Kardeşlik Mesuliyet - 2

Son güncelleme: 27.03.2013 16:07
  • islamda hasta ziyareti - hasan kamil yazıları - islami bilgiler
    Hastayken ziyâretinde bulunmak

    Hasta ziyâretinin biri ziyâret edilen ile, diğeri ziyâret eden ile ilgili iki boyutu vardır. Ziyâret edilen hastalık sebebiyle moral desteğe ve acısının paylaşılmasına muhtaçtır. Bu yüzden müminlerin hasta olanları ziyâretleri hem bir hak, hem de bir hizmet sorumluluğudur. Zîrâ hastalık anı, insanın moral seviyesinin en düşük olduğu zamandır. Ziyâret sayesinde hasta olan kimse arandığını, kendisinin değerli olduğunu hisseder ve bu moral, hastalığının tedâvî sürecine olumlu katkı sağlar.

    Hasta ziyâreti önemlidir, çünkü derdiyle baş başa kalmış, hastalığından dolayı inim inim inleyen bir hastanın ne çektiğini anlamak için onu ziyâret etmek gerekir. Hasta ve derdli insanların yüreğindeki yangın ve acı, ancak ziyâret edildiğinde idrâk edilebilir. Hasta, derd çekmiş ve hâlden anlayan bir ziyâretçisi olduğunda hastalığını bir nebze unutur. Bu yüzden Müslümanların aslî vazîfelerinden birisi de hasta olan ve derdi bulunan kardeşlerini ziyâret edip onlara hizmet etmektir.

    Hasta ziyâret eden ise biryandan hastaya duâ etmeli, diğer yandan da hastalıktan ibret alıp hâline şükretmeyi bilmelidir. Duâda ölüm duygusu içerisinde olan hastaya soluk aldırma ve rahatlama vardır. Nitekim Hz. Peygamber bir hadîslerinde: “Hasta ya da ölünün başında bulunduğunuz zaman hayır duâ ediniz. Çünkü melekler sizin duâlarınıza âmin derler”[5] buyurduğu gibi bir başka hadîslerinde de: “Hastaya ölüm konusunda soluk aldırın”[6] buyurarak bu husûsa vurgu yapmıştır. Kendinden kötü olan birini ziyâret etmek, kişinin hâlinden râzı olup şükretmesine vesile olur. Bu bakımdan hastanelere ve hastalara yapılan ziyâret, daha kötüyü görerek insana empati kurma ve şükretme imkanı verir.

    Cenâzesinin teşyîine katılmak

    İslam’ın emrettiği vazîfe ve içtimâî ibâdetlerden birisi de vefat eden mümin kardeşine son görevin yapılmasıdır. İnsan cenâzeye katılmak sûretiyle cenâze yakınlarının acısını paylaşmış olur. Bu insani bir görevdir. Cenâze namazı ve kabre giderek duâ ve helâlleşmek sûretiyle de İslâmî bir vazîfeyi icrâ etmiş olur.

    Cenâze sırasındaki şâhidlikte Allah’ın kullarına yüklediği ilâhî bir görevi yerine getirme vardır. Çünkü Allah Rasûlü: “Siz yeryüzünde Allah’ın şâhidlerisiniz. Kime hayırla şâhidlik ederseniz, ona cennet vâcip olur…”[7] buyurmaktadır. Vefât eden mümin kardeşin namazını kılarak hüsn-i şehâdette bulunmak ve defnetmek farz-ı kifâye kabul edilen bir hak ve sorumluluktur. Bu görevler ihmâl edildiğinde toplumdaki herkes sorumlu olacaktır.

    Cenâzeye iştirakin bir de katılana sağladığı fayda vardır ki en az diğerleri kadar önemlidir. O da cenâze sayesinde ölümü hatırlamak ve ölümden ibret almaktır. Bir süre önce hayatta olan, kendisi gibi yaşayan birinin bugün cenâzesini kaldırmak ibret-âmiz bir durumdur.

    Dâvetine icâbet etmek

    Dâvete icâbet sevinci paylaşmak demektir. Müminin diğer bir mümin üzerindeki haklarından birisi statüsüne, ekonomik ve sosyal durumuna bakmadan mütevâzî bir şekilde mümin kardeşinin dâvetine icâbettir. İnsanın mümin kardeşinin dâvet ve sevincini paylaşması aralarındaki muhabbetin artmasına vesîle olur.

    “Sevinçler paylaşıldıkça artar” prensibi gereği insanın mümin kardeşinin davetine icâbet etmesi gerekir. Düğün, nikâh, mevlid, sünnet ve açılış gibi dâvetlere icâbet edilmesi insanın aslî vazîfeleri arasındadır. Mümin bir yürek böyle zamanları fırsat bilmeli ve gönüller arası köprülerin kurulmasına vesîle saymalıdır. İnsanlar genellikle sevinçli ve hüzünlü günlerinde dost ve kardeşlerini yanlarında görmek isterler. “Ağaç dalıyla gürler” sözü bunu ifâde eder. Hatta sevinçli ya da üzüntülü gününe kimlerin katılıp, kimlerin katılmadığını insanlar çetele tutarlar.

    Prof. Dr. Hasan Kâmil YILMAZ
#27.03.2013 16:07 0 0 0