hırisyiyanlığın tarihçesi - hıristiyanlığın kökeni - helenizm nedirHıristiyanlık çağının ilk iki yüzyılı içinde, Roma yaşamının Helenleşmiş görünümünün gerisinde büyük değişiklikler oluşmaya başlamıştı. Romalılar sahneye çıkmadan önce, Ortadoğu ile Yunan kültürleri arasında başlamış olan etkileşim gittikçe hızlandı. Hızla gelişen bürokrasiyle, vergi toplayıcıları, hukuk sistemi, posta hizmetleri ve sürekli ordusuyla Roma devleti, eski Ortadoğu imparatorluk idaresi yöntemlerinden çok şey almıştı.
Daha önemli bir değişiklik din alanında ortaya çıktı; çünkü Yunan ve Yahudi öğelerini yeni ve son derece inandırıcı bir tanrı esiniyle birleştiren bir inanç olan Hıristiyanlık, yazgısı insanların duygularını ve düşüncelerini bin yıl için biçimlendirmek olan bir gücü bu yüzyıllarda yarattı. Bununla birlikte, Hıristiyanlığın incilinde ilk olarak avuntu arayanlar kentlerin yoksul ve aşağılanan insanları oldukları için, dünyanın güçlüklerinden ve dertlerinden kurtuluş vaat eden birbirlerinin rakibi öteki "hikmetli dinler" kadar Hıristiyanlık da, İ.S. 200′den sonraki tarihlere kadar pek tanınmayan bir din olarak kaldı.
İncil'lerin yazıya döküldüğü dilin Yunanca olmasına ve Aziz Paulus'un (ölümü İ.S. 64 dolaylan) günah ve pişmanlık konuları üzerine bazı deyişlerinin Yunancadan alınmış olmasına karşın, Hıristiyanlık, temelde dünyanın ve insanın doğası hakkındaki Ortadoğu görüşünün yeniden onaylanmasından başka şey değildi, ilk Hıristiyanların Tanrıyla ve kurtuluşla ilgileri ve dünyanın sonunun yakın bir zamanda geleceği inancına dayanan canlı bekleyişleri Yahudi inançlarından geliyordu ve yeni inancın bu yönleri, onun belirgin biçimde Yunan kaynaklı olan kutsal üçleme teolojisinin soyut karmaşıklıklarına ve öteki öğelerine göre, çok daha büyük bir duygusal güce sahipti.
Hıristiyanlığın köklerinin bu tür bir çözümlemesi, İncil'lerde ve "Resullerin İşleri"nde çok yalın bir biçimde anlatılan olayların yeni ve insanlara son derece çekici gelen bir şey yaratma olduğu gerçeğini değiştirmez. Isa ve öğrencileri, açıkça Tanrı'nın hemen dünyanın gidişine karışıp bozulmuş dünyayı düzelteceğini ummuşlardı. Umdukları çıkmayıp Yeruşalim'deki Roma yetkilileri (i.S. 30 dolaylarında) İsa'yı tutuklayıp çarmıha gerdikleri zaman, önce bu beklentilerin asılsız olduğu sanıldı. Fakat çok geçmeden üzgün havariler bir "yukarı oda"da toplandılar ve birden Üstatlarının yüreklere sıcaklık veren varlığını duydular.
Bu onlara, İsa'nın çarmıhta ölmesinin her şeyin sonu değil de aslında her şeyin başlangıcı olduğunun kesinlikle inandırıcı bir kanıtı olarak göründü. İsa'nın izleyicileri, yenilenen umutlarının verdiği büyük güçle, İsa'nın uzun zamandır beklenen "Mahşer Günü"nü başlatmak üzere yakın bir gelecekte onurla döneceği sonucuna vardılar. Dostları ve Üstatları Isa, onlara gerçekten eskilerin önceden bildirdikleri kişi, Tanrı tarafından öğretisine kulak verenleri kurtarmak için gönderilmiş bulunan ve ölülerle dirileri yargılamak üzere az sonra ateşten bulutlar üzerinde geri dönecek Mesih olarak göründü.
Böyle şaşırtıcı haberler, yayılmadan duramazdı. Havariler coşkuyla dolup taştılar; olanları ve olacakları kendilerini dinlemeye razı olan herkese açıklamaya çalıştılar. Bu bir avuç coşkulu misyonerden oluşan çekirdeğin çevresinde, yavaş yavaş tarihsel Hıristiyanlığın son derece karmaşık örgütü gelişti. Bu gelişme Buda'nın, Konfüçyüs'ün ya da insanlığın öteki büyük öğreticilerinden birinin yaşamının yol açtığı sonuçlara benzer biçimde, şaşırtıcı ve dünyayı sarsan bir süreçti.
