plörezi nedir - akciğer zarı iltihabının nedenleri - akciğerlerde su toplaması - plevra zarında su toplamasının sebepleri - ampiyem nedirAkciğer zarı iltihabı genellikle akciğerde verem, emboli ya da apse gibi bir enfeksiyon süreci sonucunda gelişir.
Eskiden daha çok zatülcenp adıyla anılan akciğer zarı (plevra) iltihabı, akciğer zarının her iki katmanında da yaygın iltihaplanmanın görüldüğü bir hastalıktır. Her yaşta ortaya çıkabilir; özellikle erkekler arasında yaygındır. Pek çok nedeni olabilir. Nedeni belirsiz birincil ve bazı başka hastalıklara bağlı ikincil türleri vardır. Birincil türde hastalık temel olarak akciğer zarına yerleşmiştir. İkincil türde ise akciğer zarı iltihabı başka bir organdaki hastalıkla birlikte ya da onun ardından ortaya çıkar; akciğer, kalp dış zarı, akciğerler arası bölge (mediyastin), ya da karın içi organlarının hastalıklarının sonucu olabilir.
Akciğer zarı iltihabının çok çeşitli nedenlerinden biri bakterilerdir; hastalık etkeni olabilen bakterilerin en önemlisi verem basilidir. Romatoit artrit ve tümörler de sık rastlanan nedenlerdendir. Biriken sıvının özelliğine göre klinik açıdan üç tip akciğer zarı iltihabı bilinir: Kuru ya da fibrinli akciğer zarı iltihabı, sıvı-fibrinli (sulu) ya da eksüdalı akciğer zarı iltihabı ve irinli akciğer zarı iltihabı (ampiyem).
Kuru ya da Fibrinli Akciğer Zarı İltihabı
Halk arasında akciğer zarı sertleşmesi olarak bilinir. Çoğunlukla önemli bir iz bırakmadan iyileşir. Gene de dikkatle izlenmesi gerekir, çünkü olguların önemli bir bölümü akciğer filmleriyle her zaman tanınamayan verem hastalığına bağlıdır.
Kuru ya da Fibrinli Akciğer Zarı İltihabı Nedenleri
Eğer hastalık etkeni verem basili değilse çeşitli olasılıklar söz konusudur. Akciğer zarı iltihabı akciğer ya da bronş iltihabı, apse, bronş genişlemesi ve yıkımı gibi bir başka akciğer hastalığından kaynaklanabilir. Gut ve üremi gibi bir zehirlenme hastalığına bağlı olabilir. Göğüs kafesi yaralanmaları, romatizma ya da karaciğer, safrakesesi, karın zarı, kalp gibi komşu dokulardaki bir iltihabın akciğer zarına yayılması sonucunda ortaya çıkabilir. İltihap etkenlerinin kan ya da lenf dolaşımı yoluyla akciğer zarına ulaşmasıyla da gelişebilir.
Kuru ya da Fibrinli Akciğer Zarı İltihabı Belirtileri
Dört önemli belirti görülür: Ağrı, ateş, öksürük ve zar sürtünmesi. Bunlar hastalığın yeterince tipik belirtileridir ve hemen her olguda belli ölçüde yinelenir. Bununla birlikte kesin tanı konabilmesi için hepsinin bir arada bulunması gerekmez.
