Şehitler Serdarını Gördün mü Turnam - İskender Pala

Son güncelleme:
  • İskender Pala Yazıları - Şehitler Serdarını Gördün mü Turnam Yazısı - Şehitler Serdarı Hasan (a.s.)

    Bism-i şah, Allah Allah... Salavatullah ya Hüseyn, selamullah ya Hüseyn, şehidullah ya Hüseyn, cennetullah ya Hüseyn...

    *

    Kerpiç evde bir küçük odacık... Gece karanlığında yorgun uyuyan bir beden... Pencereye gölge gibi sokulup, yatağın baş ucundaki su kâsesine küçücük şişe içinde getirdiği elmas tozunu boşaltan bir el... Uyanıyor. Akşam kendisine yedirilen tuzlulardan dolayı müthiş bir susuzluk hissediyor ve su kâsesini başına dikiveriyor. Boğazından aşağıya doğru ciğerler parçalayan bir acı iniyor. Yüzü yemyeşil kesiliyor ve kardeşini çağırıyor:

    - Gözüm nuru, benim gitme vaktimdir, çocuklarım artık sana emanet!..

    - Ağabeyciğim! Kim seni bu hale getirdi, önce bunu de bana!

    - Kardeşim... Bana açık olan sana gizli değil!..

    - Olsun sen yine de söyle!

    - Hayır.

    - Neden?

    - Çünkü bize düşen sabır ve rızadır.

    Evet!.. Bu sabrın sahibi ile kardeşi Hz. Peygamber'in kıymetlileri, nur neslinin ikinci halkaları Hasan ile Hüseyin'dir. Hasan'ın suyunu zehirleyen de öz hanımı, alçalan insanlığın yüz karası Câde.

    *

    Yolculuktaydı... Muharrem ayının ikinci perşembesi... Onu bir uyku bastırdı, içi geçti. Az sonra belinleyip, "Hepimiz Allah'tanız yine O'na döneceğiz" ayetini üç defa vurgu ile okudu. Yiğitler yiğidi oğlu, bu ayetin ölüm söz konusu edilecekse okunduğunu biliyordu, sordu:

    - Aziz babacığım, niçin böyle dediniz?

    - Oğul, rüyamda bir atlı ansızın önüme çıkıp "Şu topluluk gidiyor, ölümler de kendilerine doğru geliyor!" diyordu. O topluluk biz idik, ölüm haberi bize veriliyordu.

    - Babacığım! Allah sana kötü göstermez; biz hak ve gerçek dava üzerineyiz değil mi?

    - Kulların yöneldiği yegane Allah'a yemin ederim ki, evet, biz hak ve gerçek dava üzerindeyiz.

    - O halde biz ölümümüze üzülmeyiz.

    - Oğulcuğum, dilerim Rabb'im seni hayırlı bir oğul olarak mükâfatlandırsın.

    Evet!.. Bu baba Hz. Peygamber'in incisi Hüseyin; oğlu da güzeller güzeli Ali idi.

    *

    Tam altı bin mızrak, kılıç ve ok arasında susuz bir aslan... Kendisini kuşatan yetmiş kişilik et ve kemikten kaleler taş taş, tuğla tuğla, kerpiç kerpiç yıkılmış. Altı bin çift göz onun çatlayan dudaklarına bakıyor. O sırada bir yiğit kadının, Zeyneb'in sesi çınlatır semayı:

    - İnsanlar!.. Gözlerinizin önünde Fatıma'nın göz bebeği öldürülecek mi? Bunu mu istiyorsunuz? Eğer öyle ise Allah'ın huzuruna nasıl çıkacaksınız?

    Altı bin kişinin yarısının gözlerinden yaşlar yanaklarına akıyor ama yine de çıt çıkmıyordu, diller düğüm düğümdü... Kâinat dönmeyi durdurmuş gibiydi. Zaman akmıyordu. Sonra süvari haykırdı:

    - Beni öldürmek için mi toplandınız? Eğer öyle ise biliniz ki Allah sizden felah ve kurtuluşu kaldırmıştır. Aklınıza ve hayalinize sığmayacak felaketlere uğrayacaksınız da benim intikamım olduğunu bilmeyeceksiniz. Allah'ın kudret eli sizi yakaladığında sığınacak merci bulamayacaksınız da benim intikamım olduğunu bilmeyeceksiniz...

    O sırada uğursuz bir ağızdan, Şemir'in ağzından onun sözlerini kesercesine şu emir çıktı:

    - Askerler!.. Daha ne bekliyorsunuz, niçin öldürmüyorsunuz bu adamı?

    Hüseyin... Kumların gördüğü son süvari... Kerbela'da suya hasretin son yanışı... Kıyılan yiğitlerin serdarı... Bakındı... Dedesini gözünün önüne getirdi. Onun elinin kokusunu özlediğini hissetti. Başlığını atıp saçlarını açtı. Sanki o nur eller yine başını okşasın diye uzattı azıcık öne doğru... Sonra şehadet getirip sürdü atını. Suya koşar gibi koştu. Ağzı kim ve ne olduğunu anlatan şiirler okuyordu. Olan oldu... Üzerine oklar, mızraklar, topuzlar yağdı... Ve "Düştü Hüseyn atından sahra-yı Kerbela'ya". Okşanası saçları toprağa bulandı. Sahra dondu. Gökler çınladı. Nasıl çınlamasındı ki; Kâinatın Efendisi'nin omzunda taşıdığını insanlar ayakları altına almışlardı. 72 kılıcın kestiği, 33 mızrağın girdiği, sayısız darbenin çürüttüğü o mübarek bedene doğru neden sonra uğursuz bir el kılıcını salladı ve Efendim'in okşayıp öpmeye kıyamadığı o mübarek başı, sümbül saçlarından tutarak bedeninden ayırdı. Dağlar ve taşlar, kurtlar ve kuşlar, ayaklar ve başlar hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Ancak taşlardan daha hissiz altı bin yürek, putlardan daha donuk altı bin beden susuyordu.

    *

    Bism-i şah, Allah Allah... Barekallah... Şehitler şahı Hz. Hüseyin Efendimizin ve Kerbela şehitlerinin ruhlarının şadlığı için barekallah... Muhammet Mustafa, Fatımatü'z-Zehra, Aliyyü'l-Murtaza, Hasan ile Hüseyin efendilerimiz, Kerbela'da şehit düşen erlerimiz ve cümle erenlerimiz, atalarımız dedelerimiz geçmişimiz ve geleceğimiz için gökten hayırlı rahmet ve yerden hayırlı bereket için barekallah...

    Kerbela bir hüzünlü sancak... Dalgalandıkça yürekler yakar. Bundan böyle o sancak bizim insanlıktan alacağımız öğüt olsun, bileceğimiz erdemlere dönüşsün, gözlerimiz ağlarken rahmetimiz çağlasın... Hasan ile Hüseyin oğlumuz, kardeşimiz olsun. Fatma anamız, Ali atamız olsun. Buyurun aşure taamına...

    Hangisidir bugün günlerden oğlum / İmam Hüseyin'in kanı nic'oldu?
0 0 0