Ayrılık Acısı

Son güncelleme: 16.05.2012 14:21
  • Ayrılık Acısı Hikaye - Ayrılık Sözleri - Yalnızlık Acısı


    Ayrılık acısının hissedildiği an

    Caner Almaz
    İçine işler ya ayrılığın acısı, akar gözden. Nefessiz, hissiz, sözsük, cümlesiz bırakır seni. Anlatmaya çalışırsın, tanımlayamazsın. Bildiğin lisan yetmez anlatmaya o acıyı. Nasıl tarif edersen et, yine de tam tarifi olmaz o acının.

    "Ağlarken kendi sesini duyuyordu. Yıllar geçmişti bunun üzerinden. En son ne zaman ağlarken böylesine kendinden geçtiğini, canının yandığını, hıçkırdığını ve yürüyemeyecek kadar güçsüzleştiğini hatırlayamıyordu. Göz yaşları dudaklarıyla buluşuyor, değişmemiş tatlarını hatırlatıyor ve çenesine doğru seri bir şekilde ilerliyordu.

    Yürüyemiyordu. olduğu yere çöktü.

    Müzik çalarında son ses dinlediği şarkının sözleri, onu, böylesine bir gün ardında yaşadığı ayrılığın acısıyla başbaşa bırakıyor, yürüdüğü yolu gözyaşlarına şahit ediyordu. Kimse yoktu yolda, hızla geçen araçlardaki insanlar yaşamlarına devam ediyorlardı son sürat. O ise yaşama karşı bir kayıtsızlıkla başbaşaydı. Ağlıyordu.

    Cep telefonunu çıkardı. Fotoğrafına baktı. Elbiselerine bulaşmış kokusu doluştu burnuna, gözlerini doldurdu yine. Ağladı, çok ağladı.

    Mesaj yazmaya başladı. 'Çok ağladım' yazıp yolladı."

    Tam 13.28 de orada olacağım demiştim ona. Saatim ise vaadettiğimi yaklaşık olarak 10 dakika kadar geçmiş vaziyette. Bense şaşmaz içeceğim olan ıce tea şeftali arıyorum market market. Bi ara gözüme büyüklüğü beni korkutan bir alışveriş merkezi ilişiyor, 'olm burda kesin vardır ama şimdi girersem kaybolurum' diye düşünüp kaçıyorum bu düşünceden. İki markette bulamadım ve vakit hızla akıyor. Girdiğim son market olacak olan dükkana giriyorum ve nihayet şans yüzüme gülüyor. Ancak yine bir sorunumuz var. İçecek soğutucuda değil, raflarda dizili. Yani sıcak. Mesaj atıyorum, 'getir, soğuturuz burda' diyor.
    Seviniyorum, doğruca çikolata raflarına seğirtiyorum.
    Yanlış bir tercih olacağını bile bile (içime doğar benim), portakallı bir çikolata alıyorum. Kasaya koşup, ödeyip hızlıca yoluma devam ediyorum.

    İş hanının kapısındayım nihayet. Asansör kullanmayı bu kez unutmuyorum. İlk geldiğimde kaçıncı katta ineceğimi bilmediğimden kullanmadığım için, azarlandığım aklıma geliyor. Tam girecekken asansöre handa görevli olduğunu düşündüğüm bi bey elime 'x kata çıkacaksanız bunu da verir misiniz' diye bir fatura tutuşturuyor, alıyorum. Asansördeyim nihayet, ancak yine de soluk soluğayım. Telaşlıyım. 18 dakika geciktim.

    Çalıyorum zili. Açıyor kapıyı, gülümsüyor.

    İş yerime ilk geldiğinde hissettiğim duygu beliriyor içimde. 'İşte bu kız benim olmalı' demiştim içimden onu ilk gördüğümde, diyorum tekrardan. Ya 'aptala malum oluyor' ya da 'içime doğuyor'. Hangisi bilmiyorum ama 'bu kız benim olmalı' düşü, aklımı süslüyor o an, bakışlarıma düşüyor.

    Sarılıyoruz, kokusunu çekiyorum içime. Yüzüne bakıyorum, gözleri ışıl ışıl, gülüşü güneşi kıskandırır. Elimdeki poşeti alıyor, faturayı gösteriyorum. 'Kapıcınız beni artık tanıyor, faturanızı bana verdi' diyorum. Gülüşüyoruz. Tutuyor elimden, mutfağa götürüyor beni. Telaşı var.

