İdiopatik Trombositopenik Purpura

Son güncelleme: 26.02.2011 16:26
  • idp nedir - idiopatik trombositopenik purpura belirtileri - idiopatik trombositopenik purpuranın tedavisi - ilaçlara bağlı trombositopenilerİdiopatik trombositopenik purpura (İTP), plateletlere
    karşı oto antikorların gelişmesi sonucu,
    başta dalak olmak üzere plateletlerin fagosite edilip
    yıkılmasıyla karakterize otoimmün bir hastalıktır.
    Klinik olarak diğer trombositopeni yapan nedenlerden
    farklılık gösterir. Bu hastalıkta temel neden
    oluşan antikorların trombositopeni yapmasıdır.
    Diğer serilerde herhangi bir bozukluk saptanmamaktadır.
    Fizik muayenede trombositopeniye bağlı
    kanamaların dışında organomegali yoktur. Hastalık
    tanısı esas olarak diğer trombositopeni yapan
    diğer nedenlerin ekarte edilmesiyle konulmaktadır.
    Çocukluk ve erişkin yaşta görülen tipleri klinik olarak
    bir takım özellikler içermektedir. Genel olarak
    çocukluklarda infeksiyonu takiben ani olarak ortaya
    çıkar. Spontan remisyon sık olarak izlenir. Kronik
    formu azdır. Erişkin tipinde ise başlangıç sinsi
    olup, spontan remisyon seyrek ve kronik forma
    dönüşüm fazladır. Tanı klinik olarak konduğu için
    anti platelet antikorların varlığını göstermek gerekli
    değildir. Kesin olmayan durumlarda bu antikorların
    varlığını göstermek yararlı olabilir. Yıkıma bağlı
    trombositopenilerden ayırmak için aşağıdaki testler
    önerilebilir: ANA, anti-DNA, viral markırlar, fibronojen,
    protrombin zamanı, aPTT, fibrinojen yıkım
    ürünleri, kan kültürü, serum protein elektroforez,
    kemik iliği aspirasyon ve biyopsi, ultrasonografik
    veya diğer görüntüleyici yöntemler.

    İlaçlara Bağlı Trombositopeniler

    Bu hastalarda ilaçlara bağlı olarak oluşan antikorlar
    trombositlerinin immün olarak yıkımına
    neden olurlar. Bu ilaçların başında kinin, kinidin,
    sulfamidler, fenitoin, metildopa, heparin ve dijital
    gelmekle birlikte, potansiyel olarak kullanılan tüm
    ilaçların trombositopeni yaptığı düşünülmelidir.
    İlaçlara bağlı trombositopeni genellikle ilaç kullanılmaya
    başladığından ortalama 14 gün sonra
    gelişebildiği gibi yıllar sonrasında ortaya çıkabilir.
    Tanı diğer trombositopeni yapan nedenlerin ekarte
    edilmesi ve ilaç kullanma hikayesi ile birlikte ilacın
    kesilmesiyle birlikte trombositlerin yükselmesi ile
    konulur. Tedavide steroidler genellikle verilmesine
    karşın yararı tartışmalıdır. Majör kanamalarda
    platelet transfüzyonu, yüksek doz steroid ve intravenöz
    immünglobulin verilebilir. Heparine bağlı
    trombositopenide (HİT) iki tipte trombositopeni ile
    karşılaşılmaktadır. Non-immün formunda klinik
    olarak iyi seyirlidir. Bu tipte genellikle trombosit
    sayısı 50 000/mm3 üzerindedir. Trombositopeni
    heparin başladıktan hemen sonra gelişebilmekte
    heparin devam edilmesine rağmen trombositopeni
    kaybolmaktadır. Bu durumun heparine bağlı olarak
    trombosit agregasyonuna bağlı olarak ortaya çıktığı
    ileri sürülmektedir. İkinci tipte ise klinik olarak daha
    ağır seyretmekte ve trombosit değerleri diğer ilaçlara
    bağlı trombositopeniler kadar düşük değildir. Klinik
    olarak trombositopeni heparin başlandıktan 5-8
    gün sonra oluşur ve asıl major problem trombozdur.
    Venöz trombozlar arteriyal trombozlara oranla daha
    sık izlenir. Platelet faktör 4 ve heparin kompleksine
    karşı oluşan antikorlar trombositleri aktive etmekte
    ve tromboz oluşuma bağlı olarak trombositopeni
    oluşmaktadır. HİT tanısı için yapılan testler zor
    olup, tanıdaki değerleri tartışmalıdır. Bu durumdan
    sakınmak için heparin alan hastaların trombosit
    sayımları sık yapılmalı ve kumadin eş zamanlı başlanması
    önerilmektedir. Trombosit sayımı 50 000/
    mm3 altına düşen ve tromboz kliniği olan hastalarda
    heparin hemen kesilmelidir.


    alıntı
#20.02.2011 02:42 0 0 0
  • Teşekkürler canım
#26.02.2011 16:26 0 0 0