Milliyetçiyim diye geçinen kardeşlerimiz bu yazıyı iyi okusunlar

Son güncelleme: 17.05.2013 10:02
  • Milliyetçilik, ırkçılık hakkında bilgi verir misiniz? Kendi milletimi diğer milletlerden daha fazla sevmem caiz midir?


    Bende aşırı milliyetçilik duygusu var ama ırkçı değilim. Kendi Türk ırkımı diğer ırklardan üstün görmüyorum ama diğer ırklardan daha çok seviyorum ve önem veriyorum. Bunun hükmü nedir? Caiz midir?

    CEVAP:

    Değerli kardeşimiz;
    İnsanın kendi milletini ve vatanını sevmesi caizdir. Ancak kendi milletini üstün görmesi doğru değildir. İslam dini insanın üstünlüğünü Allaha kulluktaki ölçüye göre belirlemektedir.

    Bu bakımdan hangi milletten olursa olsun Allaha kim daha çok kulluk ederse o insan daha üstündür. Öyle ise Allah katında üstün olan bizim yanımızda da üstün olmalıdır. Aksi takdirde kendi milletimizden olan bir dinsizi farklı milletteki bir müslümandan daha çok sevmek ve onu üstün görmek doğru değildir. İşte İslam dini müminler arasındaki bu tür ihtilafı kaldırmak için din kardeşliği esasını getirmiştir. Bir müslüman hangi ırktan ve milletten olursa olsun bizim kardeşimizdir ve yanımızda üstündür. Bu ölçüler içerisinde kendi milletimizi sevmemizin bir mahzuru yoktur.

    Irkçılığı men eden ve insanların aynı asıldan geldiğini ders veren âyet-i kerimede “Muhakkak ki, Allah indinde en kerim olanınız, takvada en ileri olanınızdır” buyuruluyor.

    Demek ki, Allah’tan korkma mefhumu içinde, ırkçılıktan sakınma da dahil. Allah indinde en makbul olanlar, şu veya bu ırka mensup olanlar değil, hangi ırktan olursa olsun takvada en ileri gidenlerdir.

    Takva, Allah’tan korkmak, O’nun yasaklarından şiddetle kaçınmak, hassasiyetiyle uzak durmak mânâsına geliyor... Ama, takva sahiplerinin sıfatlarıyla ilgili âyetlere baktığımızda; takvanın, İslâm’ı bütünüyle yaşamanın âdetâ simgesi, alâmeti olduğunu görürüz...

    Âl-i İmran Sûresinde; Rabbimiz bizi, mağfiretine, Cennetine çağırıyor, çağırmaktan da öte, “koşunuz” diyor. Ve âyetin sonu, bu Cennetin, muttakiler için hazırlandığını beyan ile geliyor... Dolayısıyla âyet, Müslümanları takvada yarışmaya davet etmiş olmuyor mu? Takva sahipleri için hazırlanmış Cennete girmek üzere...

    Âyetin devamında; takva sahiplerinin sıfatları şöyle sıralanır:
    “Onlar darda ve genişlikte infak ederler.” (Nafaka verirler, muhtaçların yardımına koşarlar.)
    “Kızdıkları zaman, gayzlarını, öfkelerini yutarlar.”
    “İnsanlardan gelen kötülüklere karşı affedici olurlar.”
    Sonraki âyette de, bu sıfatlar, sayılmaya devam edilir.
    “Onlar bir kötülük yaptıklarında, yahut nefislerine zulmettiklerinde hemen Allah’ı hatırlarlar da günahları için istiğfar ederler...”
    “Yaptıklarında bile bile ısrar etmezler.”

    İşte Allah’ın sevdiği kullar bu sıfatları taşıyanlardır. Hangi milletten, hangi tabakadan, hangi makamda ve hangi gelir seviyesinde olursa olsun. Allah’ın kulu olmanın şuuruna eren ve bunun zevkini tadan her mü’min de, Allah’ın sevdiklerini sevmekle mükellef değil mi?. Allah bu kullarını severken bir mü’min nasıl olur da, bu sıfatlardan uzak bir ırkdaşını sevebilir?..

