtasıyla yayılmıştır.'[8] İfadesiyle Sekban'ın XIX yüzyılda yaşadığını söylerken, diğer bazı araştırmacıların XVII yüzyılda yaşadığından bahsetmesi bu konuda bazı tereddütleri ortaya koymaktadır. Sekban'ın XIX yüzyıl sonlarına kadar okunan bu bestesi, zamanla unutulmaya başlanmış, dönemin ünlü mûsikîşinaslarından Mutaf-zâde Ahmet Efendi gibi isimler, bu besteyi öğrenme gayretleri göstermişse de başaramamışlar ve ilgisizlik sonucu besteli Mevlit unutulmuştur. El yazması bazı Mevlit nüshalarında mısraların yanına yazılan ve o mısrada takip edilmesi gereken makam seyirlerini işaret eden makam isimleri, besteli Mevlit'in izlerini taşıyan önemli kayıtlar olarak günümüze ulaşmıştır.[9]

    Besteli Mevlit'in icrası çok meraklı mûsikîşinaslar tarafından öğrenilmiş ve halka fazlaca yayılmamıştır. İstanbul'da besteli Mevlit'i bilen kişiler daha çok tekke mûsikîşinasları arasından çıkmıştır. Bedevi Şeyhi Ali Baba, Balat Sünbülî Dergâhı Şeyhi Kemal Efendi, Hüdâi Şeyhi Rûşen Efendi, Hüdâi zâkirbaşısı Şeyh Mehmet Efendi, Mutaf-zâde Ahmet Efendi bunlardan birkaçıdır.[10]

    Bestelenen Mevlit'in nota ile tespiti yapılamadığı için unutulmuş olması, son dönem bestekârlarından bazılarını Mevlit'i tekrar bestelemek üzere harekete geçirmiştir. Hattat mûsikîşinas Kemal Batanay, Mevlit'i yeniden bestelemiş, ve Kâni Karaca bu besteyi meşk etmiştir. Batanay'ın bu bestesi 600 beyittir. Bu bestenin notası henüz neşredilmediğinden icrası da yaygınlaşmamıştır.[11] Ayrıca Hafız Saadettin Kaynak'ın da bir Mevlit bestesinden bahsedilmekte ise de nota henüz ortaya çıkmamıştır.[12] Son günlerde besteli Mevlit ile ilgili önemli bilgilerden bir tanesi de Balkanlarda, Kosova Pirizren'de okunan Mevlit'tir. Koro ve sola bölümler halinde okunan bu Mevlit, notaya alınarak neşredilmiştir. Bestelenmiş olan bu Mevlit'in icrası solo ve koro bölümler halinde yapılmaktadır. Solo bölümleri bir makama bağlı kalmak kaydıyla irticâlen ve serbest olarak, koro bölümleri ise, bugün bilinen usul kalıpları dışında fakat kendisine has okuyuş darplarıyla icra edilmektedir. [13]

    Ayrıca Kocamustafa Paşa Sünbül Efendi dergâhına has 'hay' 'hay' lı denilen bir Mevlit okuma şekli vardı. Bu icrada Mevlithan bir satırı okuduktan sonra zâkirlerin 'hay hay' demesi âdetti. Bu Mevlit'in de son bestesini bilen, bu semtte oturan Sami Efendi idi. Sami Efendi'nin vefatından sonra bu icrayı bilen kalmamıştır.[14]

    Besteli Mevlit'in yanı sıra, Mevlit icrasının diğer bir şekli de vezne bağlı kalmak suretiyle bir melodik seyir çerçevesinde okunmasıdır. Bu icra ile ilgili olarak Ali Kemal Belviranlı'nın şu ifadeleri dikkat çekicidir: 'Aruz veznini bilmeyenlerin değil güzel Mevlit okumaları, güzel Türkcemizi âhengi ile konuşmaları bile mümkün değildir'Öyleyse Mevlit'i gereği gibi okuyabilmeleri için yapılacak ilk iş Mevlit'i meydana getiren mısraları, uygun şekilde sözünü söyleyerek, buna uygun fâ i lâ tün ritmini de el ile vurarak defalarca diyebilirim ki 50 defa 100 defa okumalıdır''[15]

