Pkk hakkında - Pkk ermeni oluşumu mu - İsrail pkk ya destek veriyor mu - israil ve pkk ilişikisi hakkında
PKK ve İsrail
Yahudiler, zamanında SSCB dağılmadan önce; Yaser Arafat'ı çağırarak, o'na bugün artık sallantıda bulunan "muhtâriyet"i verdiler. Bununla Yaser Arafat'ın tatmin olup, anarşiyi önleyebileceğini sandılar. Halbuki İsrail'deki kargaşanın tek âmili Yaser Arafat'ın güdümündeki "el-Fetih" teşkîlâtı değildi...
Yahudiler diğer bazı grupların Sûriye güdümünde olduğunu görmekte gecikmediler. Bunun için Sûriye'yi de bir sûretle tatmin etmek ihtiyacını hissettiler. Bunu da Türkiye'nin sırtından yapmayı plânladılar. Bu maksatla, o zamanki Türk Dışişleri bakanı Hikmet Çetin'i İsrail'e davet ettiler. PKK meselesini ortaya attılar. Şayet Sûriye'ye talep ettiği suyu verirsek, kendilerinin yardımıyla PKK'nın bertaraf olacağı telkîninde bulundular. Fazladan olarak PKK'nın Avrupa'daki kollarını da koparabileceklerini söylediler. Bu plân üzerinde anlaşıldı. Hikmet Çetin, Türkiye'ye döndükten az bir zaman sonra Sûriye Dışişleri Bakanı Târik Sara Ankara'ya davet edildi ve talep edilen su fazlasıyla verildi. Fakat Sûriye bu tâviz mukâbilinde, PKK'yı barındırmama taahhüdünde bulunmuş olmasına rağmen fırsat bu fırsat diyerek üstelik Yahudilerden bir de Golan Tepeleri'nin geriye teslimini istemiştir. Bu ise, Yahudilerce verilebilecek bir tâviz değildi. Zira içme suyu sıkıntısı çeken İsrail, ihtiyacının büyük bir kısmını buradan temin etmekteydi. Ayrıca Golan Tepeleri'nin büyük bir askerî ve stratejik ehemmiyeti vardı. Bununla beraber yahudiler, bize karşı Avrupa'da taahhüd ettiklerini yerine getirdiler. Almanlar'a dönüp dediler ki:
"-Siz bu PKK'yı barındırmakla hata ediyorsunuz. Çünkü bu silâhlı bir çetedir. Silâh para ile alınır. Bunlar parayı uyuşturucu ticaretinden elde ediyorlar. Seninse, her yıl 20-30 bin gencin uyuşturucu yüzünden ölmektedir. Bunları barındırma!"
Hakîkaten Almanlar, PKK merkezindeki evraka el koyunca, bu iddianın doğru olduğunu gördüler. Bu fesat yuvalarını kapatarak PKK'yı kanundışı ilân ettiler. Bu iş, Beyne'l Milel masonluk kullanılarak Belçika'da, Hollanda'da, Fransa'da ve hatta İngiltere'de de aynen gerçekleşti.
Sûriye'ninse, PKK'nın uyuşturucu ticaretinden transit ücreti olarak, yılda 5 milyar dolar civarında bir kazancı vardı. Bundan mahrum kalmak istemiyordu.
