aöf kamu yönetimi dersleri - iktisat tarihi konu anlatımı - avrupada siyasi istikrarın sağlanması - ortaçağ devletler sistemiKendi kendine yeterlilik, kısmen ticaretin azalmasının bir sonucu ve aynı zamanda daha büyük ölçüde de onun sebebiydi. Toplum dış dünyaya karşı korku, şüphe ve çekinme duygusu doluydu. Halk manastırlarda dinî, feodal organizasyon içinde sosyal ve siyasi bir izolasyon arayışıyla kendi dünyasına çekilmişti.
Sanat, eğitim, ticaret, üretim ve işbölümü en az seviyeye inmişti. Para kullanımı hemen hemen tamamen kaybolmuştu. Nüfus az, üretim kıt, yoksulluk aşırıydı. Sosyal yapı iptidai idi; din görevlileri, savaşçılar ve işçiler vardı. Değerler sistemi kuvvete ve inançlara dayanan bir toplumdu. Yalnızca savaşçılık ve din adamlığı saygı gören mesleklerdi. İşçiler aşağılık serfler olarak görülüyordu.
Bu karanlık tablo, kesin bir tarih belirlenememekle birlikte, muhtemelen 10. yüzyılın ortalarından itibaren hızla değişmeye başladı. 9. yüzyılın sonlarında ve 10. yüzyılın başlarında en yüksek düzeyine ulaşan Viking, Macar ve Müslüman akınlarının Avrupa üzerinde yarattığı baskı, daha sonra yavaş yavaş kayboldu.
Akdenizde Venedik ve Piza başta olmak üzere Kuzey İtalya liman şehirleri, kendilerini savunabilecek deniz gücüne kavuştular. Öte yandan Müslümanlarla Hıristiyan devletler arasındaki ticaret, daha önceki düşmanlık bulutlarını dağıtmaya başladı. Akdeniz, Avrupa ile Kuzey Afrika ve Ortadoğu arasında bir engel olmaktan çıktı.
10. yüzyıl Orta ve Batı Avrupanın, istilacıların birbirini izleyen akınlarının yıkıcı etkilerinden kurtuluş ve yeniden toparlanma dönemi oldu. Bu toparlanmada hiç şüphesiz en önemli faktör Ortaçağ devletler sisteminin ortaya çıkışıydı. Karolenj İmparatorluğu politik sahneden çekilince yerini feodal prensipler çerçevesinde örgütlenmiş küçük siyasi birlikler almış ve bu birlikler egemenlik alanlarını çok sıkı bir şekilde kontrol ederek siyasi istikrarı yeniden sağlamışlardı.
Bu küçük devletlerin yönetiminde siyasi istikrarına yeniden kavuşan Avrupa, dışa karşı da daha saldırgan bir politika izleme imkanını buldu. Haçlı akınları şeklinde Müslümanlara karşı girişilen saldırılar, Avrupa içindeki göç ve kolonizasyon hareketleri ile Avrupa dışında ticarî üsler kurma çabaları, bu saldırgan politikanın en belirgin göstergeleriydi.
Güneybatıda genişleme, İber Yarımadasının Hıristiyan prensler tarafından Araplardan alınması şeklinde oldu. Yarımadanın büyük bölümü 8. yüzyılın başlarında Araplar tarafından işgal edilmişti. Hıristiyanlar 1000 yıllarından başlayarak 13. yüzyılın ortasına kadar adayı tamamen yeniden ele geçirdiler.
Güneyde 1061 ile 1091 arasında Normanlar, Sicilyadaki Arap egemenliğine son verirken, güneydoğuda 11. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar Haçlılar, Müslüman bölgelerine başarılı seferler düzenlediler ve Ortadoğuda Hıristiyan hükümdarlıklar kurdular.
Doğu Avrupada Almanlar doğuya doğru genişlediler. Bu hareket 10. yüzyılın başlarında en doruk noktasına ulaştı. Prusyanın doğusunu, Baltık Denizinin güneyini ele geçirdiler. Buralarda yeni şehirler kurdular. Bu genişleme hareketi 1300′lere kadar sürdü.