ekeltriğin demiryollarında kullanımı - elektrik enerjisinden yararlanma - demiryolunda elektrikle taşıma işiElektrik enerjisi öteki enerjilere benzemez. Buhar, petrol ve kömür kimyasal ve kalorik enerjilerdir. Elektrikse bütün bunlar ve daha başka şeylerdir. Ona, bir "süper enerji" demek hatalı olmaz. Onunla bir telefonu ve bir lokomotifi, ya da bir hesap makinesini işletebilir, bir kuluçka makinesini ısıtabilir, bir buzdolabını soğutabilir, suni gübre imal edebiliriz. Bu enerji aynı kolaylıkla bir geminin pervanesini ve bir tıraş makinesini döndürebilir. Elektriğin olağanüstü enerji verme yeteneğine bir kanıt da, ilerlemenin son aşaması diye bildiğimiz atomun bile tam etkililiğini ancak kilowatt saate çevrildiğinde göstermesidir.
Her şekil ve güçte kullanılmaya elverişli ve barajdan şehre bir tel germekle elde edilen bir enerji, sanayi için bulunmaz, olağanüstü bir kazançtı. Onun için mühendisler bu alana üşüştüler ve onu en değişik işlerde kullanmanın yolları araştırdılar. Gerçekten de elektrokimyanın, elektrometalurjinin ve ampulle aydınlanmanın geliştiği sıralarda Ernst Siemens 1876′da ilk elektrikli lokomotifi inşa etti.
Demiryolunda elektrikle taşıma işinin gerçek öncüsü bu büyük Alman mühendisi oldu. 1879′da Berlin'de bir de elektrikli tramvay hattı kurdu. İki yıl sonra da Sergi'de sunduğu elektrikli troley'le {bir kabloya asılı olarak işleyen vagoncuk) Parislileri hayran bıraktı. Birkaç yıl içinde tramvaylar birçok şehirlerde işlemeye başladı. Raylar üzerinde işleyen tramvaylar 1842′den beri vardı, ama bunları beygirler çekmekteydi. Bununla birlikte elektrikli tramvay tam olarak ancak yüzyılın son yıllarında kendini kabul ettirebildi.
Bu ulaşım şekli demiryollarına aynı yıllarda uygulanmaya başladı. Özellikle tüneller için ideal bir araç olduğundan ilk önce beyaz kömürün bol olduğu dağlık bölgelerdeki tünellerde kullanıldı, ilk Amerika'da Baltimore garına ulaşan tünelde işledi. Bunu Fransa'deki Fayet-Chamonix dağ hattı, İsviçre'deki Simplon ve Loetschberg hatları izledi.
Gerçi tabiat İsviçre'ye beyaz kömürü cömertçe vermişti, ama şunu kabul edelim ki, İsviçreliler de tabiatın bu armağanından hakkıyla yararlanmasını bildiler ve büyük çapta elektrik üretimi alanında dünya sanayisinin başına geçtiler. Avrupa'da işleyen elektrikli lokomotiflerin çoğu İsviçre'deki inceleme ve çalışmaların ürünleridir. Çünkü 1900′den başlayarak elektrikli ulaşım Avrupa'nın bütün ülkelerinde hızla gelişmeye başladı. Bir Alman elektrikli treni 1903′te Berlin-Zossen arasında saatte 211 km. giderek dünya rekorunu kırdı. Beyaz kömürün bol olduğu dağlık bölgelerde başlayan bu gelişme sonucu Avrupa'yı saran elektrikli trenlerin bir kısmı sürekli akımla (Fransa'da) ya da monofaz tek devreli alternatif akımla (İsviçre'de) işlemekteydi.
Uzun zamandan beri büyük başkentlerde şehir içi trenleri işlemektedir: Bunlar, Londra'da (1863), New York'ta (1870), Berlin'de (1881), Chicago'da (1893). Kurulmuştur ve 1895-1900 yılları arasında elektriklenmiştir. 1898′de Paris de yeraltı demiryolları yapımına başlamaya karar verdi ve daha başlangıçta elektrikli trenler koydu. Bunun gerçekleşmesinde en büyük emeği geçen Mühendis Fulgence Bienvenue (1852-1936) oldu. Metro'nun babası, işletmeyi 19 Temmuzda Vincennes-Maillot hattıyla açtı.