ronesans sonrası müzik - tonalite kavramı nedir - müzik tümceleri - piyano notalarının özelliğiRönesanstan beri gelişmekte olan tonalite kavramının 8 notalık skala içindeki kullanımı 20. yüzyıl başındaki bestecilere yetersiz gelmektedir. Tüm seslerin, temel bir eksen çevresinde toplanması, bu sese göre değer kazanması ilkesi, önemini yitirmeye başlar. Besteci daha özgür olmayı, belli bir tona bağlılıktan kurtulmayı ister. Franz Liszt, Gustav Maliler, Richard Strauss gibi Post-Romantik besteciler, geniş soluklu yapıtlarında bu özgürlük kavramını hazırlamışlardır. Belli bir tonalite yerine sık sık değişen tonaliteler, sekiz sese bağımlılık yerine kromatik skaladaki 12 sesin eşit değerde ve özgürce kullanılabilmesi düşüncesi, sonraki kuşağın açılımlarına yol göstermiştir.
Atonalite, her şeyden önce tonsuzluk olarak yorumlanmamalıdır. Yöntemin bulucusu Arnold Schönberg, "Belli bir tona bağlı olmayış veya birden çok tona bağlılık" tanımını yeğ tutar. Müzik yapıtının içindeki hiçbir akor ve ses merkez bir sese bağlı değildir. Geleneksel yapıda Do Majör tonuna bağlı bir parça, aynı tonun içinde dolaşıp sonuçta yine Do Majör'e dönen akorlarla uyuma varır ve dinleyicinin kulağında belli bir karara varmanın rahatlığını bırakır. Atonal müzik ise belli bir ton dizisinin imzasını taşımaktansa 12 sesin sağlayacağı daha geniş olanaklarda gezinebilir.
Piyanonun tuşlarından örnek alırsak, başladığımız noktanın bir oktav uzaklığı içinde, hem siyah hem de beyaz tuşların yarım aralıkları ile sağlanan 12 sesin herhangi birinden yola çıkılabilir. Her müzik tümcesi grubu, kendi başına bir tonaliteye bağlıdır. 12 sesin hiçbiri, bir diğerinden daha ağırlıklı, daha önemli değildir. Yapıt herhangi birinden başlayıp herhangi bir akor birleşimiyle son bulabilir. Notalar dizisel bir düzendedir. 11 nota kullanılıp bitmeden aynı sesler yinelenmez. Yapıtın akışı içinde dizi ters çevrilebilir, yönü değiştirilebilir, geriye doğru çalınabilir ya da aynı aralıklar içinde bir başka notadan başlayarak kalıp yinelenebilir.
Schönberg, dizisel yöntemi 12-ses perdesi üstünde geliştirmiştir. Daha sonra aynı yöntemi integral serializm içinde ritim, ses dinamiği, vurgulama, tını yinelemesi gibi başka öğelere de uyarlayan Milton Babbitt, Boris Blacher, Pierre Boulez ve Olivier Messiaen gibi besteciler post-Webern kuşağı olarak anılmaktadırlar. 12-ton müziğinin Almanca konuşulan ülkeler dışındaki ilk uygulamacısı İtalyan besteci Luigi Dallapiccola (1904-1975) olmuştur. Floransa Konservatuvarı'nda 37 yıl yetiştirdiği öğrencilere yeni müziği aşılamış, kendi bestelerinde 12-ton yöntemini İtalyan lirizmine bağlı kalarak işlemiştir.
Bestecinin Tartiniana Seconda adlı keman ve orkestra yapıtı geleneksel bir divertimento'dur. Alman besteci Stefan Wolpe (1902-1972) siyasal ve dinsel etkilerin ürünü olan müziğinde Webern kaynaklarından yararlanır. İngiliz besteci Richard Rodney Bennett (1936-), Schönberg- Webern kalıtımını büyük bir doğallık ve kolaylık içinde film müziklerine bile uyarlar. Amerikalı besteci Milton Babbitt (1916-), Schönberg'in geç dizisel yapıtlarım inceleyerek yeni bir anlayışa varmış ve Webern'den de aktardığı bilgilerle diziselliği, ses yüksekliği dışındaki diğer öğelere uyarlamıştır. 1947′de yazdığı Piyano için 3 Parça, bu yöntemin ilk örneğidir.