Bir Film Anlatısı

Son güncelleme: 23.03.2013 13:23
  • bir film alıntısı - kötü ruh filminin anlatımı - komik yazılar - mizahi bir film anlatısı
    Sevgili dostum Recep, nasılsın? Umarım iyisindir. Beni soracak olursan bildiğin gibi işten kovulduğumdan bu yana halen işsizim ve vaktimin çoğunu VCD'de korsan filmler izleyerek geçiriyorum. Geçenlerde izlediğim bir film vardı, sana onu anlatmak istiyorum. Oldukça eski ama fena sayılmaz. Daha önce anlattığım filmi (Ötekiler) büyük bir beğeniyle karşıladığını görünce bir ikincisini yapmak gereğini duydum. Biliyorsun film sektörü de bu mantıkla çalışıyor. Neyse lafı fazla uzatmadan filme geçeyim istiyorum. Ve işte bütün ışıklar sönüyor ve film başlıyor...


    Filmin Adı: Kötü Ruh
    Oyuncular: Pek tanınmış bir oyuncu yok. Boş ver.
    Türü: Korku yada ger-ilim.
    Yönetmen: Sitıvın şipilberg.
    Konu: Kötü yola düşmüş bir ruhun kötü işleri işte. Ne olabilir ki başka.


    Bir ev var, evet, evet bir ev var yine. Zaten Amerika’da büyük, geniş bir ev alacağın zaman dikkat edeceksin. İyice kontrol edeceksin. İlk bakışta kimseyi göremesen de evin içinde kimse olmadığı anlamına gelmez bu. Özel ruh ve hayalet uzmanlarını çağırıp kontrol ettireceksin ki sonradan başın ağrımasın. İşte zaten bu tür filmlerden sonra satılık ve kiralık ev ilanlarında şöyle yazmaya başladılar ( “Kiralık ev, anam avradım olsun bir tane hayalet veya ruh yok, geçenlerde temizlettik..) Tabi böyle yazmıyorlar. Onların dili pek aciz, derler ki “ Rent house, there is no any ghost or spirit” Bak gördün mü? Ne kadar ruhsuz bir anlatım. Neyse gelelim bizim kötü ruha, evin içinde iki velet var. Biri sarışın küçük bir kız, diğeri ondan bir kaç yaş büyük bir erkek ve onlardan büyük ablaları var. Bir de evin içinde kot şortla gezen anneleri. Babaları da var ama, anneleri görsellik açısından önemli bir rol üstleniyor kanısındayım. O da olmazsa filmde ilgi çekici bir görüntü yok diye bakmayacaktım. Filmin başlangıcında geceleyin evin reisi televizyonun karşısında uyurken küçük kız merdivenlerden aşağıya inip sadece karınca savaşlarının gerçekleştiği TV’nin karşısına geçip konuşuyor..

