Demir Çağı

Son güncelleme:
  • demirin kullanılması - demir çağının özellikleri - eski zaman demircileri - demir kullanımının tarihçesiİ.Ö. 1200′den az sonra, aristokratik savaş arabalarının gücünün dayandığı tunçtan daha ucuz olan yeni bir madenin yaygın bir biçimde kullanılışı, askeri dengeyi kökten değiştirdi. Sayı çokluğu yeniden savaş alanlarında söz sahibi olmaya başladı. Bu yeni maden, çok daha bol bulunan ve bu nedenle tunç yapmak için gerekli bakırdan ve kalaydan daha ucuz olan bir cevherden elde edilen demir idi.

    Demir ergitme tümüyle yeni beceriler dizisini gerektirdi. Tunç yapmak için bakır ve kalay külçelerinin sıvı duruma gelinceye kadar ısıtılması, sonra kalıplar içine dökülüp soğutulmaya bırakılması gerekiyordu. Demirde bu yolla başarı sağlanamazdı. O tarihlerin metalürji uzmanları için kolay olmayan bir işle demiri ergitecek yükseklikte ısı dereceleri elde edilebilmiş olsa bile, demir, bir kalıba dökülüp yavaş yavaş soğumaya bırakıldığında kristalleşti; sert, araç ve silah yapımına elverişsiz, esnek olmayan, kolayca kırılabilen bir madde durumuna geldi.

    Demirin içine yayılacak bir miktar karbon atomu, çelik dediğimiz maddeyi oluşturarak bu kristalleşmeyi önleyecekti. O zamanın yöntemleri kullanıldığında hep olduğu gibi, karbon atomları demirin içine tam olarak yayılamamışsa, yarı çelik meydana gelecekti. İlk demirciler, madeni odun kömürü üzerinde tekrar tekrar kızdırarak karbonu demire karıştırdılar. Yeterince yinelenen kızdırmalardan sonra, kristalleşmeyi önlemeye yetecek sayıda karbon atomu karıştırılmış oluyordu.

    Her kızdırmadan sonra dövülerek demire, bir kalıp kullanmak gerekmeksizin istenilen aracın ya da silahın biçimi verilebilirdi. İstenen biçime ulaşıldığına karar verince demirci, yapılan aracı bir kez daha kızdırıp soğuk su kabına daldırıyordu. Birden soğuma, demirin bazı yerlerinde kristalleşmelerin oluşmasının ürünü zayıf noktaların ortaya çıkmasını önlüyordu.

    Eski zamanların demircileri, uyguladıkları bu yöntemlerin etkinliğini sağlayan kimyasal olaylardan habersizdiler. Demirin işlenirken donuk kırmızılıktan akkor durumuna gelene dek aldığı çeşitli renk değişikliklerine göre nasıl işlenmesi gerektiğine karar vererek pratik yöntemlerle çalıştılar. Bu pratik yöntemlerin nasıl geliştirildiğini bugün kimse bilemez; ama demircilik zanaatının sırlarının ilkin, İ.Ö. 1400′den çok eskilere uzanmayan bir tarihte, Küçük Asya'nın kuzeydoğusunda bulunduğu kesin görünüyor. Ancak Hitit İmparatorluğu'nun kuzeyden gelen istilacılarca parçalanmasından sonradır ki, demirciler bu yeni tekniği, Ortadoğu'ya, Ortadoğu'ya olduğu kadar barbar Avrupa'ya da geniş çapta yaymaya başladılar.

    Bu teknik ilerlemenin ilk büyük sonucu, eski Ortadoğu'nun büyük imparatorluklarını kuşatan ve onları İ.Ö. 1200-1100 yılları arasında birbiri ardı sıra yıkan yeni bir barbar istila dalgasının doğması oldu. Demir Çağı barbarlarının askeri başarıları, aralarında dünyanın uygarlaşmış bölgelerinde öteden beri süregelen efendilerle uyruklar arasındaki derin uçuruma benzer bir bölünme olmadığı için, içlerinden herkesin etkin bir asker olabildiği kabaca eşitlikçi toplulukların psikolojik birliğine dayanıyordu. Sayıları zorunlu olarak fazla olmayan, huysuz uyruklarınca kuşatılmış bulunan ve kendi aralarında geleneksel çekişmelerle zayıflayan savaş arabalı aristokratlar, böyle bir yığınsal saldırıya karşı koyabilecek durumda değillerdi.

    Ortadoğu'nun bu yeni istilacıları, Tunç Çağı'ndaki öncellerinin geldikleri aynı sınır bölgelerinden, kuzeydeki bozkırdan, doğudaki dağlık ülkelerden ve güneydeki çöl kıyılarından geldiler. Bu göçebe topluluklar arasında daha sonra çeşitli ülkelerde üne kavuşacak olan halklar vardı: İran'da Medler ve Persler, Suriye'de ve Filistin'de Filistinliler, İbraniler ve Aramiler, Ege bölgesinde Frigyalılar ve Dorlar. Her kabile, bazen (İbraniler arasında olduğu gibi) olağanüstü ivedi durumlarda işleyen daha geniş bir federasyona resmi olmayan bir biçimde bağlanarak kendi yerel siyasal kurumlarını geliştirdi.

    alıntı
0 0 0