Kuranda Türkler ve Osmanlılar

Son güncelleme:
  • kuranda türkler - kuranda osmanlılar - islamın türklere verdiği önem - kuranı kerim gerçekleri - islamın yüz akı türkler
    KURAN DA TÜRKLER VE OSMANLILAR


    İlim adamları ve Kuran yorumcuları bir çok noktada birbirlerine benzerler.Zira her ikisi de içinde yaşadıkları dönemin bilgilerinden hareket ederek,ilgilendikleri konuyu onlara kıyasla ele alarak yorumlar,inceler ve açıklarlar.Yaşadıkları dönemin bilgi,kültür,ilim,görgü,siyasi durum ve toplumsal olayları ürettikleri fikirler ve yorumlar üzerinde birinci dereceden etkilidir.


    Bu durumda şu gerçeği vurgulayabiliriz. Kuranın hem insanlar tarafından anlaşılması hem de müfessirler tarafından tefsiri çağdan çağa değişmekte ve gelişmektedir.Bu her çağın Kuran yorumunun değişmesi değil,gelişmesi anlamındadır ve Kuranın belki de en mühim özelliklerinden biridir.Zira Kuran-ı Kerim , öyle muazzam ayetler ve özelliklerle doludur ki 1400 sene öncesinden eskimeden ,atıl duruma düşmeden ,bilim tarafından inkar edilmeden içinde bulunduğumuz 2009 yılına hitap ettiği gibi ,aynı şekilde kıyamete kadar insanoğluna hitap edecektir. Peygamberimize en büyük mucizesi sorulduğunda onun Kuran diye cevap vermesi bundandır.Kuran, zaman ve bilim geliştikçe daha açıklanabil-mekte yada daha önce açıklanamayan gerçekler böylelikle açıklanabilmektedir.Örneğin doğum hadisesi ile ilgili ayetler modern tıp sayesinde daha derin ele alınabilmektedir.Bazı özel ayetler ve ifadelerinse bu tüm zamanlara hitap edebilme özelliğinden dolayı zaman ve çağın durumuna göre isabet ettiği gerçekler değişmekte, bu nedenle yeniden alınma ve yorumlanması gerekmektedir.Bu durumun en önemli göstergelerinden birisi ise ilginç bir tesadüf eseri aziz milletimiz Türkler ile ilgilidir.Bu ilginç tesadüf ise yazımızın ana konusudur.Kuran-ı Kerimde açık şekilde bir çok ayette bir toplumun başka bir toplumun yerini alması durumundan bahsedilir.Bu yerini alma hadisesi 2 şekilde vuku bulmaktadır.1. sinde önceki toplum Nuh,Semud,Ad kavimlerinin başına geldiği gibi yok edilmekte,2.sinde ise Allahın emirlerine ve peygamberlerine uymayan topluluklar,birazdan açıklayacağımız Araplar örneğinde olduğu gibi geri plana alınarak pasifize edilmektedir.


    Hatta açık şekilde bazı ayetlerde Mekkeli müşrik Araplara seslenilerek ,onlar uyarılmakta ve peygamberi yalanlamaya devam ederlerse önceki toplumların başına gelen hallerden biri ile karşılacakları belirtilmekte ve yerlerine Salih kullardan oluşan bir topluluğun mirasçı kılınacağı belirtilmektedir.Örneğin, 630 senesinde Peygamberimizin Tebük seferi ile ilgili Arapların sergiledikleri tutum konumuz ile yakında ilintilidir.Bu dönemde İran Kisralarını yenilgiye uğratan Hıristiyan Bizans ,Hıristiyan olan Arapları da etkileyerek İslama karşı büyük bir tehtit haline gelmişti.Buna karşı önlem almak gerekiyordu.Bu esnada ise Arap Yarımadasında sıcak ve kıtlık zuhur etmişti.Münafıklar işbaşındaydı ve bu sıcakta sefer olmaz diye propaganda yapıyorlardı.Bunun üzerine bu propagandaya kapılarak peygamberin emrine karşı ,emre uymakta gevşeklik gösterenler kınanmıştır.Tevbe 38-39


    Müfessirler ise Tebük Seferine çıkmak istemeyen Araplar için ,onların yerine getirileceği belirtilen toplumun kimliği ile ilgili çeşitli görüşler ileri sürmüşlerdir.Muhammed 38-Maide 54Bunun Tabiun (?),Farslılar,Yemenliler oldukları bazılarınca iddia edilmiştir.Ancak daha önce belirttiğimiz gibi müfessirlerin zamanın bilgi ve kültüründen hareket ettiklerini göz önünde bulundurursak ,o dönemde henüz Müslüman olmamış Türklerin hiç hesaba katılmamış olmasına şaşmamak gerekir.Ancak zaman geçtikçe bu mirasçı Salih kulların Türkler olduğu apaçık ortaya çıkmıştır.



