İnsan Yaşayarak Öğrenir Kibrit Gibi Kırılmayı -Niğmet Yıldız
Batmak bir deryanın en derinine ve girdaba düşmek kendi belleğinde... Hatta yıkanmak ellerinde şiirin... Dizelerin natırlığın da, hamam sefasına meyletmek Kim bilir belki de arınmaktır gecenin ay, ay bakan gözlerinde... Kurtulmak tüm ıslaklıklardan yakamozun kadifeliğinde
Almak hava'ca...
Vermek toprak'ça...
Arındırmak su'ca...
Kırılmak belki de bir buz dağının kopan dev parçasında... Yazmak, parmak arası düşleri ve yazmak gamze düşüren o sessiz içten gülüşleri... Avutmak çocuk yanını... Kucaklamak ömrüne devir, devir vuran hüzün kokulu yanını... Saklanmak;
Bitmek bilmeyen gecelere yoldaş niyetine ve içini dökmek ellenmemiş ham dizelere...
Bilmek, KENDİNLE HASBİHAL 'ne dört olur ne de dert'... Ağlamaksa eğer asıl murat edilen, 'ay düşerken sularımıza' kendimize gelmek, yakamozun dalga kıran tokadıyla...
Kendime cezaydı kaçamak bakışlarım ve kendime c/ezaydı ağrılı sevişlerim... Körpeliği bilmeden köhne yalnızlıklardı kucağıma düşen...
Mavilerde yaşamaktı bir ömrü, paslanmış duygulardan arınarak... Basından tizine akıntılarıma perde, perde eklenirdi sesin... Ve billurlaşırdı, iliklerime kadar ürperten titreyişlerim
Yıldızlara eklediğin gözlerinden umut huzmelerini dererdim. Samanyolu'na koşardı seni arayan bakışlarım... Ölümcüllüğünde yokluklar yaşatırdı geçmişin pintiliği... Asiliğe fark atıştı, seni iki kaşın arasına ellerimle çivilemek... Hangi duvara gölge düşmeliydik? Ve hangi duvarın diplerinde sabırsızca beklemeliydik?
Aşkı kızağa çekemeyeceksek, hangi hazanı ve hüznü azıya almalıydık? Lamekanın dar alanında köşe kapmaca oynarken çocuk yanlarımız, hangi köhneliklerden sit alanımıza dönmeliydik? Ya da, ümitlerimizin çelimsizliğine fark mı, çelme mi atmalıydık?
Belki de yıkmalıydık tabularımızı, yıkıntılar altında kalmaktan korkmadan Derya da vurgun yemek yerine, basite mi indirgemeliydik sevmeyi, aşkın çılgınlıklarına 'evet' deyip anlara esir düşerek
Bir nefeslik saltanatı kar sayıp, kulak mı tıkamalıydık elimizden kayıp gidenlerin seslerine Ve tuz gözüyle mi bakmalıydık, avucumuzda kırıntıdan ibaret kalanlara Demir atamadığımız yarınlara, hangi yüzle yelken açmalıydık?..