Ağrı hastanın dikkatini çeken ilk belirtidir. Gerginlik duygusu verir, batıcıdır ve göğüs duvarının tek bir noktasında duyulur. Bu nokta genellikle kürekkemiğinin ucuna denk düşer. İltihap akciğer tepesini örten zarda yoğunlaşmışsa ağrı özellikle omuza yayılma eğilimindedir. Ağrının önemli bir özelliği de derin soluk almayla, öksürük ve hapşırıkla artmasıdır. Hastalık etkeni o bölgede bazı değişikliklere neden olur. Örneğin akciğer zarını besleyen damarları genişletir. İltihaplı bölgeden damar geçirgenliğini artıncı maddelerin çıkması sonucunda damarlardan bol miktarda fibrinojen içeren bir sıvı sızar. Fibrinojen bir proteindir. Akciğer zarının iki katmanı arasında biriktiğinde zamanla sertleşerek ağsı ya da pürtüklü bir fibrin kütlesine dönüşür. Bu arada akciğer zarının katmanlarını döşeyen hücrelerin de dökülmesiyle bunların örttüğü zar alanı açıkta kalır. Akciğer zarının yüzeyi böylece kayganlığını yitirir ve zarın iki katmanı solunum sırasında birbiri üzerinde kolayca kayamaz. Solunum hareketi sırasında zar katmanlarının birbirine sürtünmesi, zarın göğüs duvarını örten yüzeyindeki duyu sinirlerinin uçlarını uyararak ağrıya neden olur. Buna karşılık zarın akciğeri örten bölümünde duyu sinirleri bulunmadığından bu bölge ağrısızdır.
Ateş çok farklı biçimlerde gelişebilir. Genellikle 38°C-39°C'ye kadar yükselir; özellikle hastalığın başlangıcında belirgindir ve gün boyu yüksek kalır.
Daha önemli bir belirti olan öksürük kuru ve inatçıdır. Akciğer zarındaki iltihaptan doğan bir refleks sonucu ortaya çıkar. Son derece rahatsız edicidir, çünkü ağrıyı artırır.
Akciğer zarı sürtünmesi hastalığın ana belirtisidir. Sürtünme sesinin şiddeti akciğer zarı katmanlarında iltihabın yaygınlığına bağlı olarak değişir. Oğuşturulan taze kösele sesine, karda yürürken çıkan sese ya da birbirine sürtülen saç tellerinin çıkardığı sese benzeyen bu ses, artık pürtüklü bir yapısı olan akciğer zarı katmanlarının birbirine sürtünmesinden doğar. Derin soluma sırasında ve soluk vermekten çok soluk alırken duyulur. Sesin zamanla hafifleyerek kaybolması fibrin birikintilerinin ortadan kalktığını, akciğer zarının iki katmanının birleştiğini ya da akciğer zarı boşluğunda sıvı (eksüda) birikmesiyle katmanların sürtünemeyecek kadar birbirinden uzaklaştığım düşündürür. Son olasılık, fibrinli akciğer zarı iltihabından sulu akciğer zarı iltihabına geçildiğini gösterir.
Kuru (fibrinli) akciğer zarı iltihabının belirtileri özellikle vereme bağlı olgularda çok hafif olabilir. Başlangıçta gözden kaçabilir ve akciğere yayılarak çok daha ağır duruma gelebilir. Bu nedenle belirtiler hafif de olsa, inatçı ve yineleyici özellikteyse hastanın röntgen filmi çekilmeli ve çeşitli incelemeler yapılmalıdır.
Sıvı-Fibrinli (Eksüdalı) Akciğer Zarı İltihabı
Sıvı-fibrinli (sulu) akciğer zarı iltihabının nedenleri fibrinli iltihap nedenleriyle aynıdır. En önemli neden veremdir; olguların yüzde 90′ı vereme bağlıdır. Belirti veren olguların bir bölümü de akciğer tümörlerine bağlı olarak ortaya çıkar.
Sıvı-fibrinli akciğer zarı iltihabının en önemli özelliği, zar boşluğunda birkaç mililitreden birkaç litreye kadar değişebilen sıvı (eksüda) toplanmasıdır; toplanan sıvı miktarı 5-6 litreye ulaşabilir.
Dikkat çekici bir nokta da akciğer zarı boşluğunda toplanan sıvı miktarının çok olmasına karşın, akciğer zarındaki ya da akciğerdeki lezyonların fazla ağır olmamasıdır. Bunun nedeni sıvı-fibrinli akciğer zarı iltihabının oluşumunda alerjik bir sürecin rol oynamasıdır.
