Sadece elimizde kalanlarla da mucizeler gerçekleştirebiliriz

Son güncelleme: 31.01.2011 23:27
  • noimage

    "18 Kasım 1995" günü keman sanatçısı Itzhak Perlman,
    New York'ta, Lincoln Center'daki Avery Fisher
    Salonunda bir konser vermek üzere sahneye çıktı.
    Eğer herhangi bir Perlman konserinde bulunmuşsanız
    bilirsiniz ki onun için "sahneye çıkmak"
    hiç de küçümsenecek bir başarı değildir.

    Çocukluk yıllarında çocuk felcine yakalanmış olan
    Perlman'ın her iki bacağında da destekleyici ateller
    vardır ve ancak kol değneği yardımıyla yürüyebilmektedir.
    Onu sahne üzerinde her defasında sadece bir adım
    atabilmek suretiyle acı içinde ve yavaş yavaş
    yürüken görmek unutulmayacak bir görüntüdür.
    Ağrılar içinde ama ihtişamla yürümektedir,
    sandalyesine erişinceye kadar.

    Sonra oturur; yavaşça koltuk değneklerini yere
    koyar, bacaklarındaki atellerin klipslerini açar,
    bir ayağını geriye iter, ötekini öne uzatır.
    Daha sonra yere eğilerek kemanını alır,
    çenesinin altına koyar, orkestra şefine
    başıyla işaret verir ve çalmaya başlar.

    Şu zamanda değin, izleyiciler bu ritüele alışmışlardır.
    O, sahnenin bir ucundan sandalyesine doğru ilerlerken
    sessizce otururlar. Bacaklarındaki klipsleri açarken
    inanılmaz bir sessizlikle beklemektedirler.
    Çalmaya hazır olana dek beklerler.

    Ancak o konserde bişiler ters gitti. Daha ilk birkaç
    satırı çalmıştı ki, kemanın tellerinden bir tanesi koptu.
    Telin kopma sesini duyabilmek mümkündü,
    salonun bir ucuna tabancadan fırlayan kurşun
    gibi gitmişti ses. O sesin ne anlama geldiği
    konusunda yanılmak imkansızdı. Ve bunun
    akabinde ne yapılması gerektiği konusunda da...

    O gece orada olan insanlar kendi kendilerine
    şöyle düşündüler: "Anlamıştık ki, yeniden
    ayağa kalkması, atelleri yeniden takması,
    koltuk değneklerini alması, yavaş yavaş sahne
    arkasına gitmesi ve ya yeni bir keman bulması
    ya da yeni bir tel takması gerekecekti"

    Ama o öyle yapmadı. Bunun yerine bir dakika
    kadar bekledi, gözlerini kapadı ve sonra
    şefe yeniden başlaması için işaret verdi.
    Orkestra başladı ve o kaldığı yerden devam etti.
    Ve daha evvel hiç görülmemiş bir tutku, güç
    ve saflıkla çaldı. Elbette herkes bilmektedir ki;
    senfonik bir eseri sadece 3 telle çalmak imkansızdır.
    Bunu ben de bilirim, sen de bilirsin, herkes bilir...
    Ama o gece Itzhak Perlman bilmeyi reddetmişti.

    Onu, parçayı kafasında molüde ederken,
    değiştirirken ve yeniden bestelerken görebilirdiniz.
    Bir noktada, telleri nerdeyse yeniden tonlamışçasına
    sesler çıkarmaktaydı kemandan, daha evvel hiç
    vermedikleri sesleri vermelerini sağlamak için...

    Bitirdiğinde salonu olağanüstü bir sessizlik kapladı.
    Ve akabinde seyirciler ayağa kalktı ve tezahürata başladılar.
    Oditoryumun her yanından inanılmaz bir alkış patladı.
    Hepimiz ayaktaydık... Bağırıyor, ıslık çalıyor,
    alkışlıyor, yaptığını ne kadar takdir ettiğimizi,
    beğendiğimizi anlatacak her türlü hareketi yapıyorduk.
    Gülümsedi, yüzünden akan terleri sildi, yayını
    kaldırarak bizi susturdu ve böbürlenerek değil
    ama sessiz, güçlü, dingin bir tonla şöyle dedi :

    "Bilirsiniz, bazen de sanatçının görevidir,
    elinde kalanlarla ne kadar daha
    müzik yapabileceğini bulmak..."

    Bu ne güçlü bir cümledir. Duyduğumdan
    beri aklımdan çıkmıyor. Ve kim bilir?
    Belki de bu bir yaşam tarzıdır,
    sadece sanatçılar için değil hepimiz için.

    Burada, tüm yaşamını bir kemanın 4 teli ile
    müzik yapmak üstüne kuran ve birden bire,
    bir konserin ortasında kendini sadece 3 tel ile
    bulan bir adam vardır. O da 3 tel ile müzik
    yapmayı seçer... Ve o gece yaptığı; sadece
    3 telle yaptığı müzik, daha evvel yaptığı,
    4 teli varken yaptığı herşeyden daha güzel,
    daha kutsal, daha unutulmazdı...

    "O zaman belki de bizim görevimiz,
    yaşadığımız bu sallantılı, hızla değişen,
    ürkütücü dünyada kendi müziğimizi yapmaktır;
    önce elimizde olan herşeyle ve daha sonra bu artık
    imkansız olduğunda, sadece elimizde kalanlarla..."


    Jack Riemer

    noimage


#28.01.2011 14:58 0 0 0
  • Teşekkür butonuna teşekkürler şayeste arkadaşım..
#31.01.2011 19:54 0 0 0
  • Değerli Arkadaşım!
    Bazen elimizde bulunanlar la yetinmeyi hakikaten
    bilmiyoruz, halbuki biraz daha cesaretli olsak, biraz
    İtina göstersek kimbilir ne şahane şeyler ortaya çıkacak...
    Ne kendimiz ne de etrafımızda bulunanları üzeceğiz...
    bence denemekte yarar var...
    Elleriniz dert görmesin, yine çok güzel bir konu seçiminde
    bulunmuşsunuz, sağolun...

#31.01.2011 22:35 0 0 0
  • Okuyan gözlerinize sağlık Canım arkadaşım;insanın dini ırkı var ama erdemin,engin görüşün dini yok...Okuduğumda çok etkilendiğim bir yazıydı canım arkadaşlarımla paylaşmak istedim..zaman ayırdığınız için sonsuz teşekkürler...
#31.01.2011 22:47 0 0 0
  • Siz o kadar emek verip hazırlamışsınız,
    emeğe saygı en önemli unsurlardan biridir...
    Hemde böyle gerçek olan bir mucizeyi
    okumamak bencillikten başka bir şey değildir...
#31.01.2011 23:07 0 0 0
  • Teşekkür ederim Canım arkadaşım.Engin yüreğiniz dert,gam keder görmesin..Hep sağlıklı huzurlu yaşayın İnşallah..
#31.01.2011 23:27 0 0 0