    Fatihayı hemen takip eden sûrede de “Kur’an-ı Kerîm’in muttakiler için bir hidayet olduğu”nun beyan edilmesi ve takvaya dikkat çekilmesi ne kadar mânidardır!.. Bu sûrede muttakinin sıfatları: “Gayba iman etmek”, “namaz kılmak”, “Allah’ın ihsan ettiklerinden infak etmek”, “Kur’an’a ve daha önce inen kitaplara iman etmek”, “Âhirete şüphesiz inanmak” şeklinde sıralanır.

    Bu sûrede de, ırktan, kabileden, amirden, memurdan, köleden, efendiden söz edilmez...
    Bu âyetler sadece iki misal... Bu nazarla baktığımızda Kur’an’ın bütün âyetlerinin ırk ayırımını reddettiğini açık açık görürüz...

    Bütün emirler ya topyekün insanlara, yahut mü’minleredir. Hidayete çağıran âyetlerde hitap bütün insanlığa yapılır. Ne ırk, ne kabile, ne makam, ne rütbe gözetilmez... Bir Arabın hidayete ermesi, bir İngilizin hidayete gelmesinden daha önemli değildir.

    İbadete, itaate dair emirlerde ise hitap mü’minleredir... Bu hususta mü’minler arasında hiçbir ayırım yapılmaz... “Allah’a ibadet edin”, “O’na secde edin”, “zekâtlarınızı verin” gibi emirler ve “faiz yemeyin”, “zinaya yaklaşmayın”, “gıybet etmeyin” gibi nehiyler mü’minlerin tamamınadır. Bu emirlere uymanın ve bu yasaklardan kaçınmanın fazileti bütün kavimler için aynı...

    Bir de azap âyetleri var... Geçmiş kavimlerin başına gelen azaplarla ilgili ikaz âyetleri... Bu âyetlerde; kavimlerin işledikleri cürümlere, isyanlara, tekziplere, azgınlıklara ve Peygamberlerine karşı yaptıkları eza ve cefalara dikkat çekilir. Azap, bu cürümleri için gelmiştir. Yoksa şu veya bu kavimden oldukları için değil.

    Onlar, Peygamberlerini dinlememenin, Onları rencide etmenin cezasını çektiler. Bu âyetler bizim için büyük bir tehdit. Zira, bizim Peygamberimiz (a.s.m.) âlem-i bekaya teşrif etti ama, her an ümmetiyle alâkadar.

    Her isyanımız Onun ulvî ruhunu incitiyor. Onun mümtaz kalbine dokunuyor. Bunları niçin yazıyoruz? Irkçılığı reddeden âyet-i kerimenin bulunduğu sûrenin hemen tamamı bu mânâ ile alâkadar da onun için. “Sizi kabile kabile yarattım”, âyet-i kerimesi “Hucurat Sûresinde”... Bu sûrenin başında ashab-ı kiram, seslerini, Resulûllahın (a.s.m.) sesinden daha fazla yükseltmemeleri hususunda ikaz olunurlar. O Rahmeten-lil-Âlemin’i incitmekten sakındırmak üzere...

    Daha sonra, sûreye ismini veren olay anlatılır. Bir grup bedevinin Resulûllah Efendimizi (a.s.m. ) dışarıdan yüksek sesle çağırmaları hâdisesi. Bu sûre bir bakıma mü’minleri kötülüklerden sakındırmayla dolu. Dolayısıyla da Resulûllah Efendimizi (a.s.m.) rahatsız etmeme ihtarlarıyla...

    Dokuzuncu âyette, “Müminlerden iki topluluk birbirleriyle çarpışacak olurlarsa aralarını düzeltin. Onlardan biri diğerine karşı tecavüzde ısrar ederse, saldıran tarafla, onlar Allah’ın hükmüne dönünceye kadar savaşın” emri verilir ve müminler fitne çıkartmaktan şiddetle men edilir.

