Devri Tarihi-Lale Devri Osmanlı Tarihi- Tarihte Lale Devri-Lale Devri(1718-1730)
Avrupa ülkelerinin gittikçe güçlenmekte olduğunu ilk fark eden kişilerden olan İbrahim Paşa, barışçı bir ortam yaratmak ve batıyı daha yakından tanımak istiyordu. Bu amaçla İstanbul'daki batılı ülke elçileriyle yakın ilişkiler kurdu, bir yandan da Avrupa ülkelerine elçiler göndererek buralardaki toplumsal ve ekonomik yaşamı tanımaya çalıştı. Bu elçiler arasında 1720'de Paris'e giden Yirmisekiz Mehmet Çelebi, İbrahim Paşa'yı en çok etkileyen kişi oldu.Yirmisekiz Çelebi'nin 1721'de dönüşünde sunduğu bilgiler ve belgeler İbrahim Paşa'da Avrupa tarzı yaşamı Osmanlı Devleti'nde de egemen kılma isteği uyandırdı.
İlk kez padişah 3.Ahmed'in de onayıyla geniş bir bayındırlık etkinliğine girişilerek İstanbul'da batıdaki örneklerine benzer birçok bina ve bahce yapıldı. Boğaziçi ve Haliç kıyıları yalılarla, köşklerle, kasırlarla donatıld
Lale Devri Tarihi-Lale Devri Osmanlı Tarihi- Tarihte Lale Devri-Lale Devri(1718-1730)
Saray çevresinden başlayarak birçok yüksek devlet görevlisi ve halkın varlıklı kesimi buralarda eğlence dolu bir yaşam sürmeye başladı. Bu o zamana kadar içe kapalı bir yaşamı olan bütün halk kesimlerinin görmediği bir şeydi. Her vesileyle düzenlenen kitlesel eğlencelerle bu yaşam biçimi giderek yaygınlaşmaya başladı. Döneme adını veren lale çiçeğinin en güzelini yetiştirmek için herkes birbirleriyle yarışır oldu. Bu amaçla başta Hollanda olmak üzere çeşitli avrupa ülkelerinden ve İran'dan lale soğanı bile getirildi.
Lale Devri: Sadabad'da Av Sahnesi
Savurganlığa varan bu harcamalar yüzünden birçok tüketim maddesininde fiyatı aşırı biçimde yükseldi. Öte yandan Lale
Devri'nde bazı önemli yenilik girişimleride oldu. Bunların arasında en kalıcı olanı matbaadır.Ayrıca dönemin ünlü şairi Nedim'in başkanlığında oluşturulan bir kurul batı ve doğu dillerinden çeviriler yapmakla görevlendirildi.
Nedim -(1681 - 1730)
Zamanın Sairi Nedim, Lâle Devri'nin günlük hayatını ve İstanbul'un tasvirini aşağıdaki unutulmaz mısralarla yapmıştır
Bu şehri İstanbul kî, bî misl ü behâdir;
Bir sengine yekpare Acem mülki fedadır.
Bazari hüner madeni ilm ü ulemadır.
Hurşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezâdır
Altında mı üstünde midir cenneti â'lâ
Elhak bu ne hâlet bu ne hoş âb u havadır.
İzmit'te bir kağıt fabrikasının yapımına başlandı. Önemli bir girişimde İstanbul'u sık sık kasıp kavuran yangınlarla mücadele için tulumbacılık örgütünün kurulmasıdır. İstanbul dışında Anadolu ve Rumeli halkı geleneksel yaşam biçimini korudu
3.Ahmed'in hazine gelirlerini artırmak amacıyla iltizam usulünü (vergileri aracılar eliyle toplama) yaygınlaştırması ve paranın değerini düşürmesi halkın daha çok ezilmesine yol açtı. İstanbul'daki esnafa ve zanaatçılara konulan agır vergiler de kentte hoşnutsuzluk yarattı. Damat İbrahim Paşa'nın
birçok devlet görevlisini kendine bağlı kişilere vermesi ve onları uzun süre aynı yerde tutması yükselme bekleyen birçok memurun tepkisini çekiyordu. Bütün bunlara 1723'te başlayıp aralıklarla süren İran Savaşı dolyısıyla konulan olağanüstü
vergiler eklenince halkın hoşnutsuzluğu doruk noktasına vardı. 28 Eylül 1730'da Damat İbrahim Paşa'ya karşı olanların başını çekenlerden Kaptan-ı Derya Mustafa Paşa'nın kışkırtmasıyla eski bir denizci olan Patrona Halil İstanbul'da ayaklanma başlattı.
Üç gün içerisinde İstanbul'u eline geçiren ayaklanmacılar 3.Ahmed'den Damat İbrahim Paşa ve yakın adamlarının idamını istediler. 3.Ahmed bu istegi terine getirdiyse de tahtını kurtaramadı. Patrona Halil'le hareket eden devlet adamları 3.Ahmed'in yerine 1.Mahmud'u padişah
yaptılar.,,,Ayaklanma sırasında Lale Devri'nde yapılan binalar yakılıp yıkıldı. Yenilik simgesi sayılan birçok şey yok edildi. Damat İbrahim Paşa'ya yakınlığıyla tanınanlar ya öldürüldü ya da sürgüne gönderildi. Osmanlı tarihinde 12 yıl süreyle değişik bir çığır yaratan Lale devri böylece kanlı biçimde sonlandı.