    Ali Kemal Belviranlı'nın da ifade ettiği gibi bugün hâla Anadolu'nun bazı bölgelerinde görüldüğü üzere vezne bağlı, ritmik ifadelerle bir melodik seyir çerçevesinde genellikle de cumhûren Mevlit icraları yapılmaktadır. Bu türlü icra Mevlit okumayı bilen Mevlithanlardan ziyade, genellikle, Mevlit okuma bilgisi bulunmayan, herhangi bir mûsikî eğitimi, almamış ve ses güzelliği de olmayan birkaç kişi tarafından yapılır. Yerde bir halka oluşturulur, okunan Kur'an veya ilâhiden sonra vezin kalıbına bağlı olarak bir melodik seyir çerçevesinde cumhûren icraya geçilir. Bahirler arasında ilâhiler de cumhûren okunur. Bayanlar arasında okunan Mevlit'te de durum aynıdır. Ancak bayanların okuduğu Mevlit'te bir de, veznin okunması vardır. Mevlit'e başlamadan önce birkaç dakika süreyle vezin, ritmik ve melodik bir seyir ile cumhûren okunup, sonra bahirlerin okunmasına geçilir. Bu vezni okuma işi Mevlit'in aslındanmış ciddiyeti içerisinde yapılır. Bu türlü okuyuş çok yaygın bir şekilde olmasa da bazı bölgelerde uygulanmaktadır.[16]

    Günümüzde, yapılan Mevlit merasimlerinde teamülen bazı kaideler oluşmuş ve icralar genellikle şu şekilde yapılmaktadır: Kur'an-ı Kerîm tilâveti ile başlanır ve duruma göre bahirler öncesinde bir ilâhi kaside veya Kur'an okunur, aralarda ise salâvatlar ile devam edilir. Sonunda yine Kur'an-ı Kerîm tilâveti ve dua ile bitirilir. Bahirleri bir Mevlithan okur, ilâhiler ise cumhûren icra edilir. Bahirlerin şu makamlar ile okunması bir gelenek olmuştur. Münacat bahrine başlamadan önce okunacak ilâhi sabâ, dügâh veya çargâh makamından olmalıdır. Daha sonra aynı makamdan (sabâ) münacat bahri okunur. Münacat bahri icrası içinde dügâh, şevkütarab, muhayyer, uşşak gibi makamlardan geçkiler yapılarak icra tamamlanır.

    Nur bahri denilen 'Hak taâlâ çün yarattı âlemi' mısraı ile başlayan bahire hicaz makamı ile başlanır ve icra esnasında şehnaz, evç, segâh, karciğâr gibi geçkiler yapıldıktan sonra tekrar hicaz makamı ile karar edilir.

    'Âmine hatun'' diye bilinen Velâdet bahri rast makamı ile başlar. Bu bahirde de mâhur, nişâburek, segâh, hüzzam, nihavent suzinak'gibi uygun makamlara geçki yapıldıktan sonra tekrar rast makamında karar edilir. Bu bahirde yer alan 'İndiler gökten melekler'' mısraına gerdaniye perdesinden başlayarak mahur nağmeleri yapmak, 'Bu gelen ilm-i ledün sultanıdır' mısraını kürdili hicazkâr, 'Âmine eydür çü vakt oldu tamam' mısraını ısfahan makamında okumak âdettir.[17]

    'Yaratılmış cümle oldu şâdumân' mısraı ile başlayan merhaba bahrine hüseynî makamında girilir ve uşşak, karcığâr gibi makamlarda geçki yapıldıktan sonra segâh perdesinde karar kılınır ve salât-ü selâm getirilir.

    Mevlit'in Miraç bahri 'Söyleşirken Cebrâil ile kelâm' mısraı ile başlar ve bu bahre hüzzam veya segâh makamında girildikten sonra eviç, sabâ, hicaz' gibi geçkiler yapıldıktan sonra tekrar segâh perdesinde karar edilip salâvat okunur.