    TÜRKLERİN İSLAM DÜNYASINDAKİ LİDERLİKLERİ
    Eski Türk inanış ve mefkuresini biraz açarsak ,Türklerin Müslüman olduktan sonra Müslüman toplumlar içerisinde pasif,sessiz ve kenarda kalamayacaklarını zaten görürüz.Türklere Allah (Gök Tanrı),vatan ,millet ve devlet uğruna can verme, kahramanlık, savaşçılık, cesaret, vakar, dürüstlük, güçsüze yardım,açı doyurma ,çıplağı giydirme ile övünme ,aman dileyene kılıç çekmeme, sabır , metanet ,disiplin,emre itaat gibi özellikler İslam la gelmemiştir.Bu özellikler zaten Türklerde vardır ve bu özellikler İslama kolaylıkla uyum sağlamıştır.Türkler ayrıca İslam öncesinde de Tanrının kendilerini ve yönetici hanedanlarını Gök Tanrının dünyayı yönetmek üzere görevlendirdiğine inanıyorlardı.Kağanlar ,Türklere göre kanlarında kut (Yönetme yetkisi) ile dünyaya gelirlerdi.

    Bu nedenle Osmanlılarda bile bir hanedan üyesi öldürülürken ,kanındaki bu kuta hürmeten kanı akıtılarak öldürülmez, yay kirişi ile boğulurdu.Tüm bunlara bakarak ve ilerde ifade edilecek ,Türkler hakkında Peygamberimizin söylediği hadislere bakarak şunu ifade etmemiz sanırız yanlış olmaz.Peygamberimiz Türklerin Müslüman olmasını nasıl ki Hz. Ömer veya Ebu Cehil den birinin Müslüman olmasını istemiş ve bunun için dua etmişse öyle istemiştir.Türkler Müslüman oldukları andan itibaren ,İslam dünyasında eskimeye yüz tutan fetih düşüncesine canlılık kazandırıp bir nevi katalizör etkisi yaptılar.At sırtında, İslam coğrafyasının her tarafında, nerede küffara karşı cihad varsa koştular.Bu uğurda öncelikle Abbasi devletinde askerlik hizmetine girdiler.

    Ancak Türkler kendi hükümdarları dışında kimseden halife bile olsa ,emir almaktan çok hoşlanmazlardı.Bu nedenle kısa sürede Abbasi devletinde önce askerlik ve yönetim anlamında ön plana çıktılar.Ardından ondan koparak Mısır da ilk Müslüman Türk devletlerinden olan Tolunoğulları ve Ihşidileri(Akşitler) kurdular.Diğer yandan Gazneli Mahmud ,İslam sancağını Türkler eliyle Hindistana götürdü.Onun bu hizmetinin karşılığı olarak bu gün dahi Hindistan Müslümanlarının kendi soylarını açıklayan secerelerinde Türk olduklarını ispatlama gayreti görülür.xArdından Selçuklular devrinde ,Tuğrul Bey zamanında Türkler İslam dünyasında en büyük güç haline gelirler.Meseleyi fazla uzatmadan sonunda ,Halifeliğinde Yavuzun Mısır Seferi sonucunda Türklerin eline geçtiğini belirterek bu bölümü kapatalım.


    KURAN IN İDEOLOJİK YORUMLARINDA TÜRKLER
    Kuran özellikleri itibarı ile farklı zaman ,kültür ve kavimler tarafından daha önce bahsettiğimiz bazı nedenlerle farklı yorumlara muhatap olmuştur.Bu farklı okumalardan birinin muhatabınında Türkler olduğunu belirtmiştik.Kuran ın anlatım yöntemine göre genellikle olayların geçtiği toplum ,kişi ve mekanlar açık şekilde belirtilmez.Bu nedenle müfessirler kendi zamanlarının durum ,özellik ve bilgileri ile bu Kuran kıssalarından bahsi geçen topluluk veya kişileri belirlemeye ,onları ortaya çıkarmaya çalışırlar.Her müfessir aynı olayla ilgili kendi düşüncesini ileri süreceğinden dolayı bu tür konularda net bir isim ve karar verilemeyeceğini yada zaman değiştikçe ayetin övdüğü veya yerdiği ,muhatap toplumların isimlerinin değişebileceği hatta bir dönemde yerilen toplumun diğer bir dönemde övülen veya tersi durumların yaşanabileceğini düşünmek lazımdır.Örneğin her devrin bir Yecuc-Mecucü ve Zülkarneyni vardır yada öyle bir tespit yapılabilir.

