kalp nasıl çalışır - kalbin yapısı - kalbin hareketi - kalbi besleyen sinirler - kalp kapaklarının görevleriGünümüzde kan dolaşımının, kalp kasılmaları ve çevresel damarların etkinliği ile sağlandığı bilinmektedir. Normal yetişkinlerde kalp dakikada altmış, yetmiş kere kasılmaktadır. Kalp duyguların merkezi olmayıp, yaşamın temelini meydana getirir. Kalp bir emme basma tulumba gibidir. Her kasılmada vücuda kan verir ve her gevşemesinde de kanla dolarak, bu kanı yeniden vücuda gönderir.
Görünüşte son derece basit olan, öte yandan da kalp cerrahisinde karşılaşılan çeşitli güçlüklere yolaçan çok karışık birtakım sinirsel komutların etkisi altında bulunan bu sistem nasıl çalışmaktadır? Kalp iki kulakçık ve iki karıncık olmak üzere dört bölmeden meydana gelmiştir. Her kulakçık hemen altında bulunan karıncıkla kanın geri gelmesini engelleyen bir kapakçık yardımı ile bağlantı halindedir.
Kalbin sol yanı sol kulakçık ile sol karıncıktan meydana gelmiştir. Bunların arasında üçlü kapakçık bulunur. Kalbin sağ yanı ise, sağ kulakçık ile sağ karıncıktan oluşur. İki bölmenin arasında ikili (mitral) kapakçık vardır. Bir kapakçığın güçten düşmesi, (örneğin ikili kapakçık yetmeziiği) ağır hastalıklara yolaçar. Aynı zar içinde sarılı olmalarına karşın, kalbin sağ ve sol bölümleri kesinlikle bir birlerirden avrıdırlar. Doğuştan gelen bir bozukluk sonucu kalbin bu iki bölümü arasında bir bağlantı varsa, bu durum önemli birtakım bozukluklara yolaçar.
Bu bozuklukların en yaygın örneği mavi hastalıktır. Mavi hastalığın ve benzeri bazı hastalıkların tedavisi son yıllara kadar olanaksızdı. Oksijen bakımından zengin olan taze kanın vücuda gönderilmesi ve organlardaki kirli kanın kalbe yöneltilmesine büyük dolaşım denir. Öte yandan kirli kan akciğerlere gönderilir. Kan akciğerler içinde iken havanın oksijenini alır ve içerdiği karbondioksit ağız yoluyle vücut dışına atılır. Bu şekilde temizlenen kan daha sonra kalbe gönderilir. Bu ikinci dolaşıma küçük dolaşım adı verilir.
Kalbin hareketi üç evrede tamamlanır. Önce kulakçıklarda bir kasılma olur. Kulakçıklarda meydana gelen bu kasılma kanı karıncıklara doğru iter. Bu, kalbin dinlenme halinde gerçekleşen ve fazla önemli olmayan ilk hareketidir. Kulakçık fibrilasyonu gibi bazı kalp hastalıklarında bu itiş ortadan kalktığı halde dolaşım devam eder. Bu ilk evreyi, karıncık kasılması adı verilen ve çok önemli olan ikinci evre izler. Sağ karıncık akciğer atardamarı yoluyle kirli kanı akciğerlere gönderir. Sol karıncık ise ana atardamar yoluyle oksijen bakımından zengin olan kanı vücuda gönderir.
Ana atardamarda bulunan kapaklar kanın geriye doğru akmasını önlerler. Bu kapakların iyi çalışmadıkları durumlarda ana atardamar yetmezliği gibi önemli birtakım hastalıklar başgösterir. İkinci evreye "temel evre" adı verilmesinin nedeni, bu evrede karıncık mekanizmasında meydana gelen çok kısa bir duraklamanın bile ölüme yolaçmasıdır Bu duruma karıncık fibrilasyonu adı verilir.
Üçüncü evrede kalbin hacmi artar. Bu olaya gevşeme adı verilir. Gevşeme sırasında kalp yeniden kanla dolar. Sol kulakçık akciğer doplardamarları yardımı ile akciğerlerden gelen kanı alır, sağ kulakçık ise ana toplardamarlar yoluyle vücudun çeşitli organlarından gelen kanı toplar.
Kalp, akciğer mide sinirlerinden ve nörovejetatif sinirlerden uyarı alır. Akciğer mide sinirleri kalbin hareketlerini yavaşlatan, nörovejetatif sinirler ise hızlandıran sinirlerdir. Ancak kalp hareketlerini kendi kendine sürdürebilecek niteliktedir. Sinirlerle olan ilişkisi kesilse bile atışlarına devam eder. Bu durum, miyokard adı verilen kalp kasının kendine özgü yapısından ileri gelir. Kalp kası kendi hareketlerini sürdürdüğü gibi gevşeme (diyastol) ve kasılmaların (sistol) ritmini sağlayarak miyokard yoluyle uyan da iletir ve 'yayar.
Kalp kasının uyarılganlık ya da iletkenliğinde meydana gelen bozukluklar, kulakçık ve karıncıkların ritmini aksatarak kalp atışlarının ritminde aksaklıklara yolaçar. Damarlar uyarıcı bazı sinirlerin etkisi altındadır. Bu sinirler kan basıncını düzenlemek için damarların çaplarını değiştirirler. Damar daraltıcı ve genişletici sinirler olarak adlandırılan bu sinirler, hava sıcaklığındaki değişiklikler, şok, kimyasal salgılamalar gibi çeşitli etkenlere karşı tepki gösterirler. Bu tür bir etkenin etkisiyle meydana gelen bir damar daralması yüksek tansiyona yolaçabilir.