    Dua bahrine uşşak makamında girildikten sonra, bu makama yakın makamlara (karciğâr, sabâ'gibi) geçkiler yapıldıktan sonra 'Rahmetullâhi aleyhi ecmaîn' mısraında hüseynî makamı gösterilerek Mevlit tamamlanır. Daha sonra hüseynî makamından bir aşr-ı şerif okunup dua edilerek Mevlit merasimi tamamlanır. Önceleri, uşşak, hicaz, bayâtî gibi makamlarda okunan Mevlit'in Vefat bahri uzun zamandan beri okunmamaktadır.

    Takdir olunur ki; anlatılan bu Mevlit icrasının gerçekleşebilmesi için, öncelikle mevlithanların iyi bir mûsikî bilgisi ve ses güzelliğine sahip olması gerekmektedir. Ayrıca mevlithanlar ve ilâhi okuyan zâkirler arasındaki ses uyumu da son derece önemlidir. Birinin bıraktığı ton ve perdeden başlayabilmek bu işin en can alıcı noktasıdır.
    Günümüz Mevlit İcralarında Görülen Bazı Problemler:

    Günümüz Mevlit icralarında görülen en önemli problem, Mevlit'in herhangi bir mûsikî eğitimi almamış, ehil olmayan kişiler tarafından okunmasıdır. Elbette peygamber sevgisinin öne çıkması ve ibadet amaçlı okunması gibi bazı gerekçeler ileri sürülebilir. Ancak bu gerekçeler Mevlit gibi muhteşem bir eseri estetikten uzak, dinleyene bir haz vermeden ulu orta okuma hakkını kimseye vermez. Özellikle Kur'an, Ezân, Mevlit okumada güzel sesin fevkalâde gücünü herkes bilir. Dînî metinlerin böyle güzel okunması dinleyicide sadece kulağa zevk vermekle kalmamakta, ruha hitap edip, mûsikîye ait intibalar uyandırarak ilâhî mesajın iletilmesini de sağlamaktadır.[18] Bu âhenk, cemaat üzerinde önemli etkiler yaratıp ibadetlerin daha duygulu ve daha istekli yapılmasında etkili olmuştur. Osmanlı Medeniyeti özellikle ezan, Kur'an ve Mevlit gibi dînî metinlerin çok güzel okunması hususunda ayrı bir titizlik göstermiş, özel eğitimlerle hâfızlar, müezzinler ve Mevlithanlar yetiştirmiştir. Osmanlı Medeniyetinde Kur'an, Ezan, Mevlit okumak gibi ibadetler dahi sanatın ince zevk ve estetik imbiğinden geçirilerek ayrı inancı paylaşanlar tarafından bile kabul edilebilir bir sanat yüceliğine ulaştırılmıştır.[19] Kur'an'ın çok güzel okunması hususundaki bu anlayış hâlâ varlığını devam ettirmektedir. Türk mûsikîsi makamları çerçevesinde, İstanbul ağzı denilen bir üslûpla yapılan kırâat, kültürümüzün en muteber kabul ettiği bir tarzdır. Tabiatıyla bu güzelliği ortaya çıkaran en önemli etken mûsikî ve ses güzelliğidir. Ancak unutulmamalıdır ki, güzel okumak avazı çıktığı kadar bağırmak, sesleri kontrolsüz olarak kullanmak, istenilen perdelere çıkabilmek için detone olmak değildir. Dinleyiciye rahatsızlık verecek kadar bilinçsizce bağıran, çatlak ve çatallı sesler çıkaran icracılara sıkça rastlanmaktadır.

    Bu bağlamda, Mevlit icralarında ortaya çıkan olumsuzluklardan bir tanesi de mevlithanların veya bahir başlarında ilâhi okuyan kişilerin ses uyumudur. Bahir başlarında ilâhi okumanın sebeplerinden biri de, mevlithana yol göstermektir. Dolayısıyla da ilâhi bitiminden sonra aynı perde ve sesten mevlithanın icraya başlaması gerekir. Ses uyumu son derece önem arz eden bir konu olduğu için ilâhinin, hangi bahir okunacak ise o makamdan seçilmesi ve mevlithanın okuyacağı perdeden okunması gerekir. Bu manada, Mevlit okuyan bazı kişilerin bırakınız makama uygun olarak okumayı, hangi bahirin hangi makamda okunması gerektiğini nazari bilgi olarak dahi bilmedikleri tespit edilmiştir.