    Bir sonraki âyette, müminlerin birbiriyle kardeş oldukları hükmü getirilir ve “kardeşlerinizin arasını düzeltin” diye emir verilir...

    Onu takip eden âyette, müminlerin birbirlerini alaya almaları yasaklanır. Hemen peşindeki âyette, müminler diğer mümin kardeşleri hakkında kötü zan beslemekten ve onların gıybetini yapmaktan sakındırılır. Ve nihayet bu âyeti takip eden âyet-i kerimede de insanların bir ana ve babadan yaratıldıkları haber verilerek, müminler ırkçılıktan men edilir ve “Allah katında en şerefliniz takvaca en ileri olanınızdır” buyrulur.

    Bu sûreden tam dersini alan bir mü’min, büyüklerinin yanında sesini yükseltmekten tut, gıybet etmeğe, su-i zan beslemeye ve nihayet ırkçılık gütmeğe kadar her kötülükten şiddetle sakınır... Bu hususta Allah’tan korkar. Zaten sûrenin ilk âyeti de, “Ey iman edenler! Allah’ın ve Resulünün önüne geçmeyin, Allah’tan korkun” buyurarak, mü’mini, Kitap ve Sünnete muhalif nefsî ölçüler getirmekten ve o yanlış zanların peşine takılmaktan menetmiyor mu?

    Bu İlâhî emri iyi değerlendiren bir mü’min, sûrenin devamında gelen, “Allah katında en şerefliniz, takvaca en üstün olanınızdır” ölçüsüne sımsıkı sarılır ve kavmini ileri sürmekle yeni bir şeref ölçüsü getirmekten şiddetle kaçınır.

    Zaten övünme başlı başına bir hastalık. Kalbi karartan koyu bir is. Ruhu kemiren büyük düşman. İslâm’ın yasakladığı kötü huylardan bir huy var: Ucb, yâni, amele güvenme. İşlediği iyiliklerle, yaptığı güzel amellerle iftihar etme ve kendini Cehennemden uzak zannetme...
    Allah korkusuna perde olduğu için bu huy kötü addedilmiş.
    Şimdi insafla düşünelim: Kendi irademizle ve Allah’ın emrine uyarak işlediğimiz güzel bir amelle övünmek bizi günaha sokarsa, tamamen irademiz dışında vuku bulan, hiçbir tercih hakkımızın bahis konusu olmadığı ırk mevzuunda, nasıl kendimizi övebilir, kavmiyet ile övünebilir ve yine tamamen kendi iradesi dışında başka bir ırka mensup olmuş kişiyi nasıl aşağılayabiliriz? Onu nasıl kınayabilir ve en kötüsü ona nasıl düşman olabiliriz?..

    Bunun akılla, ilimle, insafla hiçbir alâkası olmadığını Resulûllah Efendimizin (a.s.m.) ırkçılık hakkındaki şu kelâmı güzelce ortaya koyar: “Asabiyyet-i cahiliyye...”
    ...
    İnsan, ırkından dolayı ne iyi olabilir, ne de kötü... İyinin ve kötünün tarifleri içinde böyle bir unsur yok. Bunu her akıl tasdik ettiği gibi, her vicdan da yakînen bilir... Bir insanın iyiliğinden söz ederken; onun güzel ahlâkını, takvasını, salih amelini, dürüstlüğünü, çalışkanlığını anlatırız. Bunların tamamı onun iradesiyle ilgilidir... Kimse kendi ırkını kendi iradesiyle seçmediğine göre, biz falan adam iyidir, çünkü filân ırka mensuptur desek cehlimizi ilân etmiş oluruz.

    Asabiyyet-i cahiliyye... Neresinden bakarsanız bakınız ırkçılık dâvâsı cahiliyetten başka bir şey değil.

    Ruhun ırkı var mıdır?

    Ruh, beden ülkesinin misafiri... İnsan, ana rahminde dört aylık oluncaya kadar bir nevi bitki hayatı yaşıyor. Falan ırktan olan bir babanın sulbünden gelmiş ve yine falan ırktan bir annenin rahminde karar kılmış... Babasında insan tohumunu halk eden, annesinin rahmini ona karargâh yapan Rabbinin ihsanıyla, o karanlık menzilde büyümesini sürdürüyor.