Özet olarak fibrinli ve sıvı-fibrinli akciğer zarı iltihabı arasındaki başlıca fark, akciğer zarının aynı uyarıya değişik biçimlerde yanıt vermesinden kaynaklanır.
Sıvı-Fibrinli (Eksüdalı) Akciğer Zarı İltihabı Belirtileri
Hastalığın başlangıç belirtileri, kuru akciğer zarı iltihabı belirtilerinin aynısıdır. İlk dönemde göğüs ağrısı hep vardır, ama aralarında sıvı birikmesi sonucunda akciğer zarı katmanlarının birbirinden uzaklaşmasıyla zamanla kaybolur. Nefes darlığı başlangıçta ağrıya bağlıdır. Daha sonra ise sıvı toplanması sonucu solunuma katılan akciğer yüzeyinin azalması nefes darlığı yapar. Önceleri tutulan akciğer alanına basınç ağrıyı artırdığından hasta sağlam akciğer yanma yatmayı yeğler. Oysa akciğer zarı boşluğunda sıvı toplandıktan sonra hasta akciğer yanına yatma eğilimi görülür; böylece sağlam akciğerin daha rahat solunuma katılması sağlanır. Biriken sıvının aşırı miktarlara vararak kalp ve dolaşımı engellediği olgularda hasta ancak yan oturur durumda ya da dik durduğunda soluk alıp verebilir.
Ateş hiç kaybolmayan bir belirtidir, ama süresi ve yüksekliği hastalık etkenine göre değişebilir. Sıvı birikiminin en çok olduğu devrelerde en yüksek düzeye erişir; daha sonra sıvı geri emildikçe yavaş yavaş hafifler.
Sıvı-Fibrinli (Eksüdalı) Akciğer Zarı İltihabı Tanısı
Sıvı-fibrinli akciğer zarı iltihabının tanısı genellikle kolaydır. Hastalığa özgü birçok nesnel ve öznel belirti tanıyı kolaylaştırır.
Bununla birlikte hastalığın gidişini belirleyen, iltihabı başlatan ana etkeni saptayıp uygun tedavi yöntemini bulmaktır. Bunun için akciğer zarında biriken sıvının fiziksel, kimyasal, hücresel ve bakteriyolojik özellikleri titizlikle incelenmelidir. Bu inceleme, sıvının biriktiği bölgede akciğer zarı boşluğuna bir iğneyle girilip toplanan sıvıdan örnek alınarak yapılır. Torasentez adı verilen bu girişim yerel anestezinin ardından boşluğa iğneli bir tüp (kamil) ya da enjektörle girilerek gerçekleştirilir.
Alınan sıvının özgül ağırlığı ve asitlik derecesi saptanarak transüda ya da eksüda niteliğinde olduğu belirlenir. Sıvı transüda niteliğindeyse içeriğinde proteine, genellikle kırmızı ve beyaz kan hücrelerine ve akciğer zarı yüzeyini döşeyen hücrelere ender rastlanır. Sıvı tipinin belirlenmesi tam açısından çok önemlidir. Eksüda niteliğinde bir sıvı örneği genellikle akciğer zarı iltihabını düşündürür. Transüda yapısında sıvı ise daha çok akciğer zarı katmanları arasındaki iltihaptan bağımsız olarak kalp, böbrek ya da karaciğer hastalıklarına bağlı sıvı birikiminin belirtisidir. Kimyasal incelemeler yağ, kilus ya da kolesterol gibi bazı özel maddelerin varlığını kanıtlamak için yapılır.
Hücresel inceleme için önce sıvı santrifüjle ayrıştırılır; sonra kalan cisimcikler lama yayılarak boyanır ve mikroskop altında incelenir. Hücresel bileşenlerin tanınması, özellikle tümöre bağlı sıvı birikiminde çok önemlidir. Bakteriyolojik inceleme ise sıvıda bulunan bakterileri, yani hastalığın asıl etkenini ve bunların çeşitli antibiyotiklere karşı olan duyarlıklarını saptamaya yöneliktir.