    “-Merhaba, neye benziyorsunuz? Sizi duyamıyorum, ordakiler. Bak ben kime diyom. Ana! hiç oralı olmuyorlar. Beş, evet, evet, bilmiyorum.” Diyor. Bu küçük kızın konuşmalarını işitip yanına koşan bütün aile de toplanmış onu izliyor. Ee tabi bizde onları. Çok mutlu bir aile görünümü var. Gece olmuş ve dışarıda fırtına bütün şiddetiyle kendini gösteriyor. Çocuklar beraber yatıyorlar. Peder bey aile fertlerini gezip uyuttuktan sonra hanımın yanına gidiyor. Tam mesaiye başlayacaklar, fırtınalı havadan korkan çocuklar gelip onların yanında yatıyor. İlerleyen saatlerde, yatak odasındaki TV yine açık unutulmuş. İstiklal marşıyla kapanıyor. Karıncalandığı sırada bizim ufaklık yine kalkıyor. TV’nin yanına gidip elini uzattığında TV’nin içinden sisli görünümde bir el çıkıyor karşı duvara çarpıyor. Her taraf sallanıyor, herkes uyanıyor. Ufaklığın umurunda mı sadece : “-Onlar burda” diyor. Neyse, ilerleyen zamanlarda evde gariplikler olamaya başlıyor iyice. Bükülen kaşıklar, kendi kendine hareket eden, masanın üstüne çıkan sandalyeler. Daha ne olsun canım bilumum acayip olaylar. Derken, herkes yatmakta iken ( Yine dışarısı kapalı ve yağmur var. Bir gecede yağmur yağmasın, fırtına olmasın) çocukların yattığı odanın penceresinin karşısındaki ağaç canlanıyor. Nasıl olur ya? Ağaç canlanır mı hiç? diye sorma. Şipilberk’in bir bildiği var herhalde. Dallar mallar uzanıp erkek çocuğu kaptığı gibi pencereden çıkartıyor. Bütün millet uyanıyor tabii. Çocuğu kurtarmak için dışarı çıkıyorlar ileriden de simsiyah bir hortum geliyor. Peder bey ağaçla boğuşuyor falan derken çocuğu kurtarıyorlar. Hortum ağacı içine çekip götürüyor. Bizim ufak kız da bu esnada odada tek başına. Odanın açık kapısında yüksek bir ışık var her şeyi içine çekiyor. Oyuncaklar, eşyalar falan derken hooop bizim ufaklık kapıdan çıkıp ışıkta kayboluyor. Neyse ufaklığa ne olduğunu merak eden aile bireyleri eve girince tabi odada bulamıyorlar. Her bir tarafta onu ararlarken kızın erkek kardeşi açık olan TV’den ( ya bir günde yatarken şu TV’yi kapatın da yatın. Nedir bu ya başınıza gelmedik kalmadı. Laf aramızda bana sorarsan bütün her şeyin sebebi O TV. TV’yi değiştirip kampanyadan bir Arçelik alsalar hiçbir şey olmayacaktı.) Bizim ufaklığın sesi TV’nin içinden geliyor. Herkes toplanıyor. Kız “Anne, anne” diye bağırıyor. Ama ne fayda. Ertesi gün eve üç beş kişiden oluşan hayalet ve ruh uzmanlarını çağırıyorlar. E tabi liderleri olan Yaşlı ve bilgili bir kadından kızlarını bulmalarını istiyorlar. Oturup cümbür cemaat yine televizyonun karıncalı gösterdiği bir frekansı ayarladıktan sonra anneleri kızına sesleniyor işte: “-Kızım beni duyuyor musun? ” Kız da cevap veriyor: “Anne, anne seni göremiyorum nerdesin.” Bu başarısız iletişim denemesinden sonra uzmanlarımız eve yerleşiyorlar. Her tarafa kamera falan yerleştiriyorlar.


    Birinci CD bitti. 15 dakika ara..


    15 dakika oldu mu ya? Ne çabuk oldu? Tamam ikinci yarı başlıyor. Herkes yerini alsın “şiişt sen, ayaktaki otur yerine”, “Neee yerini mi bulamıyosun? Ya kardeşim bir daha korku filmine falan gelmeyin. Feleğinizi şaşırıyorsunuz, ondan sonra işin yoksa hangi felek kimindi diye uğraş dur. “ Sen elini çek ordan ya korku filmi olum bu Allah Allah neyse zaten filmi seyrettiğiniz falan yok sizin. Tek derdiniz karanlık ve fark edilmediğiniz bir ortam hiç olmazsa saygı gösterin bari. Bakın arka koltuktakilerin yüzü bembeyaz. Adamlar filmin hakkını veriyor.” “Nee onlar vampir mi? Ay çook korktum ne kötü bi espri bende Fredyyim zaten boş zamanlarımda burda çalışıyom. Ekmek parası işte geçim zor. Evde altı küçük Fredy benden ekmek bekliyor. Hem vampir mampir adamlar saygılı ya sen ona bak..(vampirle görüşme filminden kalmış olacak herhalde bunlar)


    “ Tamam sessizlik”


