meral tamer yazıları - kısa mesaj yazıları - cep telefonun zararları - günülk hayatta cep telefonu kullanımı - kısa mesaj alışkanlıgı
Cep telefonuyla mesajlaşma uyuşturucu gibi!
Artık 13-18 yaş arası gençler, asansör düğmelerine işaret parmağı yerine başparmaklarıyla basar olmuşlar. Bilin bakalım neden?
Bir dostum, "Gençler, cep telefonlarından o kadar çok mesaj atıyorlar ki, 2 ellerinin başparmaklarıyla tıkır tıkır mesaj yazmaktan, dikkat edin biz işaret parmağımızla asansör düğmelerine basarken, onlar başparmaklarıyla basıyorlar" dediğinde pek hayret ettim.
Ben de gerektiğinde SMS atıyorum, ama 2 elle yazmıyorum. Tabii ayda 9-10 bin mesaj atmaya kalksam, mutlaka başka bir yol bulmam gerek. Zaten 2 elle mesaj yazanlar, genelde Blackberry ya da iPhone gibi klavyeli, daha geniş cep telefonlarını kullanıyorlar herhalde...
Bir babanın feryadı
Ben tam asansörde başparmak meselesini kafamda evirip çevirirken, çok sevdiğim bir meslektaşımdan e-postama aşağıdaki mesaj düştü:
"Şu GSM şirketleri...
Bir sürü sosyal sorumluluk projesi yapıyorlar. Duyarlı ve hassas olduklarını düşünüyorsunuz ilk anda; ama çocuklarımız elden gidiyor!
Kızıma bakıyorum. Etrafa bakıyorum. Her yerde çocukların ellerinde telefonlar!
Haberleşmek için kullanmalarına hiç karşı değilim, ama mesajlaşma bağımlılığı korkunç ve giderek de artıyor.
Birbirleriyle rekabet halindeki GSM şirketlerinin sudan ucuz mesaj kampanyaları, neredeyse bir uyuşturucu salgını gibi çocukları avucunun içine almış durumda.
Evde, yolda, arabada... Her yerde ellerinde. Mesela ben kızımı koparamıyorum. Ne yaparsam yapayım, fayda etmiyor.
Eve kim bilir kaç kez 'zararlı' haberi götürdüm; okuttum, konuştum. Kaç kez tartıştık; ama olmuyor.
Saatlerce mesajlaşma... Telefonlar açık, sürekli. Bu meretin radyasyon yaydığını da biliyorlar.
GSM şirketleri bilançolarını ve kârlarını büyütmeye uğraşırken, boyutları giderek büyüyen bu felakete karşı bir şeyler yapmak gerekmiyor mu?"
Teyzeyle yeğenin tatili
Her yaz yeğeniyle bir hafta başbaşa tatil yapan iş kadını bir arkadaşım, bu yaz müthiş bir düş kırıklığına uğramış. Zira bu arada cep telefonu sahibi olan 14 yaşındaki yeğeni, geçmiş yılların aksine son seyahat boyunca sabahtan akşama, müzeden lokantaya her yerde gözü cep
telefonunda, sürekli arkadaşlarıyla mesajlaşıp durmuş. Teyzesi her laf açtığında, yüzüne bile bakmadan ancak
bir-iki kelimeyle cevap vermiş.
Nerede o geçmiş yıllardaki tatlı sohbetleri? Bu durumda birlikte tatile çıkma geleneklerini sürdüremeyecekler gibi duruyor. Teyze üzgün: "Hayatımızı kolaylaştırması gereken telefonlar giderek, gençlerin iletişim kurma becerilerini geriletiyor. Yüzyüze konuşmayı unutan, karşısındakilerin duygularını paylaşmak yerine duygusuz kısa cümleler kuran, kendini iyi ifade edemeyen, yalnız bir nesil yetişiyor," diye yakınıyor.
3 ayda 40.2 milyar mesaj
32 yaşında olan kızım, bu hastalıklı mesajlaşma illetinin dışında olduğu için doğrusu bu konu üzerine pek düşünmemiştim. Ancak bu e-posta üzerine mesaj kampanyalarına göz atınca, gençlerin mesajlaşmaya bu denli teşvik edilmelerini doğrusu yadırgadım:
* Avea: Ayda 11 liraya her yöne 1000, Avea içi 10 bin mesaj
* Vodafone: Ayda 9 liraya her yöne 3 bin mesaj
* Turkcell: Ayda 9 liraya Turkcell'lilerle 2500, diğer yönlere 250 mesaj
Türkiye'de 2011'in ilk 3 ayında atılan 40.2 milyar adet mesaj da herhalde bu kampanyaların sonucu.
Milli Eğitim Bakanlığı, obeziteyle mücadele çerçevesinde çok isabetli bir kararla okullarda gazlı içecekler ve cips gibi abur-cubur satışını yasakladı. 11-16 yaş arası çocuklarda mesajlaşma bağımlılığını kırmak üzere alınacak bir önlem mutlaka olmalı diye düşünüyorum.