Akciğer zarından alınacak biyopsi örneği kesin tanı açısından çok yararlıdır. Torasentez sırasında zar dokusundan kolayca örnekler alınabilir.
İrinli Akciğer Zarı İltihabı ya da Ampiyem
Akciğer zarı boşluğuna yerleşen mikroplar uygun koşullar bulduğunda çoğalarak ampiyem adı verilen çok ağır bir enfeksiyona yol açar. Ampiyemde zar boşluğundaki birikim ya başlangıçtan beri irin biçimindedir, ya da önceleri sıvı (eksüda) niteliğindeyken sonradan irinleşmiştir.
Göğüs boşluğundan alınan sıvı örneği yoğun, krem renginde ve opaksa, ayrıca bol miktarda hücresel öğe ve mikrop içeriyorsa bunun irinli olduğu söylenebilir. İrinli akciğer zarı iltihabı, üremek için akciğer zarında uygun ortam bulan mikropların yaygın bir enfeksiyon başlatmaları sonucunda gelişir.
İrinli Akciğer Zarı İltihabı ya da Ampiyem Nedenleri
Ampiyemin etkeni çeşitli bölgelerden gelen değişik mikroorganizmalar olabilir. En sık görülen neden, akciğerdeki bir bakteri enfeksiyonunun akciğer zarına yayılmasıdır. Yayılma akciğerdeki iltihabın gidişi sırasında ya da bu hastalık iyileştikten sonra gerçekleşebilir. Grip enfeksiyonu sırasında bile ampiyem gelişebilir. Grip her ne kadar virüs kökenli bir enfeksiyonsa da akciğerde, streptokok ya da stafilokokların da eklenmesiyle hastalık akciğer zarına yayılabilir. Bakteriler ayrıca genel mikrobik hastalıklardan, göğüs duvarındaki iltihaplardan, diyafram altı, karaciğer ya da böbrek çevresi apsesi gibi iltihap odaklarından ya da göğüs duvarındaki delici bir yara yoluyla doğrudan dış ortamdan gelerek akciğer zarı boşluğuna yerleşebilir. Daha önce değinildiği gibi kuru ya da sıvı-fibrinli akciğer zarı iltihabının en sık görülen nedeni olan verem basili de irinli akciğer zarı iltihabına yol açabilir. Bu durum özellikle akciğer veremi sırasında oluşan bir kavitenin doğrudan akciğer zarı boşluğuna açılmasıyla ortaya çıkar.
İrinli Akciğer Zarı İltihabı ya da Ampiyem Belirtileri
İrinli akciğer zarı iltihabının belirtileri, sıvı-fibrinli akciğer zarı iltihabında görülenlere benzer. Ama bu kez irinleşmeyle giden sürecin özel belirtileri de tabloya eklenmiştir. Bunlar iltihap etkeninin cinsine, iltihabın ağırlığına ve yaygınlığına göre değişir. Ampiyem bütün akciğer zarı boşluğuna yayılabildiği gibi belirli bir bölgeyle de sınırlı kalabilir. Bu durumda kese biçiminde sınırlanmış ampiyemden söz edilir.
Hastanın genel durumu değişen ölçülerde de olsa her zaman bozulmuştur. Hasta halsiz, solgun, tümüyle iştahsız ve zayıflamıştır; sürekli yatma gereksinimi duyar. Ateşi yüksektir. Bütün irinli olaylardaki gibi ateş titreme nöbetleriyle yükselip belirli bir noktaya ulaşır, daha sonra hafif ya da şiddetli bir terlemeyle düşer. Sıvı-fibrinli akciğer zarı iltihabının gidişi sırasında, yüksek ateşin ortaya çıkması olaya hinleşme sürecinin eklendiğini düşündürmelidir. Ayrıca hasta enfeksiyonun yerine göre değişen göğüs bölgelerinde ağrı duyar. Tansiyonu düşer ve genellikle böbrek işlevleri bozulur.
