Kronik Böbrek Yetmezliği Nedir - Kronik Böbrek Yetmezliği Sebepleri - Kronik Böbrek Yetmezliği TedavisiKronik böbrek yetmezliğinde birçok böbrek hastalığının son evresini oluşturur. Böbreğin işlevsel birimleri olan nefronlardaki geriye dönüşsüz lezyonlar, böbreğin boşaltım görevini yerine getirememesine yol açar. Bu nedenle üre, ürik asit, kreatinin, sülfatlar gibi metabolizma atıkları dışarı atılamayarak vücutta birikmeye başlar. Proteinin son yıkım ürünü olan üre tek başına kanda zehir etkisi yapmasa da böbrek yetmezliğinin önemli bir göstergesidir. Bu nedenle böbrek yetmezliği belirtilerinin
görüldüğü geriye dönüşsüz son evreye üremi adı verilmiştir.
Kronik Böbrek Yetmezliği Nedenleri
Böbreğin işlevsel yapılarını etkileyen birçok hastalık kronik böbrek yetmezliğine yol açabilir. Ayrıca damar sistemine ait bozukluklar ve idrar yollarının tıkanması da kronik böbrek yetmezliği nedenleridir. Bu hastalığın başlıca nedenleri arasında glomerülo-nefrit, böbreğin damar hastalıkları, kronik piyelonefrit, yalnız nefronları etkileyen cıva gibi zehirli maddeler, böbrekteki enfeksiyonlar ve her iki böbreğin doğumsal hastalıkları sayılabilir. Çok sayıda nefronun işlev dışı kalması, organik sıvı dengesini sağlama işini geride kalan az sayıdaki nefrona yükler. Bu durumda dakikada 120 mi olan glomerüllerdeki toplam süzülme 20-30 ml'ye düşer ve böbrek borucuklarının taşıma yeteneği de azalır.
Sonuçta üretilen idrarın miktarı ve özellikleri değişir: Atılacak maddelerin artması, hastalığın ilk dönemlerinde suyun borucuklardan vücuda geri emilmesini engeller. Bir başka deyişle böbrek iyi süzemediği atıkları bol süzerek uzaklaştırmaya çalışır. Bu nedenle hastalık başlangıcında çıkarılan idrar miktarı artar (poliüri). (Yalnız büyük işlev kaybının görüldüğü kronik böbrek yetmezliği evrelerinde idrar miktarı azalır.) Böbrek yetmezliğinin poliüriye eklenen ilk belirtileri arasında aşın su içme sayılabilir.
Hasta böbrekler idrarı gerektiği gibi yoğunlaştırma ve seyreltme özelliklerini de yitirmişlerdir. Bu nedenle koşullar değişse bile idrarın özgül ağırlığı sürekli olarak 1010 gr/lt dolayında kalır (normal değerler 1006-1025 arası). Buna aynı yoğunlukta kalan idrar anlamına izostenüri denir. Nefronların idrar yoğunluğunu değiştirme yeteneklerini yitirmeleri elektrolit denge bozukluklarına yol açar.
Bazı olgularda böbrek borucuklarından geri emiliminin ortadan kalkmasına bağlı olarak gelişen sodyum kaybı, vücutta sodyum düzeyinin düşmesine neden olarak kan ve öbür hücre dışı sıvıların azalmasına yol açar. Kan hacminin azalması, kan basıncının düşmesine ve buna bağlı olarak ilk idrar miktarının azalmasına yol açar. Potasyum dengesinde belirgin sapmalar görülmez. En azından böbrek yetmezliği idrar azalmasıyla seyreden döneme girmedikçe potasyum normal değerlerini korur. Kronik böbrek yetmezliğinin belirgin özelliği olan ilk idrar miktarının azalması vücutta fosfat tutulmasına yol açar.
Fosfatlar kalsiyumu bağlayarak kalsiyum fosfatları oluşturur. Böylece kanda serbest kalsiyum miktarı azalır. Bu azalma paratiroit bezinden parathormon salgılanmasını uyarır. Parathormonun bir görevi kalsiyumun depolandığı kemiklerden ayrılarak kana geçmesini sağlamak ve kanda kalsiyum düzeyini normal düzeye çıkarmaktır. Böbrek yetmezliğinin bir sonucu olan hiperparatiroidizm (paratiroit bezinin aşırı çalışması) kemik dokusunda incelmeye (kemik erimesi) ve kist oluşumuna yol açar.
Kemikler kırılacak ölçüde zayıflar. İdrarda kalsiyum düzeyi yükselir ve bir anlamda eriyen kemiklerin idrarla dışarı atıldığı evreye girilir. İlk idrar miktarının azalması fosfatların yanı sıra sülfat ve besinlerin yıkılması ile oluşan organik asitlerin atılmasını da engeller. Böylece organik sıvılarda biriken bu maddeler asidoza (asit düzeyinin artması) yol açar. Kronik böbrek yetmezliğinde asidoz durumunun ortaya çıkmasına böbrek borucukları da önemli bir katkıda bulunur. Borucuklar yeterli miktarda amonyum iyonu, üretemez ve böylece asit fazlasının amonyum tuzları halinde vücuttan atılması gerçekleşmez.