Sultan III. Ahmet -(30 Aralık 1673- 01 Temmuz 1736
Sultan III. Ahmet Sebili ve Çeşmesi
Sultan III. Ahmet tarafından 1728 - 1729 yıllarında başmimar Kayseri'li Mehmet Ağa'ya yaptırılmıştır. Lale Devri'nin ve Osmanlı mimarisinin en güzel ve en önemli eserleri arasındadır. 10 x 10 metre plan üzerine inşa edilmiştir. Mimarisi ve bezemeleriyle ünlüdür.
Lale Devri eğlence çağı mı, Osmanlı Rönesansı mı ?
Laleler açtı, Lale Devri tartışması yeniden başladı... Resmî tarihe göre, "Lale Devri, padişah ve yöneticilerin halkı unuttuğu, zevk ve sefaya daldığı bir dönem." Gerçekten öyle mi? Yoksa sanattan edebiyata, mimariden teknolojiye, askerîyeden bilime kadar pekçok reformların yapıldığı bir çağ mı? Tartışmayı tam da lalelerin filizlendiği bir dönemde Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Prof. Dr. Mustafa İsen başlattı.
"Lale Devri, Türk Rönesansı'nın
başlangıcıdır. 'Vur patlasın, çal oynasın' dönemi değildir." diyen İsen'in sözlerini tarihçilere, sanat tarihçilerine ve yazarlara sorduk. Ve onlardan bambaşka bir Lale Devri dinledik.
Siyaset üzerine şekillenen anlayış, kültürel tarihin göz ardı
edilmesine sebep oluyor. Konu Osmanlı tarihi lunca, yanlı bakışın da etkisiyle bu durum daha bir keskinleşiyor. 18. yüzyılın başlarında yaşanan Lale Devri, bu anlayıştan nasibini fazlasıyla alan bir dönem. Çünkü Lale Devri'yle ilgili zihinlerde hep 'İsrafın, zevkin, eğlencenin dönemi' diye bir tanım var. Bir de adını lalelerle bezenen bahçelerden aldığı bilgisi.
Lale Devri'nde eğlencelerin düzenlendiği, zevki ön plana çıkaran bir hayat tarzının benimsendiği elbette ki bir gerçek. Fakat 1718 ile 1730 yılları arasında yaşanan dönemi sadece bu açıdan değerlendiren anlayış, kültürel alanda ulaşılan seviyeyi, yüzünü Batı'ya dönen devletin hemen her alanda başlattığı yenilikleri göz ardı ediyor.
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Prof. Dr. Mustafa İsen'in geçtiğimiz hafta Nevşehir ziyaretinde söylediği şu sözler durumu özetliyor aslında: "Maalesef siyasi tarihimiz Lale Devri'ni, 'Vur patlasın, çal oynasın' boyutu ile yansıttı. Lale Devri, mimari, edebiyat, musiki ve bahçe kültürümüz açısından bir rönesanstır
Tarihçi Dr. Erhan Afyoncu, 1718'de Avusturya ile imzalanan Pasarofça Antlaşması'ndan sonra başlayıp 1730'da Patrona Halil İsyanı'yla sona eren devrin önemli bir restorasyon dönemi olduğunu belirtiyor. "Sadece eğlence dönemi olarak görmek yanlıştır." dediği Lale Devri'nin en önemli özelliğini ise şöyle belirtiyor: "Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk defa yüzünü Batı'ya dönmesidir. Daha önce yapılan ıslahat faaliyetlerinde Osmanlı'nın geçmişi örnek alınırken, bu dönemden sonra yavaş yavaş Avrupa örnek alınmaya başlandı. Elçiler gönderilerek, burası tanınmaya çalışıldı. Bu elçiler gittikleri yerde gördüklerini anlatan raporlar hazırlayarak, sadrazama sundular. Artık dışarıya bakmayan Osmanlı dönemi sona ermişti."
Dr. Afyoncu, İstanbul'un baştan başa imar edilmesi ve uzun süredir bakımsız kalmış devlet binaları, cami, medrese ile çeşmelerin onarılması bir yana Türk tarihinin en önemli olaylarından biri olan matbaa faaliyetlerinin Lale Devri'nde başladığına dikkat çekiyor. Kültürel alanda yapılan çalışmaları ise şöyle sıralıyor: "Kitapların yangından kurtulması için yeni kütüphaneler kuruldu ve buralara önemli miktarlarda kitap toplandı. Tercüme heyetleri kurularak, çeşitli dillerden eserler Türkçeye çevrildi. Arapça ve Farsçadan çevirilerin yanı sıra Batı dillerinden astronomi, fizik, felsefe gibi konulara ait eserler de tercüme edildi."