    Örneğin Türklerin İslam olmadan önce ilk defa Müslüman Araplarla karşılaşmalarının Hz. Ömer zamanında olduğunu ,daha sonra Emevi ırkçı ve emperyalist politikaları nedeniyle ilişkilerin savaş sürecine girdiğini belirtelim.İşte bu durumda Arap müfessirlerin Müslüman olmayan Türklerle ilgili olumsuz tavır takınmaları ,onları yermeleri,aşağılamaları ve Kuran daki yerilen bazı topluluklara (Yecüc-Mecüc örneğindeki gibi) Türkleri örnek göstermeleri anlaşılır hale gelmektedir.Yani bu ilk dönem Arap tefsirlerinde Türklere karşı takınılan bu olumsuz tutumlar ideolojik okumalardır ve bunlara müfessirler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar itibar edilemez.Onlar ayetleri ne yazık ki duygularını ve siyasi düşüncelerini işin içine katarak yorumlamışlardır.Bu dönemde zaten Türklerin övülmesini yada olumlu özelliklerinin ön plana çıkarılmasını beklemek pek mantıklı değildir.Türklerin İslam oluşu ile bu düşüncelerin terk edilmesi ve bu olumsuz görüşlerin olumlu duruma dönüşmesi bu durumu açıklar.Ne yazık ki bu ideolojik okumalar ,genelde sorgulanmadan toplumumuza aktarılmış ve olduğu gibi bırakılmıştır.Nakilci ve taklitçi tefsir geleneği nedeniyle de yüzyıllarca İslam toplumlarında hatta Türkler arasında yaşayabilmiştir.Bunu sorgulayan ve gerçekleri ortaya koyan müfessirimiz ise oldukça azdır.Bu noktanın altını özellikle çizmek istiyoruz.

    Bunun yanında Türkleri Zülkarneyn denilen ve Kuran da bahsi geçen Türk hükümdarı ve ona yardım eden topluluk olarak ta açıklayan tefsirler vardır.Bu görüşe göre de Türkler bozgunculuk yapan Yecuc-Mecuce karşı gelen ve ona karşı bir set inşa eden topluluk olmaktadırlar.Ebusssuud Efendi İlk yorumlarda Zülkarneyni, İskender olarak tarif eden ve nakilci gelenek nedeniyle Osmanlı müfessirleri tarafından tekrar edilen görüşten farklı olarak Zülkarneynin bir Türk hükümdarı olduğunu belirtir.Vani Mehmed Efendi daha ileriye giderek Zülkarneynin Oğuz Kağan olduğunu uzun uzun dayanakları ile birlikte anlatır.Kıssayı anlatan Kehf Suresi 83-98. ayetlerini tefsir ederken Türkleri İshak Peygamberin soyundan ve Yafes neslinden olarak kabul eder.Oğuz Kağanın Hz. İbrahim le muasır(çağdaş) olduğunu belirtir.Oğuz Kağanın Hz. İbrahime inandığını ve İshakın kızıyla evlendiğinden bahseder.Bursalı İsmail Hakkı da da Türklerin aslının Kanturaoğullarından olduğunu belirtmekle, Kanturanında Hz.İbrahim soyundan olduğunu yazmakla benzer ifadeler görülmektedir.


    OSMANLI DÖNEMİ TARİHÇİ VE MÜFESSİRLERİNİN GÖRÜŞLERİ

    Gördük ki genelde Osmanlı müfessirleri kendilerinden önceki dönemlerin Türkler hakkındaki ideolojik ve siyasi olumsuz değerlendirmelerini sorgulamadan eserlerinde almışlardır.Bunun bir başka nedeni de Osmanlıların Türklerin İslam öncesi dönemlerindeki tarihleri ve kimlikleri ile pek ilgilenmemiş olmalarıdır.Yani bu durum İslam öncesi dönemle ilgili olduğu için çoğu bu durumdan gocunmamış,o dönemlere sahip çıkma ihtiyacı hissetmemiştir.Bir kısmı bu iddiaları eserlerine almayarak kale almamış,küçük bir kısmıda bahsedildiği üzere bu okumalara karşı çıkarak cevaplar vermişlerdir.