Yahudiler, Sûriye'yi yola getirmek ve binnetice onların güdümündeki HAMAS'ın tedhişinden kurtulabilmek için, Amerika'daki nüfuzlarını kullanmaya mecbûr kaldılar. Zira PKK'yı bertaraf etmenin İsrail'e zarar verecek bir veçhesi yoktu. Çünkü PKK, Kürt görünüşlü bir Ermeni harekâtıdır. Abdullah Öcalan'ın anası da, babası da mâhud Ermeni katliâmından bakiye birer ermeni yetimidir. Güney doğu'da Ermeni sekene (oturanlar) mevcud olmadığından onların davası ancak Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesiyle gerçekleşebilecek bir keyfiyettir. Çünkü bu takdirde AB'ye dâhil ülkelerde yaşayan takrîben 4 milyon Ermeni, AB'yi kuran "Roma Andlaşması"nın mahsûs maddesine istinâden gelip Güney doğu'da arazi satın alabilecek ve orada yerleşebileceklerdir. Ancak bundan sonradır ki, orada bir hır-gür çıkartarak bölünmeyi sağlayabilirler. Halbuki Türkiye'nin AB'ye girmesi halinde "Arz-ı Mev'ud"un bir parçası olan Güneydoğu Anadolu'nun Yahudi eline geçmesi adetâ imkânsız olacaktır. Yahudiler bu toprağı 70 milyonluk bir Türkiye'den veya onun maazallah parçalanması ile kurulacak küçük bir devletten talep etmek yerine, karşılarında 600-700 milyonluk bir AB devleti bulacak!.. Bu, onların plânlarının müstakbelde gerçekleşmesini güçleştireceği cihetle PKK'ya esasen hiçbir zaman sıcak bakmamışlardır. Onun kamufle bir Ermeni Hareketi, olduğunu bilen Batı Hıristiyan Âlemi'nin desteği ise, kendilerince doğru ve aşikâr bir hesap neticesidir. Ermeniler, PKK'yı üç maksad için vücûda getirmiş ve Batı Hıristiyan Âlemi de bu maksadlar için O'nu desteklemiştir. Bu destek, bu gün de aynı sebeple devam etmekte ve Abdullah Öcalan'm idamı engellenmektedir. Bu maksatlar şunlardır:
1) Kürtler'den Ermeniler'in intikamını almak. Zira tarihte "Ermeni Katliâmı" adıyla ayyuka çıkarılmış olan hâdise, Kürt aşiretlerinin işidir.
2) Bölgede Kürt nüfûsunun ölüm veya hicret sebebiyle azalmasını sağlamak. Çünkü ancak bu takdirdedir ki, oraya bilâhare taşınacak Ermeniler hatırı sayılır bir çoğunluk olabileceklerdir.
3) Araziyi ucuzlatmak. Çünkü Ermeniler, Tıpkı Filistin'de Yahudiler'in yapmış olduğu gibi burasını Avrupa Birliği'ne kabul edilişimizden sonra parayla satın almayı planlamaktadırlar. Yahudiler, PKK'ya mukabil Kuzey Irak'ta nüvelenen Kürdo-Judaik hareketleri desteklemektedirler. Hem de başından beri...
Yıllardır münâkaşa edilmekte bulunan Uğur Mumcu Cinâyeti nin sebebi de budur. Kardeşinin, televizyonlarda ifşâ edişine göre, Uğur Mumcu (KÜRT DOSYASI)İsrail'in Kuzey Irak'taki, Barzânî hareketine senede 50 milyon dolar yardım etmekte olduklarına dâir ifşaatın kurbanı olmuştur. KDP'ye her yıl israilden para yardımı yapıldığını öğrenmiştir.
İsrail, dâhilindeki bir kısım anarşiyi durdurmayı temin maksadıyla, Sûriye'nin burnunu yere sürtmek isteyince, PKK kozunu kullandı. Amerikan cesaretlendirişi ile önce Komutan, sonra da bir siyâsî lider, Suriye'ye; Abdullah Öcalan ve PKK dolayısıyla tehditler savurdu. Sûriye istihbârâtı bu cesaretlendirişin kaynağını öğrenmekte gecikmedi. Ancak bizimkiler yanlış bir ifade kullanarak Sûriye'ye müteveccih tehditlerinde:
"Abdullah Öcalan'ı ya bize teslim edersin, ya da ülkenden çıkarıp atarsın; yoksa".... diyerek alternatifli bir teklifte bulundular.
Alternatifli bir tehtîd veya teklife muhâtab olan herkes, kendince en ehven olanı seçer. Sûriye de öyle yaptı. Abdullah Öcalan 'ı Suriye'den çıkmaya mecbûr etti. Onun bundan sonraki mâcerası mâlumdur. Önce gizlice Rusya'ya gitti. Amerikan istihbârâtı bunu haber almakta gecikmedi. Dâvânın takipçisi Amerika olduğu içindir ki, o önce Rusya'da, sonra da Yunanistan'da barınamadı. Nihayet bir ara kademe olarak, kendisini teslim etmek millî menfaati için bir handikap olmayacak, basit bir Afrika ülkesinde soluğu aldı. Oradan İsrail tarafından derdest edilerek Tel-Aviv 'e getirilip, bizimkilere teslim edildi. Gözleri bağlı olduğu için, bu gerçeği, belki Abdullah Öcalan bile hâlâ bilmemektedir.