    Uzmanlarımız evde iyice mekan tutmuşlardı en son. Gecenin bir yarısı bir odanın kapısından müthiş bir ışık yayılmaya başlıyor. Herkes birbirini uyandırdıktan sonra acayip bir sis içinde bir sürü hayalet görünümlü ruhun (Doğan görünümlü şahinle yakından uzaktan bir ilgisi yok.) İçeride dolandıklarını kamera kayıtlarında net bir şekilde görüyorlar. Yani senin anlayacağın evde ruhlar hayaletler cirit atıyor. Hatta geçenlerde birinin attığı cirit pencereden falan çıktı sokağa düştü. Ciriti hala bulamadılar. Pek yakında okçuluk güreş ve ata binme gibi ata sporlarımızı da öğrenecekler. Harmandalı oynayıp halay da çekerlerse tamamdır artık. Düğünlere çağırırız. Çok espri yapmaya çalışıyorum değil mi? Biliyorsun bazen böyle kendimi tutamıyorum işte. Neyse nerde kalmıştık, Haa, ertesi gün kızın abisi olan ufaklığı evden postalıyorlar. Ablalarını daha önceden göndermişler. Ne zaman gönderdiler valla bende bilmiyorum. Karı koca ve hayalet uzmanlarımız halen aynı evde ikamet etmekteler. Kaybolan küçük kızlarını aramaya devam ediyorlar. Derken adamın patronu ziyarete geliyor. İşe gelmiyorsun, kızında okula falan gitmiyor diyor. Peder bey bir inşaat şirketinde çalışıyormuş meğerse.


    Bu hayalet uzmanlarımızın başı olan yaşlı kadın çok özel güçleri olduğunu söylediği Adile Naşit kılıklı bir kadını eve getiriyor. Bugüne kadar bir çok evi temizlemiş. Kızın hayatta olduğunu ve halen evde bir yerlerde olduğunu söylüyor. Son boyut değiştirme olayı nerde olmuştu diye soruyor. Anlaşılan o ki açık bir kapıdan dışarı sızan şiddetli bir ışık varsa başka bir boyuttan geçiş oluyormuş.Valla ne bileyim öyleymiş. Kadın ölüm, hayat, boyut değiştirme üzerine uzun bir konferans veriyor. Ruhlar huzursuzlarmış, bizim boyutta değilmişler bir çeşit hayal boyutunda dolaşıyorlarmış. İki arada bir derede kalmışlar. O küçük kız sayesinde (kızda hayat yayan bir enerji varmış) ait oldukları yere geçiş yapacaklarmış. Bir de dediğine göre bir çeşit iblis varmış, o boyutta bulunan manyak bir iblis. Onu o iblisten kurtarmaları gerekiyormuş.


    Sonrasında kızla tekrar iletişime geçmeye çalışıyorlar. Nasıl mı? Yine TV açık ve karıncalı gösteriyor. Kızla konuşuyorlar falan derken boyut değiştirmenin olduğu odaya gidiyorlar. Hani kardeşlerin yattığı oda vardı ya işte oraya. Kadın odanın içindeki diğer kapının olduğu yerde duruyor. Boyut değişimin olduğu kapının orda ışıklar mışıklar ve çok çeşitli özel efektler olduğu halde kadın içeri doğru bir tennis topu atıyor. Kapıdan geçen top aşağıdaki salonun tavanından aşağı düşüyor. Aşağıda bekleyen elemanlarından biri de orada topu yakalıyor. Daha sonra bir ip fırlatıyorlar. İpte aynı şekilde tavanın ortasından yere düşüyor. Anne bütün yürekliliğiyle boyuttan içeri girip kızı kurtarmaya giderken baba da ipi tutuyor. Adam da pek güçsüz onun ipiyle kuyuya bile inilmez ama ne yapsınlar işte. Ben bu satırları yazarken tavandan ana kız düşüyor. Üstleri başları acayip kan gibim bir şey içinde. Ha işte kız kurtuldu. Film bitti mi? Hayır. Zinhar. Daha dur bak neler olacak. Adile Naşit kılıklı kadın diyor ki “Bu ev artık temiz”


