Pencerenin önünde oturuyorum. Önümde her renkten açelyalar var. Pembeye gözüm takılı. Ama çiçeği görüyor ya da düşünüyor değilim. Aklımda dura dura yer etmiş bir düşünceHer göz kırpışımda yerinden oynuyor ve ağrıyor
Saat, başımı duvara çevirip bakacak kadar mühim değil. Güneşin pencereme sırtını döndüğü bir vakit işte. Karşı apartmanın kadınları sofra bezlerini silkeliyor. Üç öğün vaktinin birindeyiz demek kiAma sabah değil, akşam olacak kadar karanlık da değil. O halde öğleden sonra...Mühim bir vakit değil işteKimse bu vakit için şiir yazmadıHiçbir sevgilinin sureti öğleden sonraya benzetilmedi
Benden mi, kendinden mi soğuduğunu anlayamadığım çay bardağını bırakıyorum elimden. Tekrar pencereye dönüyorum. Kadınlar yokYalnız bir kedi var bahçe duvarının üzerinde. Bana bakıyor, bacakları her an ağzımdan çıkacak "kovalama" sözcüğüne hazır gibi duruyor. Sonra sıkılıyor benden, muhtemelen kıpırdayan başka bir yaratık gördüğü toprağa bakıyor.
"Bu nasıl yaşıyor?" diye soruyorum içimdeki bilgine"Her kıpırtıda ölüm korkusuyla" İçimdeki bilgin benden dağınık bugün. "Başka derdin mi yok senin?" diye cevap veriyor, elindeki kitaptan gözlerini ayırmadan.
Çaresiz kendi biriktirdiklerime dönüyorumÇocukken ne çok korkardım insanlardan. Ya hırsızdılar, ya Çingene, ya çocuk katili, ya deliHepsi de en çok yabancıydı ve yabancılar en korkulması gerekendi. Hayatın olmazsa olmazının, yabancılarla uzlaşmak olduğunu bilmiyordum henüz.
"Sanki şimdi biliyorsun da!" diyor bilgin. "Hayata tutunmak konusunda, şu gördüğün uyuzlu kediden dahi alt bir noktadasın."
"Saçma?" diyorum. "Bu doğru değil!" Elindeki kitabı dört yanındaki karanlıktan birine fırlatıyor ve bana bakıyor. O aslında yüzüme bakmaz pek.
" Saatlerdir ne düşünüyorsun?"
" Söylemek zorunda mıyım?"
"Zorundasın."
" Ölümü"
Oturuyor ve bacak bacak üstüne atıyor. Yüzünde alaycı bir tebessüm var. Galip insanlara mahsus bir bakışla bakıyor yüzüme.
"Bakma öyle!" diyorum. "Düşündüğüm kendi ölümüm değil, biliyorsun."
"Laf!"
"Tabiî ki laf!"
"Ölümün korkulacak bir şey olduğuna düşünüyorsan, hayata tutunmak konusunda bir problemin var demektir. Ya sıkı sıkıya bağlısın, ya da kendi müstakil dünyanda hayattan kopuk bir halde yaşıyorsun."
Neden ölümü düşündüğümü düşünüyorum. İki gün önce gördüğüm manzara canlanıyor gözümde. İşyerimin terasından hemen karşıdaki heybetli camiye bakıyorum. Avluda birkaç ağlamaklı insan, musallada, üzerindeki başörtüsünden kadın olduğu anlaşılan bir cenazeBir alt sokakta capcanlı insanlar var. Sağa sola koşuşturuyorlar. Yol kenarında bir köpek pastaneden çıkanlara bakıyor umarsızca. Bütün bu manzarayı elinde sigarayla izleyen ben
Cami içindeki hocanın telkiniyle cemaat toplanıyor. Ben musallada yan duran tabuta bakıyorum. "O nerede şimdi?" diye düşünüyorum. "O da bu manzarayı izliyor mu?" Gözlerimi kapatıyorumBen sekiz yaşındayken ölen büyük babamın suretini hatırlamaya çalışıyorum. O öldüğü gün, bahçedeki güllerin birinde yüzünü gördüğümü anımsıyorum. Ama şimdi yüzü silindi derin nazar arşivimden.
"Onu da unutacaklar." diyorum sessizce. Beni de unutacaklar. Hiç yaşamamışım gibi. Adımı hayatın bütün resmi evraklarından silecekler ilk evvela. Sonra hatırladıkça ağlayacaklar. Zaman geride kalanlarımın yarasını müşfik bir anne gibi saracak. Ben bilmediğim bir diyarda kendi kendime ve dünyadan getirebildiklerime yaslanacağım.
Namaz bitiyor ve birkaç adam tabutu sırtlanıyor. İçimde garip bir sıkıntı var. Sanki soluklarım daha hızlı, iki kalbim varmış gibi hareketli göğsüm.
