[h=1]türkiyede demokrasi açılımı - egemen bagış yorumları - eski ve yeni demeokrası krşılaşımı - güncel siyasi demeçler
Rafadan demokrasiden çok çektik[h=2]Ege Üniversitesi'nde katıldığı bir etkinlikte yumurtalı saldırıya uğrayan ve gözü moraran Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Bağış, "Gençlerimizin o yumurtaları bize değil, demokrasiye ve özgürlüklere attıklarını bilmeleri gerekir. Ortaya yeni fikirler atmak yerine yumurta atıyorlar. Türkiye rafadan demokrasiden çok çekti. Bundan en çok da gençler zarar gördü" diyor
BURCU BULUT
Avrupa'nın yaşadığı ekonomik kriz "yoksa birlik yakında parçalanacak mı?" sorusunu da beraberinde getirdi. Geçtiğimiz günlerde toplanan AB üyesi devletler arasında anlaşmazlık çıkması bu söylentilerin yüksek sesle dile getirilmesine neden oldu. Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış ise AB'nin bu süreci atlatacağı görüşünde. Bağış, "Bugün dünyada kişi başına düşen refahın en yüksek olduğu coğrafya yine AB coğrafyasıdır. AB üyesi ülkelere insan hakları standartları, demokratik sistem, gıda güvenliği ve hijyen açısından baktığınız zaman hâlâ dünyanın ilham kaynağı olan bir bölge olduğunu görürüz. AB bu süreci aşacaktır" diyor. Uzun tutukluluk süreleri, AK Parti'nin yeni bir lider arayışının olup olmadığı, İzmir'de geçen hafta uğradığı yumurtalı saldırı, Avrupa'daki Türkler ile ilgili de açıklamalarda bulunan Bağış'ın Yeni Şafak'a açıklamaları şöyle: Geçenlerde (8 Aralık) talihsiz bir saldırı ile karşı karşıya kaldınız. İzmir'de bir genç tarafından yüzünüze yumurta atıldı. Gençler sizce neden öfkeli? Neden konuşmak yerine saldırıyorlar?
Gençlerimizin o yumurtaları bize değil, demokrasiye ve özgürlüklere attıklarını bilmeleri gerekir. Üzüldüğüm nokta da bu. Gençlerimiz ortaya yeni fikirler, yeni düşünceler atacaklarına maalesef yumurta atıyorlar. Ne yazık ki hayallerinin ve geleceğinin peşinden koşması gereken gençlerimiz bu ideali paylaşmayıp birilerinin maşası olarak kullanılmaktan geri durmuyorlar. Türkiye rafadan demokrasiden çok çekti. Bundan en çok da gençler zarar gördü. Darbeler, ideolojik çatışmalar gençlerimizin üzerinden silindir gibi geçti. Biz 9 yıldır bütün bu çileleri tarihe gömmenin ve çocuklarımıza daha aydınlık bir gelecek ideali bırakmanın mücadelesini veriyoruz. 9 yıldır o rafadan demokrasiyi olgunlaştırırken, en çok da gençlerimizin bize eşlik etmesini istiyoruz. Maalesef İzmir'de bütün bu düşüncelerimizin aksi bir manzarayla karşı karşıya kaldık. Demokratik yolların açık olduğu Türkiye'de yasadışı olmak, bir tercihtir. Türkiye'nin AB standardında olması için çalışan AB Bakanı hedef alınıyor. Terörün mantığı yoktur.
TÜRKİYE'NİN KATILIMI AB'Yİ DAHA DA KÜRESELLEŞTİRİR
Almanya Başbakanı Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin, baş mimarı oldukları "iki vitesli AB fikri" başta İngiltere olmak üzere pek çok ülke tarafından reddedildi. Yakında AB içinde parçalanmalar, kopuşlar mı göreceğiz?
Bu hamur daha çok su kaldırır. AB'nin insanlık tarihinin en kapsamlı barış projesi olduğunu düşünürsek bu birlik bir kriz ya da fikir ayrılığı ile parçalanamaz. Belki karar mekanizmaları değişir, yapısal bir takım değişikliklere gidilebilir ama AB her zaman çok önemli bir kurum olarak kalacaktır. Türkiye'nin katılımı ise bu kıtasal barış projesini küreselleştirecektir.
Bu tartışmalara katılmak için erken mi diyorsunuz?
Evet, bu tartışmalara katılmak yerine Türkiye'yi AB standartlarına ulaştırmak için çalışmamız gerekir. Bu standartları yakalarsak o zaman oturur gerekli değerlendirmeleri yaparız.
AB'nin bu krizden güçlenerek çıkacağını söyleyenler olduğu gibi parçalanacağını düşünenler de var ama...
Türkiye de kriz yaşadı. Bundan 10 yıl önce ülkemizde yüzde 8 bin faizlerin yaşandığı, insanların iflas ettiği, borçların 3 katına çıktığı geceleri görmedik mi? Biz o krizden siyasi irade ve kararlı önlemlerle çıktık. AB'nin de benzer kararlılık göstermesini bekliyoruz, diliyoruz.
BİRLİKTEKİ ÇÜRÜK ELMALARI TEMİZLEMELERİ LAZIM
AB güçlü bir kurum olmaya devam edecek diyorsunuz...
Bugün dünyada kişi başına düşen refahın en yüksek olduğu coğrafya yine AB coğrafyasıdır. AB üyesi ülkelere insan hakları standartları, demokratik sistem, gıda güvenliği ve hijyen açısından baktığınız zaman hâlâ dünyanın ilham kaynağı olan bir bölge olduğunu görürüz. AB bu süreci aşacaktır. Çürük elmaları temizlemekte belki daha kararlı davranmaları gerekiyor.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, AB'nin içinde bulunduğu durumu "sefil" kelimesiyle özetlemişti. Peki bu düşünceye katılıyor musunuz?