Havasız ortamda yaşayabilen mikropların varlığı, bozunma ya da kokuşmanın başlaması, akciğer ve akciğer zarında doku yıkımıyla kangrenleşme ve bunun sonucunda gelişen kendiliğinden (spontan) pnömotoraks, yani akciğer zarına hava girmesi hastalığı ağırlaştırır ve yakınmaları artırır.
Ampiyem sırasında ortaya çıkan irinin görüntüsü ve özellikleri akciğer zarı boşluğunda üreyen mikropların cinsine göre değişir. Pnömokoklara bağlı irin gri renkte ve yoğundur; streptokoklar yoğunluğu daha az ve genellikle kanlı bir sıvı oluşturur. İrinleştirici (piyojen) mikroplar krem kıvamında ve yeşilimsi renkte, verem basili toz renginde ve içinde kesilmiş süt gibi parçacıklar bulunan, kokuşturucu mikroplar ise son derece kötü kokulu, içinde akciğer ve akciğer zarına ait doku parçacıkları bulunan irin üretir. Doku parçalarının varlığı bozundurucu ya da kokuşturucu mikropların akciğer ve akciğer zarında yol açtığı doku yıkımını gösterir.
Antibiyotiklerin kullanıldığı günümüzde bile ampiyem olgularına özenle yaklaşmak gerekir. Ne kadar erken tanı konur ve cerrahi girişim ya da ilaçlarla tedaviye başlanırsa o kadar iyi sonuç alınır.
Gerekli tedavi uygulanmadığında, irin göğüs duvarına ya da akciğerlere doğru bir yol bularak ilerler. Bu durumda akciğer zarıyla göğüs duvarı arasında ya da akciğerle akciğer zarı arasında bir fistül oluşur. Fistül gelişimi iltihabın akciğer dokusuna da yayılmasının sonucudur. Çok seyrek olmakla birlikte bazen, özellikle de keseleşmiş ampiyem olgularında sıvı kendiliğinden emilir ve irinleşen bölgeyle sınırlı olarak akciğer zarı kalınlaşıp kireçlenebilir.
Günümüzde antibiyotik tedavisini yaygınlaşması sonucunda bir zamanlar öldürücü olan ampiyem olgularının büyük bölümü başarıyla tedavi edilmektedir. Çok kolay olmamasına karşın tedavi genellikle iyileşmeyle sonuçlanır Özellikle antibiyogram yapılarak hastalık etkeninin duyarlı olduğu antibiyotiklerin belirlenmesi ve bunların yerel olarak enjekte edilmesi, irinin akciğer zarı boşluğundan uzaklaştırılmasını sağlar. Böylece iltihabı yenmek kolaylaşır ve hastalık yavaş yavaş iyileşir Başta vereme bağlı ampiyemler olmak üzere bazı olgularda iyileşme ancak cerrahi girişimle sağlanabilir. Hastalığın uzun sürdüğü bu olgularda hastanın son derece sabırlı olması, iyileşme döneminde ve sonrasında tedavinin bütün kurallarına sıkı sıkıya uyması zorunludur. Tedaviye belli bir süre ara vermek ya da ihmal etmek aylar alan iyileşmeyi bir anda ortadan kaldırır.
Akciğer Zarı (Plevra) Drejanı
Akciğer zarı iltihabının en kesin tanı yöntemi zar boşluğuna iğneyle girerek (torasentez) burada sıvı bulunup bulunmadığını anlamaktır. Alınan sıvı örneği bulanık ya da irinli olabilir. Günümüzde antibiyotik tedavisinin yaygınlaşmasına karşın, bazı olgularda zar boşluğunda biriken irinin cerrahi girişimle konan bir sonda aracılığıyla boşaltılması gerekebilir. Buna drenaj denir. Yinelenen iğneyle boşaltma işlemleri etkisiz kaldığında ya da akciğer zarı boşluğunda keseleşmeler geliştiğinde genellikle drenaja başvurulur.