    Diğer bir mesele de, okunan ilâhilerin konusu ile ilgilidir. Bu merasimlerde Mevlit'in muhtevasına uygun olarak Hz. peygamberi konu alan ilâhiler okunmalıdır. Günümüz Mevlit icralarının bazılarında bahrin makamına bakılmaksızın, bilinen bir ilâhi okunmakta ve bu ilâhinin konusunun Hz. Peygamber ile hiç alakasının olmadığı görülmektedir. Ayrıca da bazen mevlithanlar bir bahri okurken hiç ara vermeden bir kasideye geçmekte ve sanki Mevlit'in aslındanmış gibi, bahir içerisinde kaside okumaktadırlar. Bu doğru bir icra değildir. Yeni bir bahire geçerken, bir ilâhinin arasında veya sonunda kaside okunabilir. Ancak bahir içerisinde sanki Mevlit'in aslındanmış gibi kaside okumak karışıklıklara neden olabileceği için Mevlit'in aslına hürmeten bundan kaçınılmalıdır.

    Aslında Mevlit, belli disiplinlere ve teamülî kurallara uygun olarak okunması gereken bir metindir. Fakat âdet yerini bulsun kabilinden, kısaca geçiştirilerek Mevlit okunduğu görülmektedir. Bahirlerin bazıları hiç okunmadan atlanırken, bazı bahirler de biraz başından, biraz da sonundan okunarak geçiştirilmektedir.

    Mevlit icralarında gördüğümüz önemli aksaklıklardan biri de ses düzeni ve mikrofon kullanımı ile alâkalıdır. İcrayı dinleyiciye duyurabilmek maksadıyla ses düzeni cihazların volümü aşırı açılmakta ve rahatsızlık verici bir durum oluşmaktadır. Buna bağlı olarak mevlithanlarda mikrofon kullanmasını bilmiyorsa pek çok hoş olmayan harici ses ortaya çıkmaktadır.

    Görülen diğer bir olumsuzluk da telâffuz ile alakalıdır. Her ne kadar aruz vezni ile yazılmışsa da aslı Türkçe ve Türkçe'nin en güzel eserlerinden biri olan Mevlit'in kelimeleri Arap fonetiğine uydurularak telâffuz edildiğinden anlaşılmaz bir hâle gelmektedir. Dinleyiciler tarafından anlaşılabilmesinin önemli olduğu kanaatindeyiz.

    Bu bildirimizde günümüz Mevlit icralarının daha güzel olabilmesi için çözüm önerilerinin ne olduğundan hiç bahsetmedik. Tabiatıyla Mevlit'te öncelikli hedefin peygamber sevgisinin öne çıkması ve ibadet amaçlı olarak okunmasıdır. Buna saygı göstermekten daha tabii bir şey olamaz. Ancak, gerek Hz. Peygamber sevgisini ifade etmek, gerekse ibadet maksadı ile okumak gayesi ile yapılan bu işin en güzel bir şekilde icra edilmesini arzu etmekteyiz. Onun için de Mevlit icrası ile meşgul olan kişilerin, din hizmeti ve eğitimi veren kurumların öncelikli olarak bu konuya eğilmeleri ve bu işle ilgili elemanlarına ciddi bir mûsikî eğitimi vermeleri gerektiğine inanıyoruz.
    Geçmişten Günümüze Önemli Mevlithanlar:

    Hz. Peygamber'in adının her anıldığı yerde, ona salâvat getirip selâm söylemeyi ihmâl etmeyen Türk milleti, onun dünyayı şereflendirmesinden dolayı yazılan Mevlit'i de ibadet hassasiyeti içerisinde en güzel bir şekilde okuyabilmeyi kendisine ideal bilmiştir. Mevlit'i mûsikî sanatımızın en güzel ve anlamlı nağmeleri ile nakış nakış işleyerek icra etmiş,hatta mûsikî ve din adamlarımız arasından Mevlit okumayı bir sanat dalı haline getiren ve onu şanına lâyık bir üslupla okuyarak Mevlit-han' sıfatı ile anılan pek çok sanatkâr yetişmiştir.

