Psikoterapist Yrd. Doç. Dr. Nevin Eracar, Türkiye'de son dönemde tecavüz, cinayet ve şiddet ağırlıklı olayların neden arttığı konusunda çok ilginç yorumlarda bulundu
Siz burada, ofisinizde sanatla terapi eğitimi de veriyorsunuz. Bundan biraz bahseder misiniz?
Neden düşündük bunu? Türkiye travmalara çok açık bir ülke. Akraba evlilikleri, iç göç, depremler ve doğa felaketlerine karşı alınan önlemlerin yetersizliği, büyükşehirlerin çok büyük şehir olması travmaları tetikliyor. Birazcık yağmur yağsa varoşlarda evleri sular basıyor. Veya deprem olduğunda yıkım fazla oluyor. Yani Türkiye'de çalışan ruh sağlığı personelinin çok donanımlı olması ve travmaya karşı insanları hem koruması hem de tedavi etmesi gerekiyor. Biz burada bu vasıflarda terapistler yetiştirmeyi hedefliyoruz.
Neden travmalara açık bir toplumuz?
Biraz tarihimiz ve coğrafyamız bizi bu hale getirdi. İsviçre'de bunlar konuşulmaz. Çünkü İsviçre'nin topraklarına kimse göz dikmez. Ama Türkiye tarih boyunca istilalara uğramış, göç almış bir toprak. Anadolu tarihine bakarsanız 100 yılda bir yönetimler değişmiş, krallıklar yıkılmış.
GÜVENSİZLİK ARTIYOR
Ülkemizde son dönemde yine İsviçre'de pek gündeme gelmeyen ve gelmeyecek olan olaylar yaşanıyor. Çok hareketli bir gündem var. Başka ülkelerde yaşansa infiale neden olabilecek olaylar yaşanıyor. Fakat halkta sanki bir alışmışlık duygusu var. Bu sessizliği neye bağlıyorsunuz? İnsanlardaki bu sessizliğin nedeni duyarsızlık mı?
Ben aslında bu soruya kısa bir soruyla bir yaklaşım getirebilirim. Bu olaylar acaba eskiden de olmuyor muydu? Ya da bize şimdi mi duyuruluyor? Bize bunların duyurulmasında kimin faydası var? Bütün bu belirsizlikler de toplumun kendini yönetenlere karşı güvensizliğini arttırıyor. Toplumu yöneten bütün kurumlar şu anda yıpranıyor. Ve bu çok ciddi bir şey.
Türkiye'de bir korku toplumu mu oluştu?
Biraz önce söylediğim güven sarsılması durumu bununla paralel. Kitlenin güvenini sarsmak korku toplumu yaratıyor. Ve korkak insanları yönetmek her zaman daha kolaydır. E tabii addi imkansızlıklar da etkili. Eve ekmek götürme kaygısı ve ekmeğini kaybetme kavgası var. Bu da insanların psikolojilerini olumsuz yönde etkiliyor.
Son dönemde yaşanan linç girişimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Korku toplumu yaratan etkenler mi bu olayları tetikliyor? İnsanlar 'öteki'ne karşı tahammülsüzleşti mi?
Korku ve öfke birbirini tetikleyen şeylerdir. Korkan canlı saldırır. İnsanları harekete geçiren şey ya ihtiyaçtır, yönelimdir ya da kaçınmadır. Korkunun altında bütün canlılarda varoluş kaygısı vardır. Kendini tehdit altında hisseden canlı saldırır. Toplumda bir varoluş kaygısı var. Bütün yaşanan olaylar bunu tetikliyor. Bu kadar güvensizlik, bunu yaratıyor.
MEDYA ŞİDDETİ KÖRÜKLÜYOR
Son dönemde ülkede adli olaylar da arttı. Tecavüz, taciz, şiddet, vahşi cinayetler... 15 yaşındaki bir çocuk 5 yaşındaki bir çocuğu neden öldürür?
Bunların yeni olduğunu düşünmüyorum ben. Ben bu olayları mesleğim gereği 20 yıldır görüyorum. Ama artık daha fazla bize ulaşmaya başladı. Bu çocuklar Kurtlar Vadisi ile büyüyor. Medya şiddet için örnek oluyor. Hem medya hem de video oyunları. Çocukların 0-3 yaş arasında ilkel savunma düzenekleri vardır. Bu ilkel savunma düzenekleri ilkokul çağında yerini adaptasyon sağlayıcı sağlıklı savunma düzeneklerine bırakır. Ama son yıllarda tüm dünyada ve Türkiye'de bu değişti. Bilgisayarda çok sanal bir dünyadalar çocuklar. Tıklayarak elbise giydiriyor, evcilik oynuyor. Arkadaşıyla evcilik oynamıyor. Eylem olmadan, eylemleri hayal ediyor sadece. Ve sağlıklı savunmalar geliştiremiyor. Ama ister istemez oturacak bir şeyler. Başka bir insan türüne geçiliyor bence. Bedel ödeyen bir nesil var. Bilgisayarı, bilgisayar oyunlarını reddedemeyiz yoksa.
Kurtlar Vadisi dediniz... Bu dizi özellikle çok tartışıldı. Bir televizyon dizisi bir çocuğu nasıl etkileyebilir, suç işlemeye nasıl itebilir?
