Ayrıca insanın kendisiyle yüzleşmemesinin negatif şöyle bir yanı daha vardır: Kendisiyle hesaplaşmayan, kendini yerden yere vurmayan bir insan hiç farkına varmaksızın beyhude başkalarıyla meşgul olur durur. Hele şahsî enaniyete bir de aidiyet mülahazası eklenirse, kişinin kaybetme ihtimali daha fazla büyür. Çünkü Hz. Bediüzzaman’ın yaklaşımıyla, cemaat enaniyeti ferdî enaniyeti takviye eder. Dolayısıyla denilebilir ki, cemaat enaniyeti öldüren, kahreden çok tehlikeli bir Allah belâsıdır. İşte bütün bu tehlikelerden korunmanın yolu, insanın kendisiyle sürekli yüzleşmesi, sürekli kendisiyle yaka paça olmasıdır.
Mesela, bir kimseye Cenâb-ı Hak, dünyanın değişik yerlerinde çok önemli hizmetler yapma imkânı bahşedebilir. Öyle ki, bu insan, tek başına bir beldedeki insanların bütününün gönlünü fethetmiş, ilim ve irfan hayatı adına orada âdeta bir çığır açmış olabilir. Fakat bu tür başarılar karşısında mülahaza hep şu olmalıdır: “İhtimal ki, bu işin temsilcisi konumunda ben olduğumdan dolayı yapılması gereken daha nice iş burada eksik kaldı. Şayet benim yerimde hakikaten ehl-i kalb ve ehl-i fikir bir başka arkadaş olsaydı, kim bilir burada yapılan hizmetler kat be kat artarak nasıl büyüyecekti. Keşke bu iş bana takılmış olmasaydı!” İşte Allah yolunun yolcularında bulunması gereken gerçek muhasebe ruhu bu olmalıdır.
Başkalarının şişirmesi, pohpohlaması karşısında kündeye gelmemenin yolu da esasında böyle bir muhasebe duygusundan geçer. Yani insan, günde birkaç defa kendisini kritiğe tâbi tutar, gözden geçirir ve Rabbisiyle münasebetini buna göre ayarlarsa, başkaları onun hakkında ne derlerse desinler, isterse onu göklerde uçursunlar yine de o “Ben, beni biliyorum. Burada şeytanın bir parmağı olabilir.” diyerek, kendini gurur ve kibre kaptırmaktan korumuş olur.
Rabbim, hepimizin gönlünü, böyle bir muhasebe şuuruyla doldursun. Bir lütuf olarak omuzlarımıza yüklediği vazifeleri bihakkın edaya muvaffak eylesin! Âmin!