Sana bu satırlarımı yazarken ben çok uzaklarda olacağım.
Tekrar kavuşmak dileğiyle seni sıkıca sarıp öpüyorum anacığım.
O, kahve gözlerinin üstünden doymamakçasına.
Çenenin altından şirince sarkan bıdığından
Ellerinin ılıklığından, büyük bir aşk ile.
Anacığım hatırlıyor musun bilmem?
Deli martın kol gezdiği gecelerde; şişen bademciklerim için siyah zeytini dövüp, ispirto ile harmanlayıp sardığın günleri. Pirinç karyolanın başucunda sabahı sabah edip anlımın terini sildiğin anları
Sabahın kör karanlığında düşmeyen ateşimin telaşıyla; beni sarıp sarmalayıp sırtına vurup, kimsesiz sokakların ölgün ışıklarında hastanenin yolunu adımlayışını
Her attığın adımın sarsıntısında; midemdeki kelebeklerin üç yüz altmış derece dönüşüyle beraber sırtından aşağıya kusuşumu
Biliyor musun? Hala kulaklarımda sesinin tınısı ve şefkati
Az kaldı çocuğum sabret.
Ne zaman yüreğime hüzün çökse, gözlerimin pırıltısından anlardın.
Ne vakit senden ırakta hüzünlerimi yudumlasam, ya da hasta olsam mutlaka beni rüyanda görmüş olup telefona sarılırdın.
Şaşırır kalırdım. Müneccim benim anam derdim kendi kendime.
Zaman su misali akıp giderken, yaş kemale ererken dünya tersine dönerken kum saati misali yaşamlar dar pencereli evin pervazında asılı kalıyor anacığım.
Güçlü, bastığı yeri inleten adımlarının yanında; kol gezen hastalığın, sessiz ve sinsice bedenini sararken ruhun şimdiden içine çekilmeye başlamıştı.
Kabullenememek
Yıllar; tırpan ile kesilen buğdaylar misali, ardı sıra devrilirken mahzunlaşan çehren ile hangi vakit kimliklerimizi değiştirdik meçhul.
Çoktandır büründüğümüz kimlik değişimimizde, sen artık benim çocuğum ben ise annen idim. Sana olan sevgim anlayamadığım bir devranda şefkate bürünmüştü. Bu tarifi mümkün olmayan hislerim beni allak bullak ediyor çevremdeki bazı varlıkları seninle özdeştiriyordum.
Ne vakit;
sokakta gezerken, ya da herhangi bir fotoğrafın karesinde, yaşlı çaresiz yaşlı bir kadın görsem
Ah! İçim nasıl volkan olup ta lavlarını dışa taşırır.
Ah! Bir bilsen anacığım, her birinin yüzünde seni görüyorum.
Elimi uzatıp dokunmak, gözlerindeki o garip bakışlara derman olmak istiyorum.
Kucaklamak, korumak Her şeyden tüm kötülüklerden...
Boğazımda düğümlenen düğüm zehir gibi olur, ne yutabilirim nede dışa atabilirim. Haykırarak ağlamak gelir içimden.
En tuhafıma giden de ne biliyor musun anacım?
Yolda küçük bir köpek yavrusu görsem; üstüne bir de soğuktan üşüyorsa, gözlerimin içine baktığında eriyip gidiyorum.
Gözlerinin kahve sönük ışıltısında seni görüyorum anacığım.
İşte o an bittiğim andır.
Oracıkta oturup, henüz yaşayan anam için ağıt yakmak geliyor içimden.
Sen bilmiyorsun anacım.
Ben; henüz sen daha yaşarken, toprak olup gideceğin günlerin yasını tutuyorum şimdiden.
Önce hayalini aklıma düşürüyorum. Gurbet elde gelen acı haberini tahayyül ediyorum. Bir an, gerçek ile hayal âlemini birbirine karıştırıyorum. Gözlerimin önünde, canlanıyor beyaz gelinliğin içerisinde sana sarılıp kendimden geçişim.
Yarabbi bu nasıl bir acıdır?
Yanan eriyen yüreğim dar gelir kafesine, atar kendini bilinmezliğe doğru.
İrkilirim. Korku acıyla harmanlanıp beni deli eder.
Yaradanım, ben nasıl dayanırım bu acıya?
İliklerime kadar üşürüm.
Kötü bir kâbustan uyanmak için silkinirim tüm gücüm ile.
Ah anacığım!
Güzel anacığım.
Bir gün olsun, gün yüzü görmemiş anacığım.
Bahtı kara, yüzü ak anacığım.
Hakkını helal et.
Pamuk ellerinden öpüyorum.
Doymak istercesine.
Ama hiç doyamadan.
Sarıyorum seni.
Bastırıyorum yüreğimin üstüne.
Ne olur!
Ne olur, sen hep orada kal.
Ne olur, beniz yalnız koyma.