Beni çıldırttığın demden beri
aklı hiç arzulamadım...
Beni süsleyip bezediğin zamandan beri
güzelliğe hiç hased etmedim...
Senin sevdana düşüp çıldırmam
hoş ve iyi değil mi?
Tanrı sana hayırlar versin...
evet iyi de! ! !
Onun şarabı, her aklın harcı değil..
onun küpesi her kulağın oyuncağı değil..
Bir kere daha delicesine geldim işte
yürü, yürü ey can,
çabuk bir zincir getir...
Fakat sevgilimin zülfünden başka
ikiyüz tane zincir olsa kırarım haa! ! !
MEVLANA .............
Sitem etmek mi
Hem de sana
Kalkıp varmak kapına
Deli gönlü koyu vermek yola
Bendini yıkmış su gibi
Yok edip gitmek dere yatağına
Adını yazmak sana ulaşan yola
Koparıp almak
Alıp kaçmak
Hiç bırakmamacasına
Sitem etmek mi
Hem de sana
Sitem deli olan bana
Laf anlamayan
Senden vazgeçmeyen yara
İsteyerek aşkı yaşayan
Bir buzu ellerinde eriten bana
Sitem olmazlara
Sitem Uludağ'a
Sitem ayrılığa........
Gözlerinden bir kent kuruyorum
Ayakları çıplak çocukluğuma.
Her sokağına adının bir harfini veriyorum.
Baktığım her kapı sana açılmakta.
Gökyüzüne saçlarından salıncaklar kuruyorum sonra.
Ne zaman yorgunluğa yenik düşse bedenim,
Nefesinin deryasına yatıyorum gençliğimi.
Kana kana seni içiyorum uzuvlarıma.
.....
Söylesene varlığınla sevdalanan nefesim,
Hangi cümlenin ağırlığı yüreğine denk gelir ?
Hangi bahar taşıyabilir ki yüzüne sirayet etmiş çicekleri ?
Ve hangi renk gözlerinin hayat dolu yanını yansıtabilir ki ?
Sus ve cevap verme..
Suskunluğun sevdamın en büyük cümlesi sevgili.
Sende alınan bir nefes,
Gönül terazimde koca bir ömür.
" Aramızdaki yolların uzaklığına aldanma.
Bir nefes kadar yakınız.
Hayat iki dudağımızın arasında.
Tıpkı sevdanın kanımızda yol aldığı gibi.."
Sitem etmek mi
Hem de sana
Kalkıp varmak kapına
Deli gönlü koyu vermek yola
Bendini yıkmış su gibi
Yok edip gitmek dere yatağına
Adını yazmak sana ulaşan yola
Koparıp almak
Alıp kaçmak
Hiç bırakmamacasına
Sitem etmek mi
Hem de sana
Sitem deli olan bana
Laf anlamayan
Senden vazgeçmeyen yara
İsteyerek aşkı yaşayan
Bir buzu ellerinde eriten bana
Sitem olmazlara
Sitem Uludağ'a
Sitem ayrılığa........
Bir an sevinç duyarken, korkuyorum sonra hemen,
Haydut yıllar çalar götürür diye hazinemi;
Bir an, başbaşa kalmaktan öte bir şey istemezken,
Sonra diyorum ki, alem niye görmesin sevincimi?
Bazan, sana baka baka kendime çektiğim ziyafetle,
Doydum sanırken, bir bakışın açlığıyla ölüyorum sonra,
Senin bana verdiğin ya da verebileceğinden öte,
Ne bir şeyden zevk alıyorum, ne de çabalıyorum almaya.
İşte böyle, her gün hem açlıktan ölüyor, hem tıkanıyorum;
Ya oburca her şeyi yiyorum, ya da hiçbir şeye dokunmuyorum.
Bir damlacık sudan nasıl yaratıldığını fark etmeli.
Anne karnına sığarken dünyaya neden sığmadığını ve en sonunda bir metre karelik yere nasıl sığmak zorunda kalacağını fark etmeli.
Şu çok geniş görünen dünyanın, ahirete nispetle anne karnı gibi olduğunu fark etmeli.
Henüz bebekken 'Dünya benim!' dercesine avuçlarının sımsıkı kapalı olduğunu, ölürken de aynı avuçların 'her şeyi bırakıp gidiyorum işte!' dercesine apaçık kaldığını fark etmeli.
Ve kefenin cebinin bulunmadığını fark etmeli.
Baskın yeteneğini fark etmeli sonra.
Azrailin her an sürpriz yapabileceğini, nasıl yaşarsa öyle öleceğini fark etmeli insan.
Hayvanların yolda, kaldırımda, çöplükte ama kendisinin güzel hazırlanmış mükellef bir sofrada yemek yediğini fark etmeli.
Yaratılmışların en güzeli olduğunu fark etmeli ve ona göre yaşamalı.
Gülün hemen dibindeki dikeni, dikenin hemen yanı başındaki gülü fark etmeli.
Evinde kedi, köpek beslediği halde çocuk sahibi olmaktan korkmanın mantıksızlığını fark etmeli.
Eşine 'seni çok seviyorum!' demenin mutluluk yolundaki müthiş gücünü fark etmeli.
Dolabında asılı 25 gömleğinin sadece üçünü giydiğini ama arka sokaktaki komşusunun o beğenilmeyen gömleklere muhtaç olduğunu fark etmeli.
Zenginliğin ve bereketin, sofradayken önünde biriken ekmek kırıntılarını yemekte gizlendiğini fark etmeli.
Annesinden doğarken tertemiz teslim aldığı gırtlağını ve aşırı beslenme yüzünden sarkan göbeğini fark etmeli.