    Mevlit'in şâiri Süleyman Çelebi'nin eseri aynı zamanda bizzat besteleyerek okuduğunu kabul etmek, onun bu hizmetine duyulan saygıdan olsa gerektir. Ayrıca Mevlit'i besteledikleri bilinen Sinâneddîn Yusuf Çelebi ve Bursalı Sekban'ın da Mevlit'i okudukları ve ilk Mevlithanlardan oldukları söylenebilir.

    1700 lü yıllardan başlamak üzere, İstanbul'da Mevlithanlık ile şöhret olmuş, tespit edebildiğimiz önemli isimlerden bazıları şunlardır: Emir Buhârî Hatîbi hattat ve şâir Hâfız Şuhûdî Mehmet Efendi, Beşiktaş Sinanpaşa Nakşi Bendî Tekkesi Şeyhi Mustafa Rıza Efendi, Zeyrek Câmii Müezzini Hüseyin Dede (ö.1718), Âmâ Şeyh Halil Efendi, Bayrâmî Şeyhi Çolak-zâde Mustafa Efendi, Bursalı Hünkâr İmamı Hacı Mustafa Efendi (ö.1720) ve oğlu Nizameddîn Efendi (ö.1737).[20]

    1800 lü yıllarda İstanbul'da Mevlithanlık ile tanınan önemli isimlerden bazılarını ise şöyle sıralayabiliriz: Aksaraylı Âmâ Hâfız Hasan Efendi, Hünkâr İmamı Fındıklı'lı Hacı Hakkı Efendi, Hünkâr İmamı Hâfız Yusuf Efendi, Bedevî Şeyhi Ali Baba, Hâfız Aşir Efendi, Beylerbeyi Câmii Hatîbi Rifat Bey, Selimiye Hatîbi Şeyh Ömer Efendi, Balat Sünbûlî Dergâhı Şeyhi Kemâl Efendi, Hüâdî Tekkesi Şeyhi Mehmet Rûşen Efendi, Mutaf-zâde Ahmet Efendi.[21] Mehmet Akif Ersoy'un Safahatı'nın 7. kitabında sesinin güzelliği ve icrası ile ölümsüzleştirdiği Hasan Rıza Efendi de bu dönemin en önemli isimlerindendir.

    Yine bu dönemde sesi ve icrâsı beğenilen Musullu Âmâ Hâfız Osman Efendi (1840-1920) ve güzel Kur'an ve Mevlit okuması ile ün yapan Enderunlu Hâfız Hüsnü Efendi (1858-1919) da zikredilmesi gereken isimlerdendir.[22]

    Son dönem Mevlithanları arasında en önemli isimlerden biri Hâfız Sami'dir. (1874-1943) 12 yaşında hâfızlığını tamamlayan Sâmi Efendi, çok güzel bir üslupla Kur'an ve Mevlit okurdu. Onun bu icra şekli kendisinden sonra gelen sanatkârları etkilemiştir. 'Okuyuşunda mânâ ve diksiyona özellikle dikkat ederdi. Yorulmak bilmeyen bir sesi, yanında uzun bir nefesi vardı'Bu konuda yakın arkadaşı Hâfız Ali Rıza Sağman Hafız Sâmi Merhum adlı esrinde şöyle der: Merhum Hâfız Sâmi'nin Mevlit'in üç beytini bir solukta okuduğuna çok şâhit olmuşumdur. Hem de baştan savma bir üslupla değil, gereken perdeleri göstermek, gereken nağmeleri yapmak, icap eden uzatmaları hakkıyla eda etmek şartıyla'' Yine aynı eserde Ali Rıza Sağman Hafız Sâmi'nin Süleymâniye'de okuduğu bir Mevlit için şunları anlatır: ''nasıl okuduğunu anlatmak için ben kelime bulamıyorum. Çok güzeldi desem az olur, fevkalâde okudu desem bir şey söylemiş olmam, ne diyeyim? Bilmem ama, Mimar Sinan'ın yaptığı kubbenin dinlediği ve inlediği ilk ve son ses olsa gerektir.'[23]