    İşte ırk mefhumu, ancak bu menzil için, bu ev için geçerli. Oraya gelen misafir hiçbir ırka mensup değil. Ruhlar âleminden geliyor rahme. Ruhun ırkı yoktur. Ve insan da kâmil mânâsıyla ruhtan ibarettir. Beden onun elbisesi. İnsan değişik kumaşlardan elbiseler giymekle değişmez...

    Geliniz, akılsız çocuklar gibi elbise dâvâsı gütmekten vazgeçelim...

    Geliniz ruhumuza dönelim, irfanımızı artıralım. Kalbimizi Mevlâ’mızın razı olduğu güzel hasletlerle bezeyelim. O’nun sevgisini ruh âlemimize sultan yapalım. Diğer bütün sevgiler O’na tâbi olsun. O’nun marifetini aklımıza gaye kılalım. Bütün bilgiler O’na hizmet ettikçe güzelleşsin. Kendimize şu veya bu ideolojinin sapık liderlerini değil, Allah Resulünü rehber edelim...

    O, Arap milliyetiyle ortaya atılmadı... O, sadece Araplara değil, bütün âlemlere rahmet olarak gönderilmişti... Arap âlemi bu âlemlerden ancak birisi olabilirdi. O, tevhid dâvâsıyla ortaya çıktı... Karşısında, her nev’iyle şirk vardı. İnsanları putların köleliğinden, nefsin esaretinden, bâtıl inançların tahakkümünden kurtarıp Allah’a kul etmek, O’nun dergâhında boyun büktürmek istiyordu...

    Zulmün yerine adaleti ikame edecek, her türlü yanlış telâkkiyi vahiy nuruyla ortadan kaldıracaktı. Kötü ahlâkın her çeşidini, Kur’an ahlâkıyla değiştirecekti. O’nun bu dâvâsı kabileler ötesi, ırklar ötesi, hatta kâinat ötesiydi. Yaratıcısına inanmayan kul nasıl üstün olabilirdi?. Öyleyse O, işe imandan başlayacaktı. Nitekim öyle yaptı...

    Rabbine isyan eden kul nasıl faziletli olabilirdi? O halde O, insanları ibadet etrafında halelendirecekti. Nitekim öyle yaptı. O’na kendi kavmi karşı çıktı. Kendi akrabaları karşı çıktı. Öz amcası karşı çıktı...

    Asr-ı Saadette, sahabelerin, inanmayan yakınları ile harp etmeleri ne kadar mânidardır!.. O harplerde, kopan her küffar başıyla birlikte; hem putperestlik, hem de ırkçılık yere yıkılıyordu... Ashap, hiçbir nesebî karabetleri olmayan mü’min kardeşleriyle omuz omuza veriyor ve kendi babalarını, kardeşlerini öldürüyorlardı. O dökülen kanla şirk ve ırkçılık birlikte akıp maziye karışıyordu. Şeytanın göz yaşlarıyla beraber...

    Aradan bindörtyüz sene geçti. Ama, şeytan yine aynı şeytandı... Belki de maziye göre hayli tecrübe kazanmıştı... Bugün, İslâm âlemini ırkçılığın parçaladığını ve bunun altında, en fazla, İngiliz parmağının olduğunu bilmeyenimiz yok. Ama, ben işi İngiliz’den de öteye götürecek ve şeytana bağlayacağım... İngiliz, şeytanın oyuncağı olmuş, ona kapılanlar da İngiliz’in oyuncağı olmuştu. Ve en büyük düşmanımız icraatını perdeli olarak yürütmeyi başarmıştı.