AB'nin şu an içinde bulunduğu durumu sefillik olarak değerlendirmek çok da yanlış olmaz! Gerçekten bir ekonomik kriz var ve bu krizin tetiklediği bir siyasi kriz de var. AB'nin en önemli değeri olan demokrasiden uzaklaşıp teknokrat hükümetleriyle çözüm arayışlarına gittiğini görüyoruz. Bu da aslında Avrupa Birliği'nin kendi değerlerine yabancılaşması, bunlardan sağması demek. Bu noktada Türkiye tecrübesi Avrupa Birliği için vazgeçilmez bir örnek teşkil ediyor. Avrupa Birliği eğer bu krizi başarıyla atlatmak istiyorsa, bunu demokrasiden uzaklaşarak değil, aksine Türkiye örneğinde olduğu gibi demokrasiye daha çok yatırım yaparak başaracak. Demokrasiyi dışlayan, demokrasiden taviz veren hiçbir anlayış ekonomide başarılı olamaz.
Yargıdaki esas sorun işleyişteki yavaşlık
AB'nin Türkiye'yi eleştirdiği bir diğer noktada uzun süren tutukluluk süreleri. Bundan sizin de rahatsız olduğunuzu bili-yoruz. Somut bir adım görebilecek miyiz?
Türkiye'nin tutukluluk süreleri ile ilgili esasen ortada büyütülecek bir sorun yok ama Türkiye'de yargı çok yavaş işliyor. Bu ciddi bir problem olarak karşımızda duruyor. Asıl sorun bu yargılama sürecinin uzaması. Biz yargı sürecinin uzamasına sebep olan bütün unsurları ortadan kaldırmanın gayretini veriyoruz. Son 9 yılda hâkim ve savcı sayısını yüzde 34, adalet personeli sayısını ise yüzde 78 oranında artırdık.
Yargıtay ve Danıştay'ın üye sayılarını ciddi ölçüde artırdık. HSYK'yı Avrupa standartlarında bir yapıya büründürdük. Teknik altyapı noktasında da Türkiye'yi Avrupa'nın önde gelen ülkelerinden biri haline getirdik. İnanıyorum ki bu adımlarımızın neticelerini tam olarak almaya başladığımızda her şey daha güzel olacak. Eğer yargı bağımsız olduğu kadar tarafsızlığından da hiçbirimizin şüphe etmeyeceği bir noktaya gelirse o zaman toplumun güveneceği bir liman haline gelir. Türkiye'nin ihtiyacı AB standartlarında bir hukuktur.
Milletimizin teveccühüyle zırhlanmış kalkanımız var
Başbakan Erdoğan'ın rahatsızlığı parti içinde yeni lider arayışlarının başladığı şeklinde söylentileri de beraberinde getirdi. Böyle bir şey var mı gerçekten?
Başbakan Erdoğan gibi bir lideri-miz, milletimizin teveccühüyle zırhlanmış bir kalkanımız var. Antep ne kadar Gazi, Maraş ne kadar Kahraman, Urfa ne kadar Şanlı ise Siirt ve Rize de o kadar mübarek ve demokrattır. Çünkü Türkiye'nin kronikleşmiş tüm sorunlarını çözebilen bir lideri bu millete kazandırmışlardır. Başbakan Erdoğan son seçimlerde 2015 Haziranı'na kadar bu ülkeyi yönetmekle görevlendirildi. Kendisi görevinin başındadır. Bu millet Başbakan Erdoğan'a güvenmektedir şuanda partimizde bir liderlik arayışı ya da sorunu yoktur. Hiç kimse AK Parti içine fitne sokmaya kalkışmasın, başaramazlar. AK Partililer tek yumruktur. Herkes işine baksın!
AB'deki ırkçılığın panzehiri Türkiye'nin birliğe üyeliğidir
3 Şubat 2008'de Almanya'nın Ludwigshafen şehrinde bir binada çıkan yangında 9 Türk yanmış, 60 kişi de yaralanmıştı. Şimdi 2006-2008 arasında Türklere yönelik bina ve camilerde çıkmış yangınlarla ilgili öteki dosyalar da açılacak. Bu samimi bir adım mı?
Almanya, bu saldırıların ırkçılık temelli olduğunu fark edip zamanında üzerine gitseydi, Avrupa'da böyle sinsi bir hastalık olduğu zamanında anlaşılsaydı, Norveç'te 70'in üzerinde genç ölmezdi. AB üyesi ülkelerde de maalesef bir ırkçılık riskiyle karşı karşıyayız. Bu sadece Türklere değil, farklı olan herkese karşı bir yaklaşım tarzı. Bununla sonuna kadar mücadele etmeliyiz. AB'nin içine düştüğü durum AB'yi de sıkıntıya sokacak bir noktaya gelmiştir. Bu zehrin tek bir panzehiri var... O da Türkiye'nin AB üyeliği...
AB'deki Türkler bir tehlike altında mı yani?
Hayır, Avrupa'daki Türkler, şu an Avrupa'nın en güçlü en iyi organize olmuş toplumlarından bir tanesidir. Kimsenin tehdidi altına girmezler. Türkler asayiş açısından yerel güvenlik güçlerine yakın durmalı ve o birimlerin bir ihmalini görürlerse, üst makamları uyarmalılar. Yine, Türkiye'nin bütün konsoloslukları ve elçilikleri vatandaşlarımızın hizmetindedir.