    Bizimkiler yine de pıllarını pırtılarını toplayıp o civarlardaki başka bir eve taşınıyorlar. Gece yarısı çocuklar uyumaya çalışıyorlar ama ne mümkün. Yine ruhlar rahat bırakmıyorlar. Odalarındaki palyaço canlanıp erkek çocuğa saldırıyor. Kadını yattığı yerde hamkalıyorlar. Çocukların bulunduğu odanın içinde yine bir kapı açılıyor. Diğer başka bir kapıdan acayip ucube bir hayalet çıkıyor. Ya artık ev ev değil zaten. Kadın yardım istemek için dışarı çıkıyor. (kocası o gece eve geç gelecek çünkü işleri var. Adam çalışıyor öyle ruhla hayaletle karın doymaz) Fakat evin etrafında kazılan büyükçe bir çukur var ve yine yağmur yağmakta olduğu için içi su dolmuş iyice. Kadın karanlıkta göremediği için cımbırloop diye çukurun içine düşüyor. İçinde bir sürü ceset var. Aman ne hoş. Neyse kadın kendini güç bela çukurdan kurtarıyor, geri dönerek çocukların olduğu odaya ulaşmaya çalışıyor. Odaya girdiğinde ne görse beğenirsin. Her şeyi içine çekmeye çalışan bir boyut tüneli. İnsan gırtlağına benziyor. Tam bu esnada babaları geliyor, eve girdiğinde evin her tarafından tabutlar mantar gibim çıkmaya başlıyor. Bir görsen... Adam ondan sonra manzarayı çakıyor. Meğersem patronu ev yapmak için mezarlığı kullanırken yalnızca mezar taşlarının yerini değiştirmiş. Mezarlar olduğu yerde kalmış. Ee üstlerine ev yapılan mezarlık sakinleri de sakin durmaktan vazgeçip üzerlerine yapılan evi param parça yapıp yere gömmeye karar veriyorlar. Bizim eleman ailesini kurtarıp arabaya attıktan sonra ev büyük bir gürültü içinde yerle bir oluyor. Ailemiz arabayla o civarı tamamen terk ediyorlar artık. Geceyi geçirmek için başka bir yerlerde bir otel odasına yerleşiyorlar. Adamın yaptığı ilk iş ne oluyor biliyor musun? Televizyonu kaptığı gibi odanın dışına çıkartıp bırakıyor. Filmde dışarıda kalan bu TV’yi göstererekten sona eriyor. Ya ben baştan söylemedi mi? Televizyonda bir iş var diye. Sonunda dediğime geldiler.
    Şimdi de bir sinema eleştirmeni olarak düşündüklerimi beyan etmek gerekirse, bu filmden çıkarılacak önemli dersleri maddeler halinde sıraladım.

    1- Bir mezarlığın üstüne ev yapacaksanız önce mezar sakinlerinden izin alın. Hatta gerekirse imar planları, proje çizimleri hazırlanırken çağırıp fikirlerini alın. Belli mi olur salonu niye bu kadar büyük yaptınız, bu ne biçim banyo küçücük, diye sinirlenip evin altını üstüne getirirler. Mezarlıktakiler göründükleri kadar sakin olmayabiliyorlar.

    2- Evin içindeki kapılara öyle “kapı” deyip geçmeyin, bir gün kapıyı açıp odama gireyim falan derken kendinizi başka bir boyutta falan bulabilirsiniz. Ondan sonra başımıza bir sürü iş, o boyut senin bu boyut benim, o kapı senin bu kapı benim aran dur.

    3-Gece yatarken televizyonu açık unutmayın. Merak etmeyin ruh muh, hayalet mayalet geleceğinden değil ama elektrik faturası fena gelir. Sonra cin çarpmışa dönersiniz.

    4-70 ekran, iyi marka bir televizyonu olan ev tekindir.


    Bunu da beğenirsen şayet gelecek defa çok daha eski bir korku klasiği olan “Yaşayan Ölüler”i anlatmayı planlıyorum. Yeniden görüşmek üzere. Kendine iyi bak. Hoşça kal.

    alıntı
#23.03.2013 13:23 0 0 0