    Son dönemin önemli Mevlithanlarından biri de, Hâfız Kemâl'dir. (1889-1939) Geniş, oktavlı, tiz, parlak ve olağanüstü bir sese sahip olan Kemâl Efendi'nin, mûsikî repertuarı da oldukça genişti. Hâfız Saadettin Kaynak ile plâklar da doldurmuştur.[24] Hafız Kemâl bu güzel sesi ve ünü sayesinde, 'Mevlit, Süleyman Çelebi tarafından yazıldı, Hâfız Kemâl tarafından okundu' iltifatına mahzar olmuştur. Hâfız Kemal, Mecit Sesigür, Zeki Sesli, Zeki Altın, Nusret Yeşilçay, Hüseyin Tolan gibi meşhur Mevlithanlara da hocalık etmiştir.[25]

    Yine bu dönem içerisinde yetişen 'Mevlithân-ı Şehriyârî' (Sultan Mevlitçisi) unvânını taşıyan Boyabatlı Mustafa Şevki Efendi (ö.1926) ile, Mızıka-i Hümâyun'da yetişen, dînî ve din dışı mûsikîde mâhir ve sesinin güzelliği ile tanınan Hâfız Burhan, adından söz edilmesi gereken önemli Mevlithanlardır. Ayrıca, mûsikî bilgisi fevkalâde iyi olan ve icralarında çok güzel geçkiler yapan Hâfız Ali Üsküdarlıdan da bahsetmek gerekir. Münir Nurettin Selçuk onun için; 'Ben bu kadar ustaca geçkiler yapabilen bir mûsikîşinas tanımıyorum' demiştir. Yine perdeler üzerinde usta bir cambaz gibi oynayan Mecit Sesigür'den de söz etmek gerekir.[26]

    Hafız Yaşar Okur (1885-1966) Mızıka-ı Hümâyun'a alınmış, Saray müezzinliği yapmıştır. Cumhuriyet'in ilânından sonra, Cumhurbaşkanlığı Fasıl Heyetinde bulunmuş, Atatürk'ün de takdirini kazanmıştır. Tiz perdelerde temiz bir sesi ve icrası olan Hâfız Yaşar, sanat hayatı boyunca hanende, hâfız ve Mevlithan olarak tanınmıştır.

    Dînî ve din dışı mûsikîde ün yapan en önemli isimlerden biri de Hâfız Sadettin Kaynak'tır. Hâfız Sâmi'yi çok dinlemiş, onu örnek almış ve etkisinde kalmıştır. Kaynak'ın icra tarzı ile ilgili olarak öğrencisi kâni Karaca şunları söylemiştir: 'Kur'an-ı Kur'an gibi, gazeli gazel gibi, Mevlit'i de Mevlit gibi okurdu'Bu işlerde güfte taksimâtı çok önemlidir'' Saadettin

    Kaynak'ın talebesi olmuş, Halil İbrahim Çanakkaleli, Hasan Akkuş, Aziz Bahriyeli, Esat Gerede, Mecit Sesigür, Ahmet Kibritçioğlu ve Zeki Altın da son dönemin önemli Mevlithanlarıdır.[27]

    Yine Hâfız Saadettin Kaynak'ın da talebesi olan, Yer altı Cami Hatibi Hâfız Ali'den de istifade eden Hâfız Kâni Karaca, Kur'an ve Mevlit okumadaki ustalığının yanı sıra, sağlam mûsikî bilgisi, sesine olan hâkimiyeti, perdelere doğru basması ve icralarında çok güzel geçkiler yapmasından dolayı haklı bir şöhret kazanmıştır.[28]

    Yine dînî ve din dışı mûsikî de önemli hizmetleri olan Hâfız, Bestekâr, Hoca Bekir Sıtkı Sezgin (1936-1996) son dönemin en önemli isimlerindendir. Sağlam bir mûsikî bilgisine, güzel ve temiz bir sese sahip olan Sezgin'in geniş repertuar bilgisi de vardı. Kur'an ve Mevlit okuyuşu beğenilmiştir.[29]

    Bu tebliğde günümüz mevlithanlarından hiç bahsetmedik. Elbette günümüz mevlithanları arasında adından bahsedilecek pek çok mâhir isim vardır. Günümüz mevlithanları ayrı bir tebliğ konusu olarak ele alınmalıdır.