Ayna hücreler diye bir şey var psikolojide. Seyrettiğimiz şeyleri aynen yaşamışız gibi hissedebiliyoruz. Zaten bunları sürekli seyreden kişiler artık bunları kanıksıyorlar. Ve o kanıksadıkları şeyler birer tanıdık eylem modeli haline geliyor. Kendisini kızdıran biri olduğunda orada gördüğü şeyi yapıyor. Otomatik işlemeye başlıyor. Normal ve sağlıklı insanda düşünce ile eylem arasında bir mesafe vardır. Birine çok kızarsınız, ona zarar vermek istersiniz ama üstüne yürüdüğünüzde 'Ne yapıyorum ben?' dersiniz ve durursunuz. Bilgisayar ve TV dizilerinde bu mesafe yok. Düşünülen şey anında yapılıyor. Bir muhakeme zamanı yok. Çocuk da orada gördüğü eylemi bir model olarak alıyor ve aynen uyguluyor.
AİLELER ÇOCUKLARA SAHİP ÇIKMIYOR
Aileler nerede hata yapıyor peki?
Geçen yıl benim bir öğrencim benim yönettiğim bir tez hazırladı. Suçlu ergenlerde aile ilişkisini araştırdı. Biz suçlu ergenlerde aile ilişkisinin zayıf olduğunu, sevgi yetersizliği olduğunu düşünmüştük. Ama öyle çıkmadı. Aileleriyle çocukların arası çok iyiydi. Ama İstanbul'a göç etmiş, maddi olarak son derece zor şartlarda ailelerdi. Bu aileler buraya geldiklerinde karınlarını bile doyuramıyor. Bu ailelerin çocukları eve ekmek getirmeye başlıyor. Para kazanmaya başlıyor. Aile büyük şehirde nelerin döndüğünü bilmediği için çocuk gerçekten bir suç işleyene kadar onun karışık işlere girdiğinin farkına varmıyor.
Göçle gelen ailelerden bahsettiniz? Sadece maddi kaygılar mı çocukları suça itiyor? Boşluğa düşmesi, aidiyet duygusunu kaybetmesi de suça eğimli hale getirebilir mi?
Bunların hepsi tabii ki birlikte etkili. Tek bir nedene bağlanamaz. Bunlar sosyal olaylar. Bir neden diğerini tetikliyor. Ve bu geometrik bir hızla çoğalan, geri dönüşü imkansız toplumsal patoloji haline geliyor.
Öldürme alışkanlığı çok yaygınlaştı ve çok sıradanlaştı. İçten gelen uyarımların kontrolsüz bir şekilde eyleme dönüştüğünü ve toplumun giderek sağlıksızlaştığını gösteren gelişmelerdir
Varlıklı, eğitimli ailelerin çocuklarının suç işlediğine de tanık oluyoruz. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ailelerdeki karanlık işler, gayri yasal yollardan elde edilmiş varlıklar ileride hastalıkların ortaya çıkmasına neden oluyor. Türkiye'de zengin olmanın ne kadar zor olduğunu biliyoruz. Bu nedenle bazı zenginlikler, bazı sırlarla birlikte oluyor. Suç işleyen varlıklı çocuk da genelde o ailenin kurbanı oluyor. O çocuk bütün ailenin katılımıyla oluşuyor.
ANNE-BABALARA TAVSİYELER
Sosyal sınıf gözetmeksizin soracak olursak; anne-babalar çocuk yetiştirirken nelere dikkat etmeli?
En önemlisi çocuğu dinlemek gerekir. Çocuğa sormak lazım. Çünkü çocuğa ne düşündüğünü sorarsanız, çocuk düşünmek durumunda kalır. Karnede zayıf geldi. Sorun.. 'Sen ne düşünüyorsun?' deyin. 'Kötü' diyecektir. 'Neden kötü?' diye sorun. 'Nasıl oldu?' diye sorun. Çocuğa 'Ben ne yaptım da karne bu kadar kötü geldi?' diye düşünecek alan açmak lazım. Eve geç gele çocuklara 'erken gel' diye baskı yapacağımıza şunu merak etmeliyiz: Çocuk neden eve erken gelmek istemiyor? Belki evde onu iten bir şeyler vardır. Yani ailelerin biraz daha düşünmeye yer ve zaman açması lazım. Duygularımız hakkında düşüneceğiz, o duyguyla ne yapabileceğimizi düşüneceğiz ve ona göre harekete geçeceğiz. Çocuk yetiştirirken en önemli şey onu merak etmektir. Çocuk neden eve gelmiyor, neden uyumuyor, neden yemek yemiyor, neden yatağımıza geliyor? Tüm bunları merak etmeliyiz.
AİLELERİN EĞİTİMİNDE DEVLET NELER YAPABİLİR?
Aileler bu konularda yeterince bilinçli değil. Türkiye'de sizce aileleri çocuk yetiştirmede eğitecek kadar uzmanlaşma var mı? Mesela devlet bu konuda bir proje başlatsa bunu uygulayacak yeteri kadar 'yetişmiş insan' var mı?
Hayır yok. Kaldı ki bu işin eğitimini almış insanların bile aldıkları eğitimin tartışılması gerekir. Benim bu konudaki önerim şudur: Önce bir pilot bölge seçilir. O bölgenin şartlarına, ihtiyaçlarına uygun, risk önleyici, sağaltıcı projeler üretilir. O pilot bölgede genç meslek elemanlarına görev verilir. Bu aynı zamanda onların eğitimidir. O meslek elemanları projede görev yaparken, yaşayarak öğrenirler. Sonra bu projenin girdileri, çıktıları alınır. İnsanlarda, düşüncelerinde, eylemlerinde ne gibi fark yaratıldığı belirlenir. Daha sonra ise o pilot bölgedeki çalışmalar yaygınlaştırılarak diğer bölgelere uygulanır.