Düşman birlikleri tozu dumana katarak yaklaşıyordu. Küçük köyde Remziye Ana'dan başkası kalmamıştı. Eli silah tutan erkekler zaten dağlarda gizleniyor ve düşmana karşı koyuyorlardı. Geride kalan kadınlar, çocuklar ve yaşlılar da düşmanın geldiğini görünce köyden ayrılmış, dağlara gizlenmişti.
Baskından bir gün önce, köye araba dolusu silah ve cephane gelmişti. Bunların dağlarda çarpışan efelere ulaştırılması gerekiyordu. Ama buna fırsat bulamadan düşman bastırıvermişti birden. Silah ve cephaneler Remziye Ana'nın köyün dışındaki tek odalı küçük evinin ahırına saklanmıştı. aceleyle. Kazılan çukurun üzeri, belli olmaması için samanlarla örtülmüştü.
Köy halkı, köyden ayrılırken, Remziye Ana:
-Ölürüm de gitmem, diye diretiyordu. Bu silahlar, cephaneler bana emanet. Eğer ben giderim de bunlar düşman eline geçerse gözüm açık gider. Varın siz gidin ben burada kalıyorum. Allah hepimizin yardımcısı olsun.
Düşman askerleri köye girdiklerinde kimseyi bulamadılar. Evleri aradılar bir bir. Yağma ettiler, yakıp yıktılar. İki asker de Remziye Ana'nun evine girdi. Evde buldukları Remziye Ana'yı yerlerde sürükleyerek komutanlarının karşısına getirdiler.
Düşman komutanı, yaşlı kadını omuzlarından tutarak sarstı.
-Konuş kocakarı, konuş, diye bağırdı. Silahları nereye sakladılar? Konuş yoksa gebertirim.
Ama Remziye Ana'nın ağzından bir tek sözcük bile çıkmadı. Bir dilsiz gibi ellerini kullanarak hiçbir şey bilmediğini anlatmaya çalıştı. Köyde buldukları tek canlının da kendilerine bilgi vermemesi, silahları bulamayan düşman komutanını çileden çıkartmıştı. Remziye Ana'ya bir tokat atıp, bağırdı yeniden:
-Bize silahların yerini göster!..Yoksa seni süngüyle delik deşik ettiririm askerlerime.
Komutan, tüm tehditlerine karşın Remziye Ana'nın yerinden bile kıpırdamadığını görünce, ona bir tekme savurdu. İki askerde tüfeklerinin dipçikleriyle yaşlı kadına vurmaya başladılar. Yaşlı bedeni olduğu yere çöküverdi Remziye Ana'nın.
O sırada bir düşman askeri sevinçle ahırdan dışarı fırladı.
-Burada bir çukur var komutanım, diye bağırıyordu.
Komutanın buyruğuyla, askerler hemen toprağı kazmaya başladılar.Bir süre sonrada silahlar ortaya çıktı. Düşmanlar sevinç içinde bağrışarak ahıra doldular. Silah sandıklarını, kurşunları ve barutu çukurdan çıkartmaya başladılar. Silahları bulmanın sevinciyle Remziye Ana'yı orada unutmuşlardı. Yaşlı kadın sürüne sürüne evin içine girdi. Duvarda asılı olan gaz lambasını aldı. Lambayı yakarak, yeleğinin içinde sakladı. Düşman askerlerinin arasından sızarak ahıra girdi. Askerlerin keyfi yerindeydi. Silahlar bulunmuştu nasılsa.
Remziye Ana çukurun başına geldiğinde koynunda sakladığı gaz lambasını çukurun içindeki ağzı açılmış bir barut fıçısının içine attı.
Düşman komutanı ve askerleri fıçının içine düşen yanar lambayı gördüklerinde artık iş işten geçmişti. Korkunç bir patlama oldu. Remziye Ana'nın ahırı havaya uçtu. Ahırla birlikte Remziye Ana ve düşman askerleri de.
Yaşlı Türk anası ulusunun namusu saydığı silah ve cephaneleri düşmanlara vermemek için kendi canını seve seve feda etmişti.