Yerel ya da Sınırlı Akciğer Zarı İltihabı
Akciğer zarı iltihabında sıvı her zaman zar boşluğunda serbest olarak toplanmayabilir. Sıvı birikimi akciğerler arasındaki mediyastin adlı boşlukta, akciğer lobları arasında, akciğerle diyafram arasında, bazen de çevresi yapışıklıklarla sınırlanmış kesecikler biçiminde gerçekleşebilir. Yapışıklıklar genellikle sıvı-fibrinli akciğer zarı iltihabının iyileşmesi sırasında zarın iki katmanı arasında oluşur. Sınırlı akciğer zarı iltihabının yerleştiği bölgeye göre çeşitli tipleri vardır.
• Mediyastini örten akciğer zarı iltihabı. Eksüda niteliğindeki sıvı, akciğer zarının mediyastin organlarını örten katmanıyla akciğerin mediyastine bakan iç yüzünü döşeyen karşı katmanı arasında birikerek iki katmanı birbirinden ayırır. Sıvı mediyastinin ön ya da arka bölümünde toplanabilir. Genellikle hastalıklı yandaki akciğerin göbeğinde (hilus) lenf bezlerine de yayılmış veremin sonucudur. Birincil kompleks (Ghon kompleksi) denen bu verem olguları daha çok gençlerde görüldüğünden bu tip akciğer zarı iltihabına da çoğunlukla gençlerde rastlanır.
Sıvı ön mediyastinde toplanmışsa, en tipik belirti göğüs kemiğinin arkasından başlayıp koltukaltı ve memeye doğru yayılan ağrıdır. Sıvı arka mediyastinde toplandığında ağrı omurga boyunca yayılır. Sıvı birikimi çok fazlaysa mediyastin organlarına baskı yapar. Baskı soluk borusunaysa hırıltı ve ağrı, yemek borusunaysa yutma güçlüğü, vagus sinirineyse öksürük, gırtlaktaki rekünent sinirineyse ses kısıklığı ya da ses kaybı, azigos toplardamaraysa boyun ve göğsün yüzeysel damarlarında dolgunluk ve genişleme gibi belirtiler görülür.
Akciğer filmi çekilmeden mediyastini örten akciğer zarı iltihabı tanısına varmak çok zordur. Tanı amacıyla torasentez ya da mediyastinoskopi yapılması birçok teknik soruna yol açar.
• Loblar arası akciğer zarı iltihabı: Oldukça sık rastlanır. İltihap akciğer loblarını ayıran yarıkların içini örten zar bölümlerindedir. Akciğer dokusunun bir hastalığı söz konusu değilse en sık görülen etken verem basilidir. Akciğer dokusunda bir hastalık varsa bu genellikle yarığa komşu bölgedeki akut bronş-akciğer iltihabıdır.
Hastalıkta öbür akciğer zarı iltihabı belirtilerine ek olarak yüksek ateş, iltihaplı loblar arası yarık boyunca yayılan ağrı, öksürük ve nefes darlığı görülür. Tanı akciğer filmiyle konur. Hastalığın bıraktığı izler genellikle yıllar sonra çekilen akciğer filmlerinde bile yarıklar boyunca uzanan çeşitli kalınlıklarda opak çizgiler biçiminde görülebilir.
