Duygusal > Siz ve Ben

    Siz ve Ben


    ***
    insanlar değiştiğimi, eski beni özlediklerini söylüyorlar.. bense eskiye dair hiçbir şeyi özleyemeyecek kadar çok yıprandım eskide..
    bir ajanın polisten kaçarken değiştirdiği kimlik gibi değiştirdim kendimi,
    içimdeki polisten kaçarken..
    ama o ajan maskesini çıkardığında nasıl kendisi olabiliyorsa ben de maskemi çıkarıp attığım anlarda ben olabiliyorum..
    özüm aynı öz..
    suretim değişken.
    ne beraber olduğum insan,
    ne çevrem,
    ne yaşadığım ülke
    beni anlatamaz..
    benimle bağdaştırılamaz..
    bunu yapmak haksızlık olur..
    çünkü çemberin dışına çekildiğim;
    kendim tarafımca kendi dünyama itildiğim
    günden beri ben ben değilim ki..
    çemberin içinde kalması ve dünyanıza
    ayak uydurması gereken bir ben..
    ve de çemberin dışında, kendi içinde kalmış
    kendiyle parçalanan, kendiyle bütünleşen bir ben..
    değişim diye bir şey yoktur..
    söz konusu olan şey
    bir değişim olamaz, bir çemberin içinde..
    o olsa olsa bir dönüşümdür..
    asıl devrimse,
    çemberin dışında kalan kısımdadır..

    sen kimsin?  diye sordular bir gün..
    herkesin evreninde bir zerre,
    kendi evrenimde bir tanrıyım dedim..

    çemberin içindeki dünyayı değiştiremeyecek
    kadar küçük ve kifayetsizim..
    kendi içimdeki dünyayı değiştirerek sarsamayacak,
    düzeni bozamayacak kadar korkağım..
    hangi değişimden bahsediyoruz öyleyse?
    evrenin her köşesine yayılmış ses dalgalarından
    yalnızca biri,
    benim değiştiğimi söylüyor oysa..
    kim söylemiş acaba?
    bilinmez ki kim söylemiş,
    düşünmek ona ne kadar uzak bir yetiymiş..

    sizden soyutlamıyorum kendimi ey insanlar! ..
    unuttunuz mu? birkaç satır önce,
    çemberin içinde dönüşümlere ve devinime
    ayak uydurmaya çalışan bir parçamın
    varlığından bahsettim..
    ve kendi dünyamdaki diğer parçamdan..
    kendime olduğum kadar size,
    size olduğum kadar kendime
    aitim..
    (not: bırakın da o bunaltıcı hapislikte
    maskeler takıp oyunlar oynayayım..
    başka türlü çekilmiyor dünyanız..
    kusura bakmayın..)

    yarıdan bölünmüş bir elma misali..
    belki de bir saptaki iki kiraz gibiyim..
    benzer ama farklı iki benzetmenin de
    bütünleyemediğim benliğime uyum
    sağlıyor olması ilginç..
    pek elmaya benzediğim söylenemez..
    bir sapta iki kiraz da olamam ya..
    bir tane ben var..
    benden olsa olsa ipana reklamlarındaki
    yarısı fırçalanarak
    yarısı da bilinçli bir şekilde ihmal edilerek
    kahveye batırılan yumurta olur..
    bunun sonucunu kiraza da yansıtabilirim..
    yumurtanın yarısı sağlam, yarısı çürük kalıyor..
    bir saptaki iki kirazdan birine kurt düşebilir..
    ama bir elmaysam..
    ve de kurt girmişse..
    kessen de..

    elmalar, kirazlar ve yumurtalardan daha ziyade
    bir varlık var ortada.. işin mizahi yönü geçilirse..
    bedeni de geçtim artık.. üstümde taşımaktan
    yorulduğum bir kıyafet gibi..
    üstelik ne kadar trajiktir ki..
    eskiciye versem almaz..
    ama ruhum..
    -mayozla ya da mitozla değil-
    yarattığınız dünyada ve kendi dünyasında
    varlığını kaybetmemek adına
    -bilimsel değil, metafiziksel bir şekilde-
    bölünen
    ruhum..
    dünyanızdaki görüntüme değil,
    çabasından dolayı
    ruhuma saygı duyun biraz nolur..

    tekrarlıyorum bir öğretmen gibi
    pekiştiresiniz diye bu gerçeği..

    değişim diye bir şey yoktur arkadaşlar..
    söz konusu olan şey
    bir değişim olamaz,
    bir çemberin içinde..

    bunu unutmadan yaşarsanız
    farkında olursunuz çıktığınız sahnenin,
    seyrettiğiniz oyunun
    ve salonun terk edildiği andaki huzurun..

    ve son olarak...
    eski beni arayıp durmayın..
    o da eskidi tıpkı sizin eskidiğiniz gibi..

    Epilog

    yağmur..
    yatağında su kalmayan bir nehire akıyorsa iyidir..
    ya da bir ormana..
    bir tarlaya..
    bir şehre yağarsa da iyidir..
    ama bir denize yağıyorsa
    bu resmen küstahlıktır..
    yatağı kuruyan nehir bie zamanlar nehirdi..
    tıpkı denizin deniz olduğu gibi..
    ve nehir, nehirken, yağmura ihtiyacı yoktu..
    tıpkı denizin denizken yağmura ihtiyacı olmadığı gibi..
    ben bir denizim
    ben bir denizim..
    yağmur olup yağmayın bana..
    kıyımda meltemleri hissedin..
    yakamozları seyredin..
    benliğimde sonsuzluğa açılın..
    maviliğim karanlık ruhlarınızı aydınlatsın..
    derin sularım içinizin boşluğunu doldursun..
    yangınınızı söndürün, kuruyan bahçenizi besleyin..
    benden alabileceğinizi alın&
    ama bana yağmur olup yağmayın..
    bu bana yapılmış bir haksızlık,
    alay, hakarettir..
    yağmur olup yağmayın bana..



    BU ARADA YANLIŞ ANLAMAYIN SİZ BU YAZIYI
    Ellerine saglik Hades!