Lale Devri'yle ilgili derin çalışmalarıyla tanıdığımız sanat tarihçisi Prof. Dr. Gül İrepoğlu da Lale Devri'nin hak ettiği değeri görmediğini düşünenlerden. Öncelikle "Benim çok severek çalıştığım bir dönem." diyor Lale Devri için. Ardından "Bu konunun üzerinde çalıştıkça gördüm ki aslında bize ezberletilenler tamamıyla doğru değil." diyor. Çok ciddi bir masraf ve zevk dönemi olduğunu belirtiyor tabii. Fakat devrin göz ardı edilen dah
önemli taraflarının olduğunu söylüyor. Hatta "Lale Devri, belki de Osmanlı tarihindeki son kültürel yükseliş dönemi." diye konuşuyor. Prof. Dr. İrepoğlu, tarih sayfalarında Lale Devri'ne gereken önemin verilmediğini söylüyor. Bu nedenle devri özetlediğimizde ortaya hep olumsuzlukların çıktığını dile getirerek şöyle devam ediyor: "18. yüzyıla başlı başına yeterli önem verilmemiştir ne yazık ki. Hâlbuki çok ilginç bir yüzyıldır. Bu yüzyıldaki hükümdarları bile yeterince tanımayız. Hem Lale Devri'ne hem de 18. yüzyıla dair deşilecek çok şey var daha."
Kültürel tarih es geçilmiş
Asıl sorunun tarihi ele alış biçiminden kaynaklandığını ifade eden İrepoğlu, şunları söylüyor: "Bize bugüne kadar siyasal tarih çok ağırlıklı olarak anlatılmış. Kültürel tarih es geçilmiş. Bu yüzden bütün bunlar. Belki de kötü niyetli yapılmış bir şey değil. Ama kültürel tarihi her zaman daha küçük görmüşüz. Tabii ki savaşları, anlaşmaları bileceğiz ama kültür tarihinin ayrıntılarını bilmemiz gerekiyor." Ne olursa olsun Lale Devri'nin artıları ve eksileriyle değerlendirilmesi gerektiğinin altını çiziyor sanat tarihçisi İrepoğlu. Genel bir değerlendirme yapıldığında sanat açısından çok olumlu bir tablonun ortaya çıktığını sözlerine ekliyor.
Devrin şartları içinde, israf ve eğlencede ölçünün kaçırıldığının doğru olduğunu söyleyen yazar-şair Beşir Ayvazoğlu ise şu sözleriyle ilginç bir noktaya dikkat çekiyor: "Kâğıthane mesirelerinde yapılan helva sohbetleri, Çırağan sefaları gibi eğlencelerin günümüzün eğlence anlayışı ve endüstrisi ölçü alındığında eğlenceden bile sayılmaz." Beşir Ayvazoğlu, Lale
Devri'ni değerlendirirken içine düştüğümüz şöye bir çelişkiyi de dile getiriyor: "Köşkler, kasırlar yaptırılmıştır, doğru; ama bunlar da pekâlâ imar faaliyeti olarak kabul edilebilir. Bugün dünyaya kendimizi anlatmak istediğimiz zaman, yapıldıkları devirlerin şartlarında israf sayılarak eleştirilen binaları vBulletin. övünerek göstermiyor muyuz?"
Barışla başlayıp isyanla sona eren bir dönem
Lale Devri ismini literatüre tarihçi Ahmet Refik Altınay'ın kazandırdığı biliniyor. Ancak onun da bu ismi iki Paris'te yazdığı iki gazelinde 'Lale Devri' tabirlerini kullanan Yahya Kemal'den aldığı söyleniyor. Barış dönemi olarak bilinen Lale Devri'nin öne çıkan isimleri ise şöyle: Padişah III. Ahmet, sadrazam Damat İbrahim Paşa, Batı'da gördüklerini Osmanlı'ya aktaran Fransa elçisi Yirmisekiz Mehmet Çelebi, matbaayı kuran İbrahim Müteferrika,
Devrin şartları içinde, israf ve eğlencede ölçünün kaçırıldığının doğru olduğunu söyleyen yazar-şair Beşir Ayvazoğlu ise şu sözleriyle ilginç bir noktaya dikkat çekiyor: "Kâğıthane mesirelerinde yapılan helva sohbetleri, Çırağan sefaları gibi eğlencelerin günümüzün eğlence anlayışı ve endüstrisi ölçü alındığında eğlenceden bile sayılmaz." Beşir
Ayvazoğlu, Lale Devri'ni değerlendirirken içine düştüğümüz şöyle bir çelişkiyi de dile getiriyor: "Köşkler, kasırlar yaptırılmıştır, doğru; ama bunlar da pekâlâ imar faaliyeti olarak kabul edilebilir. Bugün dünyaya kendimizi anlatmak istediğimiz zaman, yapıldıkları devirlerin şartlarında israf sayılarak eleştirilen binaları vBulletin. övünerek göstermiyor
Osmanlı yöneticileri çadırda pilav yiyor.
Tepsideki pilacvın içinde diş kirası olarak bir
altın var. Kaeşığı hızlı sallamak ve altını bulmak için yarış var.