• Diyaframı örten akciğer zarı iltihabı: Genellikle çok seyrek görülen ve her zaman kolay tanı konamayan bir hastalıktır. En çok verem hastalığı sürecinde ortaya çıkar. Ayrıca başta karaciğer ve özellikle safrakesesi olmak üzere karın boşluğundaki organların enfeksiyonları sırasında gelişir. Bu durumda sıvı genellikle irinlidir. Karın organlarıyla ilgili belirtiler öne çıktığından hekimin daha çok bunlara dikkat etmesi akciğer zarındaki sıvı birikiminin gözden kaçmasına yol açabilir. Hastada yüksek ateşle birlikte göğsün alt bölümünde yoğunlaşan ağrı vardır; ayrıca öksürük, nefes darlığı, yutma güçlüğü ve diyafram örselenmesinin sonucunda çok tipik olarak ortaya çıkan hıçkırık görülür. Tanıya öncelikle akciğer filmiyle varılır. Filmde diyafram kubbesi hareketsiz ve biçimi bozuk olarak gözlenir; sıvı toplanması diyaframda yoğun bir bölge biçiminde görülür.
• Akciğer tepesini örten akciğer zarı iltihabı: Zarın akciğerin tepesini örten bölümündeki iltihap genellikle vereme bağlıdır. Belirtileri öbür akciğer zarı iltihaplarındaki gibidir. Bazen tanı amacıyla köprücük kemiği altından batınlan bir enjektörle torasentez yapılır.
• Keseleşmiş akciğer zarı iltihabı: Keseleşmiş iltihap akciğer zarının herhangi bir bölgesinde görülebilir. Çevresindeki yapışıklıklarla yalıtılmış bir akciğer zarı kesesi içinde sıvı birikimi sonucunda oluşur. Yapışıklıklar iyileşme sürecindeki bir sıvı-fibrinli akciğer zarı iltihabından arta kalmıştır. Sıvı irinliyse yapışıklıkların oluşumu kolaylaşır. Gerçekten de irinli sıvılar kolayca geri emilemez, yoğunlukları hızla artar ve akciğer zarı katmanları arasında yaygın ve kalıcı yapışıklıkların oluşumuna yol açar.
Keseleşmiş akciğer zarı iltihabının iyileşmesi zaman alır ve tedavisi çok karmaşıktır. Tedavi genellikle bölgeye antibiyotik, kortizon grubu ve fibrin eritici ilaçların enjekte edilmesine dayanır.
Bu tedaviyle hastalık iyileşse de keseleşmiş iltihabı oluşturan yerel anatomik koşulları fazla değiştirmez. Keseleşmiş bir akciğer zarı iltihabının kalıcı tedavisi ancak cerrahi girişimle yapılmaktadır.
Tedavi
Başka bir hastalığa bağlı olarak gelişen ikincil akciğer zarı iltihaplan, bu hastalığın gidişiyle yakından ilişkili olarak bazen aylan bulabilen bir süre sonunda iyileşir. Hastalık seyrek olarak kalp dış zarı iltihabı (perikardit), karın zarı iltihabı (peritonit), akciğerde kan göllenmesi ve akciğer zarı çevresinde apseleşme gibi istenmeyen sonuçlara yol açabilir.
Tedavide belirleyici olan iltihabın nasıl iyileştiğidir. Biriken sıvı tümüyle geri emilirse akciğer açılır, akciğer zarı eski bütünlüğüne kavuşur ve solunum işlevinde hiçbir bozukluk görülmez. Ama olguların çoğunda akciğer zarı katmanlarındaki fibrin örtülerinin üzerinde bağdoku gelişimiyle zar kalınlaşır (pakiplörit); göğüs duvarında büzüşmeler ve mediyastinde çekilmelere yol açan büyük yapışıklıklar oluşur.
Büyük yapışıklıklar solunum hareketlerini zorlaştırır. Öncelikle akciğer zarı katmanlarının birbiri üzerinde kaymalarını engelleyerek hareketleri sınırlar. Özellikle birbirinden uzak bölgelerdeki yaygın yapışıklıklar akciğerin soluk alma sırasında açılmasını zorlaştırarak göğüs kafesinin hareketini kısıtlar. Böylece solunum işlevi önemli ölçüde sınırlanabilir. Özellikle de göğüs boşluğunda geniş alanların sert bağdokusuyla dolarak büzüşmesi ve esnekliğini yitirmesi (fibrotoraks) durumunda ağır kalp-dolaşım yetersizliği gelişir.