    [1] Ergür Enes, 'Balkanlar'da Okunan Okunan Bir Mevlit Bestesi' (Sufi Gelenek ve Hayat) Keşkül, Bahar 2007, Sayı,12, s.72.

    [2] Aksoy Hasan, 'Mevlit:Türk Edebiyatı', DİA, Ankara 2004, c.XXIX,s.482

    [3] Şeker Mehmet, 'Osmanlılarda Mevlit Törenleri', DİA, Ankara 2004, c.XXIX,s.479.

    [4]Pekolcay Necla, 'Mevlit', İslâm Ansiklopedisi, MEB.yay. 5.Baskı, İstanbul 1978, c.VIII,s.173.

    [5] Daha geniş bilgi için bakınz:Sarıcık Murat, Osmanlı İmparatorluğunda Nakîbü'l-Eşraflık Müessesesi,Türk Tarih Kurumu yayınları, Ankara 2003, s.169-171.

    [6] Pekolcay, a g m, s.174.

    [7] Özcan Nuri, 'Mevlit:Mûsikî'DİA, Ankara 2004, c.XXIX, s.484

    [8] Karadeniz M. Ekrem, Türk Mûsikîsi Nazariyatı ve Esasları, İş Bankası yayınları, Ankara 1965, s.168.

    [9] Özcan Nuri, a g m. S.484.

    [10] İnançer Ö.Tuğrul, 'Osmanlı Tarihinde Dînî Mûsikî' Mûsikî Mecmuası, Haziran 1999, s.12

    [11] Öztuna Yılmaz, Büyük Türk Mûsikîsi Ansiklopedisi, Kültür Bakanlığı yayınları, Ankara 1990, c.II, s.55.

    [12] Özcan Nuri, a g m, s.484.

    [13] Balkanlarda okunan besteli Mevlit ve notası hakkında daha geniş bilgi için ; bkz, Ergür Enes, a g m s.72-78.

    [14] Karadeniz M. Ekrem, a g e, s.168.

    [15] Belviranlı Ali Kemal, Mûsikî Rehberi 'Dînî Mûsikî-, Nedve yayınları, Konya 1975, s.58.

    [16] Isparta merkez ve merkeze bağlı bazı köylerde anlatılan şekilde Mevlit okunduğu tespit edilmiştir.

    [17] Özcan Nuri, a g m, s.484.

    [18] Şerif M.M. İslâm Düşüncesi Tarihi, İnsan Yay. İstanbul 1991, c.III, s.347.

    [19] İnançer Ö. Tuğrul, a g m. 465, s.13

    [20] İnançer Ö.Tuğrul, a g m, s.12.

    [21] Özcan Nuri, a g e, s.485.

    [22] Özalp M. Nazmi, Türk Mûsikîsi Tarihi, M E B Yayınları, İstanbul 2000, c.II, s.31-53.

    [23] Özcan Nuri, 'Yüzyıllar Boyu Devam Eden Bir Dînî Mûsikî Geleneğimiz: Mevlit' Peygamberimiz'e, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 2007, s.32-33.

    [24] Özalp M. Nazmi, a g e, s.175-176.

    [25] Büyüker Kâmil, 'Mevlit'i Okuyan Adam:Hâfız Kemâl' Peygamberimiz'e, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 2007, s. 41.

    [26] IşıkEmin, (Söyleşi) 'İstanbulda Mevlit Geleneğinin Dünü-Bugünü' Peygamberimiz'e, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 2007, s.39.

    [27] Şen Hasan Oral, Saadettin Kaynak, T R T yayınları, Ankara 2003, s.54.

    [28] Türk Müziği Geleneğini Yaşatanlar, Kâni Karaca, Sesli ve Görüntülü Belgesel, Boyut Yayın Grubu, VCD,Kitap.

    [29] A g Yayın Gurubu, Bekir Sıtkı Sezgin.
#20.01.2011 15:07 0 0 0
  • Mevlitan Konusuna Benzer Konular
  • Böyle bir şey olamaz.! Hiç alakalı konu bulamadık.