    Bana yemek yapıyor.

    'Gel sana yemek yapıcam' dediğinde ciddiyetten uzak olduğunu düşünmüştüm açıkçası ama gözlerimle görünce buna inandım o an. Salatayı hazırlıyordu. Ocakta da pişmekte olan iki tencere yemek var resmen. Arada kontrol ediyor onları da. Seyrediyorum onu. Saçlarını açık bırakmış yüzüne düşüyor. Bi ara dayanamayıp ellerimle topluyorum saçlarını, ellerindekileri bırakıyor bana dönüyor. Yanaklarının kızarışına şahit oluyorum an be an. Utangaç bir gülümseme dolanıyor yüzünde, heyecanlanıyor bariz. Bakıyor gözlerime. gülüşüyoruz. Ocaktaki yemeğe yöneliyor sonra, karıştırıyor. Tadına bakıyor, tuzunu kontrol ediyor. Benim için bir şeyler hazırlıyor, benim için emek döküyor. Kendimi değerli hissediyorum o an. 'Ya pilav olmadı sanki ya' derken ben aklımı dolduran bu düşüncelerle ona hayran hayran bakıyorum. Onu seyrediyorum, telaşlı telaşlı, çabuk çabuk hareketlerle hazırlıyor her şeyi. Özen gösteriyor, beğenmezsem eğer kendini kötü hissedecek, anlıyorum. Ama masayı hazırlayıpta ben yemekleri yeyip tabağı ekmekle sıyırdığım anda yüzünde bu endişeden iz kalmıyor. 'Ellerine sağlık tatlım' deyişimden sonra ki yüzünde oluşan memnuniyet mimiklerini görmek, o güzel gülümseyişini seyretmek leziz yemekler üzerine çok iyi geliyor gerçekten.

    Masayı hazırlamaya yardım ettiğim gibi toplamaya da yardım ediyorum. Bulaşıkları yıkarken izliyorum bu kez de. Suyla oynamayı seviyor, bunu her halinden belli ediyor. Bitirene kadar seyrediyorum onu. Bu arada aldığım çikolatadan bi parça koparıyorum, elleri bulaşık olduğu için ben ellerimle veriyorum ağzına. Yerken 'aklında bulunsun, bana çikolata alacaksan sade olsun bi daha ki sefere' diyor. Aklıma gelen başıma geliyor işte, 'biliyordum böyle olacağını' diyorum. Güle eğlene vakit geçirirken o bitiriyor işini, masasına geçiyoruz. Hazırlanıyor.

    Bu sırada yaklaşıyorum yanına, yüzüme bakıyor. ellerinden tutuyorum, avuçlarıma alıp, avuçlarının içinden öpüyorum. 'Her şey için teşekkür ederim melek' diyorum. O kendi deyimiyle şapşal gülüşünü takıyor yüzüne. Sarılıyorum, kokusunu solumak bir büyük heyecana yol açıyor bende. Gözlerine bakıyorum. Gülüyor gözleri, mutluluğu yansıtıyor karşısındakine. 'Gözlerin çok güzel' diyorum, 'sana baktığım içindir' diyor. Bu kez ben kızarıyorum, alışık olmadığım bi durum. 'Napıcaz' diyorum. 'Çıkalım, deniz kıyısına gideriz' diyor. Sahil canlanıyor gözümde. Güzel bi akşamın bizi beklediğini hissediyorum.

    Çıkıyoruz iş yerinden, sahile kadar yürümeye karar veriyoruz. Koluma giriyor, yavaş yavaş İstanbul'un kalabalığına karışıp kimsenin dikkatini çekmeyen diğer insanlar gibi oluyoruz. Yeni tanışmaya başlayan iki insanın birbirini tanıma aşamasındaki gibi başımızdan geçen ilginç ve komik olayları paylaşıyoruz, konu dallanıp budaklanıyor. Onu nasıl etkilediğime geliyor. Bir gece mesajlaşırken ona anlattığım tatlının onun çok sevdiği bir tatlı olması ve benim betimlemelerimin onu etkilemesini anlatıyor yeniden. 'Bazen içime doğuyor' diyorum. 'Aptala malum olurmuş' diyor, gülüyoruz. Daha sonra farkına varacağım ayran budalası bakışımın da o zamanlardan kaldığını düşünüyorum şu an.

