aöf sosyal hizmetler bölümü dersleri - teknolojik gelişmelere bağlı olarak üretim yöntemlerinde değişmeler - örgütlerde yönetsel sistem düzeyleri1950’li yıllara gelindiğinde işletme örgütleri giderek büyümüş ve çalışanların sayısı artmıştır. Teknolojik gelişmelere bağlı olarak üretim yöntemlerinde değişmeler olmuş ve daha nitelikli insanların çalıştırılması gereği ortaya çıkmıştır. Bunun yanı sıra çalışanların eğitim ve kültür düzeylerinin yükselmesi, onların beklentilerinde ve gereksinimlerinde değişime neden olmuştur. Tüketicilerin bilinçlenmeye başlamaları ürünlerle ve hizmetlerle ilgili gereksinimlerini ve beklentilerini değiştirmiştir. Bütün bunlara ilave olarak uluslararası ilişkilerin de gelişmeye başlamasına bağlı olarak rekabet artmıştır. Sonuç olarak bu değişimler ve gelişmeler, işletme örgütlerinin klasik yönetim ilkeleriyle yönetilmesini güçleştirmiş, yeni ve farklı yaklaşımlar gerektirmiştir. İşte bu yıllarda ortaya çıkmaya başlayan çağdaş yönetim anlayışının temelini sistem görüşü temsil etmektedir. Sistem kavramı ve sistem yaklaşımıyla ilgili açıklamalar birinci ünitede yapıldığı için burada tekrar edilmeyecektir.
Sistem görüşüne dayanan yönetim yaklaşımı, örgütlerin “uyarlanabilir açık bir sistem” olarak anlaşılmasının değeri üzerine odaklanmıştır. Çünkü işletmeler insan yapımı sosyal sistemler oldukları için yıkılmaktan ya da bozulmaktan (entropi) kurtulmaları ve iyi yönetilmeleri koşuluyla sonsuza kadar hayatta kalabilirler. Bunun için bir yandan çevresel değişimlere yanıt vermeleri, öte yandan hızlı değişime karşı kendilerini koruyacak mekanizmaları geliştirmeleri ve dengeyi oluşturmaları gerekir. Doğru dengenin bulunması ise, işletmenin sonsuza kadar hayatta kalabilmesini sağlayacak kilit unsurdur.
Sistem yaklaşımı daha sonra yönetsel sistemleri incelemekte kullanılmıştır. Karmaşık bir örgütün yönetsel sisteminde teknik, kurumsal ve örgütsel olmak üzere üç düzey bulunur. Teknik düzey, mal ve hizmet üretimiyle ilgilidir. Örgütsel düzey, teknik ve kurumsal düzeyleri koordine ederek birleştirir. Kurumsal düzey ise, örgütün çevresel etkilere yönelik tüm faaliyetleriyle ilgilidir. Bu yapılar arasında farklı çıkarlar ve farklı düzeyler olmasına rağmen, üçü de örgütün amaçlarının elde edilmesi yönünde kendi yeteneklerini ve enerjilerini birleştirmelidirler. Bunun için yöneticilerin planlama, örgütleme ve kontrol işlevlerini yerine getirmeleri; sayısal yöntemleri kullanarak karar vermeleri; etkili liderlik, koordinasyon ve iletişim tekniklerini kullanmaları gerekir.
Sistem yaklaşımının savunucuları sistem kavramına uygulanabilen yararlı bazı tekniklere ve yönetim araçlarına dikkat çekmektedirler. Karar verme modelleriyle doğrudan ilgili olan yöneylem araştırması, simülasyon, PERT ve CPM, bu yöntemlerin birkaçıdır. Sistem yaklaşımları başlığı altında toplanabilecek diğer yöntemler ise, sistem mühendisliği, sıfır tabanlı bütçeleme ve uyarlanabilir örgüt yapısıdır. Bunlar, yöneticilere hedeflerini analiz ederek riskleri, maliyetleri karşılaştırma ve alternatif stratejilerle ilgili ödüllerin seçimini sağlayan hareket tarzını belirleme sırasında yardım eder. Yöneticiler, resmin bütününe, sistemlere veya yaklaşımlara bakarak düşündükleri bütün faktörler arasındaki ilişkileri anlayabilirler. Sistem araçlarının ve tekniklerinin üçüncü grubu da bilgi sistemleri içinde değerlendirilebilir. Bilgisayarlar, bilgi teorisi ve kontrol sistemleri gibi bilgi sistemlerinin yardımıyla yöneticiler, görevlerini etken bir şekilde yerine getirmelerini sağlayacak yeterli, doğru ve zamanlı bilgiyi elde ederler.
Çağdaş yönetim anlayışını temsil eden bir diğer yaklaşım da durumsallık yaklaşımıdır. 1970’li yıllarda işletme bilimcilerinin üzerinde durmaya başladıkları durumsallık yaklaşımı, organizasyon ile teknoloji ve organizasyon ile çevre ilişkilerini araştıran çalışmalar sonunda geliştirilmiştir. Klasik, neoklasik ve sistem yaklaşımlarının, her koşula uygulanabilecek en iyi yönetim biçiminin nasıl olması gerektiği konusunda genel ilkeleri ve kuralları vardı. Oysa durumsallık yaklaşımı, yönetimin evrenselliğini kabul etmekte ve her zaman bütün faaliyetleri yönetmek için “en iyi tek bir yolun” bulunmadığını savunmaktadır. Bu yaklaşıma göre, yönetimin etkililiği çevresel koşulların özelliklerine ve yönetimin bunlara uyum gücüne bağlıdır.
Örgüt yapısının nasıl olacağını, bağımsız değişken olarak iç ve dış çevresel koşullar belirleyecektir. Bu bağlamda yönetimde başarılı olabilmek için farklı durumlar ve koşullar, bunlara uyan kavramları, teknikleri ve davranışları gerektirir. Yönetim bilimine yeni bir boyut kazandıran durumsallık yaklaşımı, büyük ölçüde sistem yaklaşımından yararlanmıştır. Örgütü bir sistem olarak ele alan bu yaklaşım, alt sistemlerin aralarındaki ilişkiler ile bu alt sistemlerin ve sistemin bütününün dış çevreyle ilişkilerini incelemekte ve tanımlamakta; buna bağlı olarak da tamamen kendisine özgü tanımlanan durum için en uygun organizasyon yapısının ve yönetim modelinin seçilmesini amaçlamaktadır.