bilim felsefesi - iktisatta pozitivizm - pozitivizm ve bilgi büyümesi yaklaşımıİktisatta metedoloji tartışmalarında 1970'lere kadar etkili olan yaklaşım, Pozitivist bilim anlayışıdır.Son yıllarda ortaya çıkan, diğer doğal bilimlerle birlikte pozitivist bilim felsefesinide eleştiren araştırmalar, bilim felsefecileri (Popper, Kuhn, Lakatus ve Feyerabent) tarafından yapılmaktadır. Bu tartışmaların ise iktisatta yöntem tartışmalarını etki altına aldığını ve iktisatçıları etkilediği görmekteyiz.
Pozitivist yaklaşımın iktisattaki yöntem tartışmalarına yansıması "benimsenen görüş" olarak adlandırılmaktadır. Bu görüş, bazı farklılıklara ve tartışmalara rağmen, Mantıksal pozitivizm, Popper'ci yanlışlamacılık, operationalizm (işe- yararcılık), enstrümentalizm yaklaşımlarının bir bileşimi olarak tanımlanabilir(T.YAY,1989:18). Benimsenen görüşü temel özelliklerini şu şekilde sıralayabiliriz;
i. Metodolojik ilkelere uymak ve bir mantığı olması yönünden kural koyucudur,
ii. Bilimin amacı tahmin olmalıdır,
iii. Teorilerin bilimsellik kriteri tahminlerinin test edilebilir yani doğrulanabilir yada yanlışlanabilir olması gerekir,
iv. Bilimsel açıklama biçimi varsayımsal-tümden gelim olmalıdır,
v. Teorilerin üstünlüklerini bir karşılaştırma yapıldığında, en önemli kıstas varsayımların gerçekçiliğinden çok, tahminlerin test edilmesi önemlidir,
vi. Açıklama ile tahmin arasında bir nitelik farkı yoktur. Bu simetri özelliği olarak da nitelenebilir.
POZİTİVİZM VE BİLGİ BÜYÜMESİ YAKLAŞIMI
Son yıllarda pozitivist bilim felsefesine karşı özellikle T.Kuhn, Feyerabent ve Lakatos tarafından eleştiriler getirildiğini daha önce vurgulamıştık. Bu metodolojik eleştiriler, Bilim felsefesinde, "Bilgi Büyümesi Yaklaşımı" olarak nitelenir. Feyerabent, her türlü yöntemi reddederek bilimde anarşizmi (her şey geçerli kuralını) ileri sürerken Lakatos her iki yaklaşımın sentezini yapar. Lakatos, bilim araştırma programlarının bir parçası olarak tanımladığı"sert çekirdek" içine, pozitivizmin tamamen dışladığı metafizik ve değer yargılarını katar.
Bilgi büyümesi yaklaşımı temel özelliklerini ise şu biçimde sıralayabiliriz;
i. Kural koyuculuk yerine betimleyicik ön plana çıkar. Burada önemli olan, bilimsel araştırma yönteminin nasıl olması yerine, fiilen nasıl yapıldığıdır. Yaklaşımın tataftarları Kuhn ve Feyerabent yaklaşımlarının özelliği, bilim tarihinin pozitivizmi doğrulamadığının yanı sıra her bilim dalının kendine özgü özelliklerinin olacağının kabul edilmesidir.
ii. Test edilebilirlik niteliği, örneğin yanlışlanabilirlik kriteri, teorinin bilimsel olup olmamasında belirleyici değildir. Çünkü hiç bir teori yada hipotez nihai olarak yanlışlanamaz.
iii. Aynı olguyu ele alan birden fazla teori söz konusu olduğunda, teorilerin üstünlüğünde tek bir kriter belirleyici olamaz. Tahminlerin gücü, mantıksal tutarlılık, alanın genişliği ve nedensel açıklama gücü birer kriter olarak düşünülmelidir.
v.Bu yaklaşım, açıklama ile tahmini birbirinden ayırır, simetri tezine karşıdır.
BİLGİ BÜYÜMESİ YAKLAŞIMI VE İKTİSAT
Bir bilimsel bilginin sürekliliğinin en önemli vazgeçilmez yönlerinden biri, teoriler geliştirme ve kullanmadır. Ancak bir toplumsal bilim olan iktisatta, inceleme bilimi olarak, hipotez yada teorilerden çok paradigma, bilimsel araştırma programı gibi daha geniş kavramların kullanılmasına ileri süren görüşlerde vardır(T.YAY,1989:20). Bu yolla amaçlanan, söz konusu bu kavramların, tedrilerin teknik yapıları yanında, inançları, değer yargılarını ve dünya görüşünü de içermesi gerektiğidir. Dolayısıyla yanlız teknik çerçeve ile sınırlı kalınması önlenerek, iktisatta, "değer yargıları "'nında önemli yer tuttuğunu ileri süren görüşlerde vardır.
İktisatta, bilgi birikiminin veya gelişiminin belirli dönem noktaları vardır. Bunlar genellikle, birer devrim olarak tanımlanırlar. (Majinalist devrim, Keynezyen, Monetarist devrim gibi). Buna karşılık burada vurgulanması gereken, Kuhn'da olduğu gibi, kesikli ve birbirinden bağımsız paradigmaların birbirinin yerini aldığının anlaşılmamasıdır. Çünkü, her yeni paradigmanın kendinden öncekilerden bir takım unsuru ve kavramları içerdiği görülmektedir. (Örneğin, Genel teoride kullanılan kavram yada teoriler Neo- Klasik analizde ve kullanılmaktadır. Aynı şey Freidman için de geçerlidir.)
Yine iktisatta, bilgi birikiminin paradigmaların birbirleriyle bağlantılı olmalarının yanısıra, geriye dönüşüde bir sarmal biçiminde olmaktadır. Başka bir değişle, yerini yenilerine terk etmiş ve unutulmuş teori veya düşüncelerin belirli zaman sonra ortaya çıktığı ve alternatif hakim düşünce olabileceği de görülmektedir. Bu olgu, Lakatos'un "ilerleyen yozlaşan araştırma programı" çerçevesinin iktisadi düşünce tarihinin gelişimiyle daha uyum gösterdiği görülür(T.YAY,1989:20). Örneğin, 1940 ve 1950'li yıllarda Neo - Klasik iktisat eski/yozlaşan, Keynesgil iktisat ise yeni/ilerleyen bir araştırma programı iken 1970'li yıllarda bu olgu tersine dönmüştür.