    Osmanlı Tarihçileri kendilerini ve Osmanlı Sultanlarını yeryüzü sahipliğine layık olarak kabul ederler ve bu manada Kuranın ifadelerinde kendilerini görürler.Yavuzun yakın dostu Hasan Candan nakledilen bir rivayet bu noktada önem taşır ve meşhurdur.Hasan Can bu rüyayı şöyle anlatır;Eşiğinde oturduğumuz kapıyı çaldılar.Kapı hafifçe aralandı.Etraf nurani kimselerle doldu.Kapıyı çalanın elinde Yavuzun sancağı vardı.Bilr misin neden geldik? Selim Hana selam et.Kalkıp gelsin.Haremeynin hizmeti ona buyruldu dedi.Gördüğü kimseler Dört halife,konuşansa Hz.Ali idi.Hasan Can bu rüyayı Yavuz Sultan Selime anlattığında hükümdar şöyle cevap verir;Sana demez miyiz kibizbir tarafa emir verilmeden hareket etmemişizdir.

    Yine Yavuz la ilgili , Hasan Can tarafından ölüm döşeğinde kendisine ;hünkarım şimdi Allahla olmak zamanıdır dediğinde ,Yavuzun Hasan Can, sen bizi bunca zamandır kimle bilirdin? dediği rivayet ediliyor.Bu şekilde bolca rivayet Osmanlı Tarihçileri tarafından zikredilmiştir.Kemalpaşazadenin Yavuzun Mısır Seferinde başarılı olacağını sefer öncesinde Kuran dan açıklamalarla tespit ettiğini ve sefere manevi destek sağladığını görüyoruz.Aynı şekilde İstanbulun fethinde önce Akşemseddin de buna benzer açıklamalar yapmıştır.Hoca Saadeddin de Kuran dan ifadelerle desteklediği yazılarında Allahın Türkleri işaret ettiğini beyan eder.

    Fakat biz daha çok bu yazımızda İstanbul da bir semte de ismini veren meşhur Vani Mehmed Efendi(ölm. 1685) ve eseri Araisül Kuran üzerinde duracağız. Vani Mehmed efendi eserinde Arapların Tebük seferine katılmakta gösterdikleri tereddüdü hiçbir zaman Türklerin göstermediğini yazar.Vani Mehmed Efendi Tevbe Suresi 39. ayeti bu bakış açısı ile açıklar.Ona göre yerinize başka birini getirir ifadesinin işaret ettiği gerçek açıkça Türklerdir.Bu görüşünü Eski Türk ,Selçuklu ve Osmanlı Tarihinden örneklerle desteklemektedir.Allahın Emeviler ve Abbasilere nasip etmediği İstanbulun Fethi ve fetih hadisinden de bahseder.Osmanlının Rum, Ermeni ,Bizans ,Gürcü, Frenk ve Ruslarla mücadeleleri sonucu İslamın korunduğunu ve geliştiğini anlatır.Peygamberin ümmetini Türklerle savaşmaktan menettiğini nakleder.Türkler size ilişmedikçe onlara ilişmeyiniz(Bagavi 3-18,Ebu Davud –Kitabül Melahim No:4302)Kantura soyundan gelen Türkler, mülk ve hilafeti ümmetimin elinden çekip alacaklardır.(El Münavi-Feyzül Kadir No:110)

    Yine Yavuz Sultan Selim den bir olay nakledelim.Hasan Can son nefesini vermek üzere olan Padişaha :Hünkarım şimdi Allah la olmak zamanıdırdediğinde ,padişah ona:Sen bunca zamandır bizi kim le bilirdin ,Hasan Can? diye sorar.

    Elmalılı ve Bediüzzaman Said Nursi de,Kur'an ın övgüsüne mazhar olanlardan birisinin Türk milleti olduğunu söylemişlerdir. Ancak her iki alim de ayetin öncesindeki tehdide düşmekten sakınmak konusunda uyarı yaparak, İslama hizmetin devam etmesi gerektiğini önemle vurgulamışlardır. (Elmalılı, ilgili ayetin tefsiri; Nursi, Mektubat, 26. Mektup)

    Tarkan Suçıkar
0 0 0