    Aradan yıllar geçti, şimdi şeytanın vazifesini Almanlar yüklenmeğe kalkışıyorlar. Türkiye’yi bölmek hususunda hain emeller beslemek suretiyle...
    İngilizi, Almanı suçlamanın bize bir fayda vereceğini zannetmiyoruz... Geliniz, “O (Şeytan), sizin apaçık düşmanınızdır” âyetine kulak verelim. Babamızı Cennetten çıkaranın peşine takılıp Cehenneme gitmeyelim...

    Kan dâvâsının asıl yeri bizce burası...


    Irkçılığı ilk dâvâ eden kimdir ve bu davranış, kimin özelliğidir?

    Irkçılık, zaten bir dâvâ olmaktan çok uzak. Şu veya bu ırktan olmamız nasıl irademiz dışında ise, ırk değiştirmekten mahrum olduğumuz da bir gerçek... O halde, insan ırk dâvâsı güttüğü ve onun reklâmını yaptığı zaman ne demek istiyor?.. Bir adam ortaya atılıp, “benim gibi boylu var mı” diye bir dâvâ gütse maskara olmaz mı?.. Herkes ona der ki: “Arkadaşım, annenle baban seni çekip uzatarak uzun yapmadılar... Kısa boyluyu da, kimse mengenede sıkıştırmadı... Senin dâvân tamamen yersiz. Ben seni takdir etsem bile senin gibi olmak elimde mi? Öyle ise neyin dâvâsını güdüyorsun?”

    Soy dâvâsı gütmek de buna benzemiyor mu? Türk olan, Kürt olan, Arap olan zaten olmuştur. Bundan çıkmaları mümkün değil. Olmayanlar da olmamışlardır. Buna girmeleri mümkün değil. Dâvâ ona derler ki, insan, onu kabullendiğinde intisap edebilsin. Irkçılıkta bu mümkün mü?..

    Bir zamanlar birtakım kimseler Türkçülük namına bu milletin İslâm âleminden kopmasına yardım ediyor ve onları bizden ayırmaya çalışan İngiliz ajanlarının işini kolaylaştırıyorlardı...

    Bu sırada bu milletin bağrından çıkan büyük Üstad Bediüzzaman’ın şöyle haykırdığını işitiyoruz: “Ey Türk kardeş! Bilhassa sen dikkat et... Senin milliyetin İslâmiyet ile imtizaç etmiş, ondan kabil-i tefrik değil, tefrik etsen mahvsın. Bütün senin mazideki mefahirin İslâmiyet defterine geçmiş, bu mefahir, zemin yüzünde hiçbir kuvvetle silinmediği halde, sen şeytanların vesveseleriyle, desiseleriyle o mefahiri kalbinden silme!..”

    O günkü fitnenin bir başkası şimdi sahneleniyor. O halde aynı ikazı Türk yerine Kürt kelimesini koyarak şarktaki din kardeşlerimize, mazideki silah arkadaşlarımıza, Osmanlı’nın önemli bir rüknü olmakla garbı titreten kahraman vatandaşlarımıza yine Üstadın dilinden okumamız gerekmiyor mu? Gerekiyor... Hem de mazidekinden kat kat fazla vurgulayarak...

    Irkçılık dendi mi hemen akla iki millet gelir: Yahudi ve Alman. Üstün ırk safsatasına kendini en fazla kaptıran Yahudiler, diğer milletleri hayvandan da aşağı görürken, hatta onlara zulmetmeyi, haksızlık etmeyi sevap sayarken, Almanlar da Hitler’in bayraklaştırdığı Alman ırkçılığının sarhoşluğuyla cihana hâkim olma hayaline kapıldılar ve dünyanın huzurunu altüst ettiler... Ne gariptir ki, bugün memleketimizi parçalamaya dönük faaliyetlerin arkasında, bu iki ırkçı milletin desiseleri, entrikaları, propagandaları ilk sıraları alıyor...

    Irkçılığın bu iki temsilcisinden daha ön sırada biri var... Bu felsefe, temelde ona dayanıyor: Şeytan...Aslıyla övünmeyi, başka asıldan gelenleri hor görmeyi o başlatmıştı. “Onu topraktan yarattın, beni ise ateşten” diyerek Hz. Âdem’e (A.S) secde etmemişti. “Ateş topraktan üstün. Öyle ise ben kendimden daha aşağı birine nasıl secde edebilirim?” diyerek isyanını müdafaaya kalkışmıştı.