    Yolda seyyar bir satıcının tezgahından bi adet çilek rica edip alıyoruz. Çilek deyince akan sular duruyor onun için. Yerken bir fotoğrafını çekiyorum, yüzüne düşen güneşten gözleri kamaşıyor. Ayrı bi güzellik katıyor yüzüne. Sahile gidene kadar vakit nasıl geçiyor anlamıyoruz. Beşiktaş sahil de külahta dondurma alıp oturuyoruz deniz kıyısına. Bir kadının bir dondurmayla ne kadar mutlu olabileceğine gözlerimle şahit oluyorum ben. Nasıl iştahla yiyor dondurmayı. 'Nanelisi olsaydı daha güzel olcaktı' diyor ama iştahından da zerre kaybetmemiş olması illaki naneli dondurma olmasının gerekli olmadığını gösteriyor. Ufacık şeylerden mutlu olabilmesini, mutluluğunu yaşarken karşısındakini de mutlu kılmasını gerçekten çok iyi yaşıyor. Onu seyre doyamıyorum. Deniz kıyısında balık tutan balıkçıları seyreyliyoruz bi süre, balık tutma ile alakalı bir anımı anlatıyorum ona. Eğleniyoruz, beraber eğlenmesini becerebiliyoruz ve ben onunla zaman geçirmekten gerçekten haz alıyorum, hissediyorum bunu iliklerime kadar. Gözlerine dalıyorum, bakışları içimi eritiyor. Dalga seslerine, rüzgar ıslığıyla eşlik ediyor. Balıkçılar, seyyar satıcılar, çiçek satan çingeneler fonda birer enstantane kalıyor. Sanki bizim orada bulunmamızı pekiştiren detaylar oluyorlar.

    Kolluma girmiş olması öylesine mutlu ediyor ki beni, ortamın mayhoşluğu mayışmama sebep veriyor artık. Baygın bakışlarıma güneş çarpıyor. Ancak gözlerimi yine de ondan alamıyorum. Yanaklarına dokuyorum, incecik gülümseyişi içimde öyle bi yerlere dokunuyor ki, masal tadında ama gerçekliğinden şüphe duymadığım bir hayali yaşıyormuşçasına mutlu kılıyor beni. Mutlu bir masal yazıyoruz sanki, sonunu düşünmeden bir şeyleri yaşamanın tattırdığı heyecanla donatılmış buluyoruz o an yüreklerimizi. Ufacık öpüyorum dudağından önce, daha sonra tadıyorum dudaklarından ab-ı hayat tadıyormuşçasına. Gözlerimi sımsıkı kapıyorum, dünyada zaman dursun istiyorum. 'Akmasın zaman ama biz yine yaşayalım anı doyasıya, herkes her şey dursun ama biz devam edelim bu anı tatmaya' diye nokta koymaya cesaret edemediğim düşüncelerle doluşuyor zihnime. Kalp atışlarımı hissetsin diye elini alıp, göğsüme koyuyorum. Gülümsüyor, aynı hareketi bu kez de kendisi bana uyguluyor. O an ki gülüşünü ve heyecanı, ömrüm boyunca unutamayacağımı hissediyorum o an.

    'Birbirimize bir kaç aşk kadar geç kalmış olmasaydık' diye mırıldanıyor, oturuyor içime. 'Kimin şarkısıydı bu?' diye soruyor, yutkunarak cevaplıyorum. Dalıyoruz denize. Bir şarkı mırıldanıyorum ben de o esnada.

    'Kapat gözlerini balığım, üzülme sen..
    bir gün elbet kurtulacağız cam çepherlerden!'
    'gülüş güzel gök mavi desem anlar mısın?
    ben anlatsam haykırsam göğe duyacak mısın?'

    Gözlerim doluyor. Biı süre bakamıyorum yüzüne. Dönüp baktığımda tomurcuk bir damla yaş görüyorum yanağında, içiyorum onu. Sarılıyorum, kokusunu dolduruyorum ciğerime. Her masalın acı bir tarafı var illaki diye düşünceler düşüyor aklıma.