"Nereye götürüyorsunuz beni?" diye bağırmak istiyorum. Oysa ben hala dakikalar önceki yerimdeyim. Omuzlarda gidenin ben olduğuna öyle inandırmışım ki kendimi, avluyu dolduran yüzlerin içinde yaşlı gözleriyle dualar okuyan annemi arıyorum. Bir "dur" diyecek yok mu diye önce imama, sonra alt sokakta koşturanlara bakıyorum.
Yok! Herkes olağan adımlarındaCenaze bile hareketli, ben durağanTabutun en yakınındakiler bile metin, ben ağlıyorum. Camiyi çevreleyen manolyalara, yol kenarındaki dev çınarlara bakıyorum. Sanırım olağandışı bir şey arıyor gözlerim. Ama yokHer şey ne kadar normalGelip geçen arabalar cenazeye yol veriyor. "Git!" diyorlar. "Git!" Neden "Dur" diyen yok?
Geçip gidiyor ahaliYüreğimde mevtanın çaresiz haliO bir daha bu gök kubbe altında olmayacakMekanı belki bir Fatiha kadar yakın, ama bir ütopya kadar uzak
Ama bana ne oluyor?
Kaldırımlara bakıyorum istemsizAraları bir ömür kadar açık, hiç çiğnenmemiş kadar pak taşlara "Kimler geçti üzerinizden?" diye soruyorum onların duyamayacağı bir sesle. "Şimdi neredeler?"
Heyhat, düşünmek nafile! Kendi sesini dinliyor dudaklarımdan dökülen her feryat. Kim bilir kaç kez annesini sordu da yetim kalan her çocuk, sırtını dönmedi mi her gece dünya denilen boncuk?
Kulaklarımda bir ses: "Öleceğiz, ne çare"
İşte bu manzara, şu an ölüm temalı korkularımın körükleyicisiNicedir unutmuştum, ya da unutmuş gibi yapıyordum.
"Yanlış!" dedi bilgin. "Unutmamalısın. Sen bir öğrencisin dostum. Öğretmenin ölüm, velin ise hayat."
Ölümün insana acıdan başka ne öğretebileceğini düşünüyorum. Aklıma, hiç aklıma getirmek istemediklerim geliyor. Solgun yüzlü fotoğraflar, üzerleri yabani otlarla dolu topraklar ve karanlık.
"Bu senin suçun" diyor bilgin. "Sen dünyaya sımsıkı yapışanlar kısmından katılıyorsun yarışmaya. Hal böyle olunca, kopmak sadece elem geliyor sana."
"Ama ben hep geride kalan oldum, nasıl bilebilirim gidenin ahvalini? Korkuyorum o yüzden. Korkum unutmama yardımcı oluyor."
Korkuyorum. Bilmediğim bir kente gitmekten bile korkarken, hiç mi hiç bilinmeyene gitmekten korkmam normal değil mi?
"İkisi aynı şey dostum. Yani bilmediğin bir şehre gitmekten korkuyor olman da bir ölüm korkusu."
"Bu kadar çevrelendim mi?
"Ölüm insana, hayatı hakkıyla yaşamayı öğretir. Dünya tasalarının hiç olduğunu anlarsın her cenazede. İnsanda değerli olanın et değil içindeki erdemim olduğunu anlarsın. Et çürüyecek, erdem baki kalacak. O erdem ki; bu dünyadan götürebildiğin biricik şey olacak. Bu düşünceyi ömrünün bütün lahzalarına sindirebilirsen eğer, gerçek bir insan olur ve ölümden asla korkmazsın. Sana tavsiyem, en sık gördüğün duvara "Ben ölümlüyüm" yaz. Yaz ki, hiç unutma."
Yeniden pencerenin dışındaki hayata dönüyor gözlerim. Hafif bir rüzgar bahçedeki nebatatı eğlendiriyor. Güneş gitmiş. Bir akşamüstü kızıllığı değiyor yanaklarıma. "Ses duymalıyım" diyorum ve kalkıp radyoyu açıyorum. İnsan sesi duymak istiyorum. Ne konuştuğu önemli değil. Telaşlı bir adam sesinde sabitliyorum frekansı.
Duvarda yan duran çerçeveyi düzeltiyorum. Halıdaki saçları topluyorum. Artık vakit önemliŞairlerin dillerine doladıklar akşam vaktindeyim. Saate bakıyorum. O çok yorgun ama muntazam
Tam yüzüme canlı bir tebessüm takınıp mutfağa gidecekken, sehpanın üzerindeki kurumuş çiçeğe takılıyor gözlerim.
Ne yöne baksam öğretmenimi görüyorumHiç düşmeyecek bir böbrek taşı gibi duruyor yüreğimde bu korku. Gözlerimi kırptıkça yerinden oynuyor ve ağrıyor