Bu tür olumsuz sonuçların önlenmesi çok büyük ölçüde uygun tedavi türünün ve yönteminin seçilmesine ve tedaviye erken başlanmasına bağlıdır. Böyle karmaşık sorunlar bir kez ortaya çıkarsa cerrahi girişim kaçınılmaz olur. Akciğer zarı iltihabının etkeni belirlendikten ve uygun tedavi seçildikten sonra hasta kesin olarak yatakta dinlenmeye alınır ve ağrı kesici ilaçlarla ağrısı önlenir. Günde 3-4 kez 0,5 gr'lık dozlarda verilen aspirin ağrıyı gidermeye yetebilir. Sıvı-fibrinli akciğer zarı iltihabının tedavisi önce verem ya da zatürree gibi hazırlayıcı hastalığın tedavisiyle sağlanabilir. Torasentezle her seferinde bir litreyi aşmamak koşuluyla birkaç kez sıvı boşaltılması, hastayı rahatlatıp iyileşme süresini kısaltabilir. Torasentezle bir litreden fazla sıvı alınırsa, az da olsa dolaşım yetersizliği ve akciğer ödemi gelişebilir. Ama hastada ileri derecede solunum güçlüğü yapacak kadar çok sıvı birikmişse, göğüs drenaj sondası kullanılarak ve iyi denetlenen koşullarda bir litreden fazla sıvı boşaltılabilir. Biriken sıvının elden geldiğince büyük miktarlarda boşaltılması aynı zamanda sıvının bağdokuya dönüşmesini de engeller. Sıvı-fibrinli akciğer zarı iltihabının vereme bağlı olduğu düşünülüyorsa, akciğer veremi tedavisine ağırlık verilmelidir. Ayrıca ateşin yüksek olduğu evrede ve ateş düştükten sonraki altı hafta boyunca hasta yatakta dinlendirilir. Akciğer filmleriyle düzenli denetim hastalıktan sonra 3-5 yıl daha sürdürülmelidir. Yeterli tedavi görmeyen akciğer zarı veremli hastaların büyük bölümünde 5 yıl kadar sonra akciğer veremi geliştiğinden tedavinin titizlikle tamamlanması çok önemlidir. İrinli akciğer zarı iltihabında torasentezle elden geldiğince erken aşamada irin boşaltılmalıdır; aşırı sıvı birikimi ya da keseleşme varsa girişim kaburgalar arası aralıktan bir sondayla yapılabilir. Boşaltmanın ardından akciğer zarı boşluğu bir litre kadar ılık fizyolojik serumla yıkanmalıdır. Sıvının bakteriyolojik incelenmesi ile akılcı bir antibiyotik tedavisi planlanabilir. Antibiyogram sonuçları alınmadan önce akciğer zarı boşluğuna torasentez iğnesinden 1.000.000-2.000.000 ünite penisilin hemen yerel olarak uygulanabilir, ama bunun için hastada penisiline karşı aşırı duyarlılık bulunmadığı kesinleştirilmelidir. Akciğer zarı iltihabının iyileşme süresi birkaç ayı bulabilir. Hastalık etkeni verem basiliyse verem tedavisi iyileşme sonrasında birkaç ay daha sürdürülür. Bundan sonra da akciğer dokusunda verem başlaması olasılığına karşı hasta akciğer filmleri ve muayenelerle bir süre daha izlenir. İyileşme döneminde solunum alıştırmaları oldukça yararlıdır. Beslenmeye önem verilmeli bol ve çeşitli gıdalar alınmalıdır. Çok soğuk ya da nemli ve 800 m'den yüksek olmayan dağ havası önerilebilir.