    Şimdi ise, hepsi topraktan yaratılanlar arasında yine aynı şeytan mantığının hüküm sürdüğünü görüyor ve üzülüyoruz. Bu ters mantık, bu yanlış değerlendirme, sahibini ancak şeytanın yanına götürür. Zira, bu düşüncenin mucidi odur, patenti ona aittir...

    Kur’an-ı Kerimin ırkçılığa bakışı nasıldır?

    Hucurat Sûresinden ezelî hüküm ve İlâhî emir: “Ancak mü’minler birbirinin kardeşidirler. Öyle ise, kardeşlerinizin aralarını ıslah edin.”

    Allah ne Türkleri, ne Kürtleri değil, ancak, mü’minleri birbiriyle kardeş ediyor. Mü’min olmayan bir insan, mü’min babasına varis olamıyor. İman gidince, maddî, uzvî ve ırkî bağlılık bir işe yaramıyor.

    “Kendi nefsi için istediğini mü’min kardeşi için de istemeyen (kâmil) mü’min olamaz” buyuran Allah Resulü (a.s.m.), bu âyetin amel ve his âlemimize nasıl aksedeceği hususunda yol gösteriyor bize...

    Müminler birbirlerini böylesine sevmeleri gerektiği halde şu veya bu sebeple aralarına kin ve husumet girerse, bu takdirde ne yapacaklardır? Âyet-i kerimenin devamı şunu emreder: “Kardeşlerinizin arasını ıslah edin.” Onları sulha, sükûna kavuşturun. Düşmanlıklarını, dostluğa, muhabbete, uhuvvete çevirin...

    Evet, Kuran’ın hükmüne göre müminler kardeş. Hepsi bir tek aile. Tek cephe... Onların arasına nifak sokanlar ise bilerek veya bilmeyerek karşı cephe namına çalışmış olmuyorlar mı? Zaten tatbikat da böyle. Aramıza tefrika sokmak isteyenler, tarihî hasımlarımız... Haçlı zihniyeti... Küfür örgütleri... Nifak locaları...

    Onlar vazifelerini yapıyorlar. Tıpkı şeytan gibi. Ateşin vazifesi yakmaktır. Ama, elimizi korumak da bize düşüyor. Bugün aramıza sokulmak istenen bu fitneye karşı çıkmak ve müminler arasındaki muhabbet bağlarını arttırmak büyük bir cihat... Bizi, düşman kardeşler hâline getirmek isteyenlerin heveslerini kursaklarında koymak, hepimiz için, en ileri bir vecibe...

    Hud Sûresinden ulvî bir ders: Nuh (A.S) “Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da benim ailemdendir (benim ehlimdendir)” diye tufan hâdisesinden onun kurtulmasını istediğinde, İlâhî cevap şöyle gelir: “Ey Nuh o senin ailenden (ehlinden) değildir” ve Nuh (A.S) oğlunu gemiye almaktan men edilir... Demek ki; insanın, inanmayan, isyan eden oğlu onun ehli sayılmıyor.

    Öyle ise inanmayan ırkdaşı da onun dostu, kardeşi olamaz. Bu hakikati hiçbir tevile imkân vermeyecek kadar net biçimde ortaya koyan bir Allah kelâmı: “Ey iman edenler, babalarınızı ve kardeşlerinizi eğer küfrü imana tercih etmişlerse dost edinmeyin! Sizden kim onları dost edinirse işte onlar, zalimlerin ta kendisidir.” (Tevbe suresi, 23)

    “Ancak müminler birbirinin kardeşidirler” âyet-i kerimesinde ders verilen ince ruhun, derin şuurun bir başka ifadesi. İnanmayan babanız sizin dostunuz değil, inanmayan kardeşiniz de sizin dostunuz değil… Ve onları dost edinmek zalimlik.
    Onları dost edinen insan, hakikati çiğnemiş, zulmetmiştir.
    Allah’ın ona bir ihsanı olan sevgi hissini yanlış yerde kullanmış, zulmetmiştir…
    Yanlış bir tercihle kendisini Cehenneme sokmaya sebep olmuş, nefsine zulmetmiştir.
    Onun sevgi hanesinde küffar, mü’mine ağır basmış ve o adam bu büyük adaletsizliği işlemekle zalim olmuştur.