Bununla birlikte, tarihte Hıristiyanlığın gelişmesi, önemli bir konuda öteki büyük dinlerden ayrıldı. Başından beri bilgili ve saygıdeğer Yahudiler, İsa'nın Mesih olduğu düşüncesini kabul etmediler. Yahudilerin yalnızca çok küçük bir azınlığı yeni müjdeyi benimsedi. Fakat Aziz Paulus ve ötekiler Suriye'nin ve Küçük Asya'nın Helenleşmiş kentlerinin pagan halkları* arasında kendilerini dinlemeye istekli insanlar gördüler. Bir kurtarıcı bekleyen, ama Yahudiliğin törensel kurallarını kabul etmeye hazır olmayanlar, Hıristiyanlığın bildirisini son derece inandırıcı buldular. Hıristiyanlığa geçenlerin Yahudi Yasası'na uymak zorunda olmayacaklarına başlarda karar verilmişti.
İsa'ya (Yunanca Khristos, "yağ sürülmüş kişi" anlamına gelir, İbranice karşılığı Mesih'tir) iman etme ve Hıristiyan topluluğunun bir üyesi olarak ıslah edilmiş bir yaşam yeterli görüldü. Bunun sonucu olarak Yeruşalim'in (Kudüs'ün) Yahudi kökenli Hıristiyanları İ.S. 66-70 başkaldırısında dağıtıldıktan sonra, Doğu Akdeniz kentlerinin Yunanca konuşan Hıristiyan toplulukları, Yahudilikle bağlarını tümüyle koparmış oldular. Yunan düşünceleri ve dinsel gelenekleri hiç de Yahudi düşünce ve inançlarına benzemediğinden, paganlıktan Hıristiyanlığa geçenler, kaçınılmaz olarak kendilerinin daha önceki düşüncelerinden birçoğunu da birlikte geçirdikleri için, hiçbir büyük dinin gelişme aşamasında böylesine bir çevre değiştirme durumunda kalmadığı rahatlıkla söylenebilir.
Özellikle tanrı nitelikleriyle insan niteliklerinin aynı kişide toplanması, Yunanların hiç de yabancısı olmadıkları bir düşünceydi. Mesih İsa'nın bir insan, fakat aynı zamanda Tanrı'nın Oğlu, dolayısıyla tanrısal olduğu düşüncesi, Yunanca düşünen ve Yunanca konuşup Hıristiyanlığa geçmiş olan kişilere son derece çekici göründü. Bu nedenle, Mesih'in varlığının tanrısal yanını daha fazla vurgulama eğilimi doğdu. Aynı biçimde Kutsal Ruh, Isa çarmıha gerildikten sonra Yeruşalim'de Havarileri ziyaret ettiği gibi, zaman zaman Hıristiyan toplantılarını ziyaret edip onlara esin vermeye devam ettiği için, mantıksal kanıt getirme yolundaki Yunan alışkanlıkları, Baba Tanrı, Oğul Tanrı ve Kutsal Ruh arasındaki ilişkilerin açıkça tanımlanmasını gerektirdi.
Kutsal üçleme teolojisinin kurnazca incelikleri buradan çıktı. Fakat bu dogmanın soyut tanımının büyük bir önem kazanmasından önce Hıristiyanlar, İsa'nın bu dünyadaki yaşamının güvenilir bir yazılı öyküsüne sahip olma gereksinimini duydular. Bu gereksinimi karşılamak üzere İ.S. 70-100 arasında her biri Üstadın söylediklerinin ve yaptıklarının az çok birbirinden farklı derlemeleri olan dört İncil yazıldı. Bunlardan az sonra Aziz Paulus'un mektupları ve birçok başka vaaz ve peygamberlik metinleri de Yeni Ahit'i oluşturmak üzere bir araya getirildi.
Yahudi kitaplarından olduğu kadar Yeni Ahit'in bu kutsal metinlerinden birkaç parçanın her hafta okunması, şarkılar ve İsa'nın öğrencileriyle son akşam yemeğini anımsatan törensel eylem, Hıristiyanların gittikçe büyüyen topluluklarının inancını sürdüren davranışlar oldu.
Bu grupların üyelerinin, özellikle hastalık ya da başka büyük sıkıntı zamanlarında birbirlerine yardıma hazır oluşları da, kilisenin ilk dönemleri için son derece güçlü bir başka destek oluşturdu. Yakın bir gelecekte dünyanın ve Roma egemenliğinin sonunun geleceğini vaaz edenleri kaçınılmaz olarak bir yarı gizli dernek gibi gören Roma yöneticilerinin Hıristiyanlığa karşı besledikleri güvensizliğe karşın Hıristiyan kiliseleri, yoksul ve toplumla bütünleşememiş tabakalar arasından gelen insanları Hıristiyanlığa çekmeye devam etti.
Yunan pagan kültürünün genel olarak hızını yitirmesi olgusuyla, Hıristiyanlığın kazanmakta olduğu başarı, birlikte Helenizmin neden sonra yayılma gücünü yitirmeye başladığını gösteren işaretti. Bununla birlikte, o tarihte Asya'daki ve Avrupa'daki halklar, Helenistik uygarlığın kendilerine değerli görünen yönlerini değiştirmiş, benimsemiş ve kendilerinin malı yapmış bulunuyorlardı. Bu sürecin yankıları Hindistan'a, hatta uzak Çin'e kadar yayıldı.