    Kalkıyoruz yürüyoruz. İki bardak çay alıp bu kez çimenlere oturuyoruz. Çaylarımızı soğutuyoruz orada. Düşüncelere dalıp dalıp çıkıyoruz beraber, konuşmuyoruz ama o kadar iyi anlaşıyoruz ki her hareketinde her bakışında bana neler anlatmak istediğini okuyorum. Artık ne olacağını hiç düşünmüyorum, önümü görmek istemiyorum, sadece onunla olmak istediğimi, onunla beraber hayaller içinde oyunlar oynamayı istiyorum o an. Benim gibi düşünüyor ve aklımızdaki her şeyi geriye atıyoruz. Bakmıyoruz onlara, gözlerini gözlerim, ellerini ellerim yapıyorum. Kokusu kokum oluyor, tenime karışıyor, ellerinden sıkıca kavrıyorum çok sıkı. Gülümsüyor bana, yüzünde gündüzkinin aynısından bir memnuniyet gösterisi var. Bir nüshası da benim yüzümde.

    Çalan telefon bizi hayata döndürüyor. İstanbul akşamı kuşanmış, geceyi rahminde büyütüyor. Saatlerce beraberiz ama hiç umrumuzda olmamış geçen saatler, farkediyorum. Kalkmamız gerekiyor. Oturduğumuz yerden kalkıyoruz. Bırakmıyorum ellerini, o kadar şeniz ki birbirimizi tatmaktan yürüyemiyoruz. İnsanlar geçiyor etrafımızdan, bize gülümsediklerini görüyorum. İmrenen bakışlar düşüyor üzerimize. Bizse hiç umrumuzda olmadan mutluluğun bir tablosunu resmediyoruz sanki. Yalnız başıma 5 dakikada yürüyebileceğim yolu 20 dakikada yürüyebiliyoruz. Öyle derin soluklar alıyorum ki ona sarıldığımda sanki biteceğini bildiğim bir rüyadan çıktığımda o kokunun bana yeteceğini düşünüyorum. Öyle sıkı sarılıyorum ki ona, sonlarına yaklaştığımız bu masalın finalinden önce kokusunun üstüme sinmesi için çalışıyorum. Adımlarımız zamanla zıt gitmek istiyor. Ama ne yapsak ne etsek durağa geliyoruz.

    Ayrılık vakti.

    Sarılıyoruz, o günün son sarılışı oluyor. Avuçlarından öpüyorum tekrar, 'her şey için teşekkür ederim melek' diyorum. Gözlerimde kayboluyor, tek bedene bürünüyoruz yeniden. Biniyor, oturuyor. Dirseğimi koyuyorum önümde duran korkuluklara, onu seyretmeye koyuluyorum. Aramızda 1 metre mesafe yok, üstelik henüz saniyeler önce yanımda olmasına rağmen şiddetli bir özlem hissediyorum damarlarımda dolaşan. Karnıma ağrısı giriyor. Gözlerim doluyor. el sallıyor bana, uzaklaşıyor.

    Bir süre daha öyle kalıyorum. Geçen günü düşünüyorum en başından itibaren. Kapalı olan gözlerimi açıyorum, akan trafik, koşuşan insanlar çarpıyor gözüme. Gaate bakıyorum. Gitmem gerek artık. Yürümeye başlıyorum. Kulaklığı kulağıma takıp, olabildiğince sert bir parça seçiyorum, sesini sonuna kadar açıyorum. Ömrümün en uzun yolunu yürüyorum o an. Daha çok yürüyemesem de dizlerimin üzerine kapaklanıp kalsam da hayatımın en uzun yolu oluyor.

    Mutlu bir masalın, acı başlangıcı.

#16.05.2012 12:23 0 0 0
  • yüregine saglık... evet biz bazen seyredici kalıyoruz.. bazen de en kötü rolları oynamaya mecburuz. ama yaşıyoruz işte.....

    yaşamak yanmakdır yanasan gerek
    hayatın manası yalnız ondadır
    şam (mum) eger yanmırsa yaşamır demek
    Onun da hayatı yanmağındadır
    /Bahtiyar Vahabzade/

    bazılarımız bir mum gibi yanıp sönüyoeuz bu hayatta. çok güzel anlatmşsn arkadaşm yazan kalemin durmasın hiç.... teşekkürler
#16.05.2012 14:21 0 0 0