    Mahşer, mutlak aziz olan Allah’ın huzurunda herkesin zilletini ilân ettiği müstesna meydan… ‘Maliki yevmiddin’ olan Allah haber veriyor: “O gün ne mal, ne evlât bir fayda vermez. Allah’a kalb-i selim ile gelenler müstesna..” (Şuara suresi, 88-89)

    Irk yakınlığının en birinci basamağı, en ileri seviyesi evlâtla baba arasındaki münasebet değil midir? Bu âyet, bu yakınlığın o meydanda para etmeyeceğini haber veriyor bize… Artık hangi ırkçılıktan bahsediyoruz… O gün kimsenin ne malına, ne mülküne, ne de kazandığı evlât sayısına bakılmayacak…

    O gün tek geçer akçe var: Kalb-i selim. Allah’a teslim olmuş, O’nun her emrine ram olmuş temiz ve halis bir kalp… O’ndan başkasına bağlanmamış bir gönül. Bu gönül kimde bulunursa bulunsun, Arapta olsun, Acemde olsun makbuldür. Ve Cennet, kalb-i selim sahiplerinin varacağı mükâfat menzili. Orada her mü’mine, ihlâsına, ameline, ahlâkına, gayretine, himmetine göre makam verilecek… Ondaki bütün tabakalar bu esaslara göre. Orada her ırkın ayrı bir makamı yok…

    Irkçılığı men eden âyet-i kerimeyi bir kez daha hatırlayalım: “Ey insanlar! Muhakkak ki biz, sizi bir erkekle bir dişiden yarattık... Ve sizi millet millet, kabile kabile yaptık ki, tanışıp kaynaşasınız... Allah katında en şerefliniz O’ndan en çok korkanınızdır.” (Hucurat suresi, 13)

    Allah resulünün (a.s.m.) ırkçılığa bakışı nasıldır?

    İns ve cinnin o yegâne rehberi, ırkçılık hakkında, “asabiyyet-i cahiliyye” tabirini kullanmış ve onu İslâm öncesi, Asr-ı Saadet öncesi, cehalet devrinden, fetret devrinden kalma çirkin bir dâvâ olarak görmüş ve göstermiştir. Bu vadide pek çok Hadis-i Şerifleri mevcut... Bunlardan birisi şöyle:

    “Ümmetimin helâk olması üç şeyden ileri gelecektir: “Kaderiye (‘kişi kendi fiilinin yaratıcısıdır’ cümlesinde ifadesini bulan, kaderi inkâr dâvâsı). Unsuruyet dâvâsı (ırkçılık) ve dinî meselelerde gevşeklik etmek.” (Taberanî, Mu’cemüs Sağir, 158)

    Bir diğer Hadis-i Şerif: “Asabiyet dâvâsına kalkışan, onu yaymaya çalışan, bu dâvâ uğrunda mücadele eden kimse bizden değildir” (Ebu Davut, Edeb, 121)

    Bir başka Hadisleri: “Kim hevasına uyarak bâtıl yolda cenk eder, kavmiyetçiliğe çağrıda bulunur veya kavmiyetçiliğin sevkiyle öfke ve tehevvüre kapılırsa cahiliye ölümü üzere ölür.” (İbni Mace, Fiten, 7)

    Bu Hadis-i Şerifleri iyi değerlendirdiğimizde kavmini sevmekle, kavmiyetçilik dâvâsı gütmenin ayrı şeyler olduğunu anlarız. İslâm’ın yasakladığı, Allah Resulü’nün şiddetle menettiği, “kavmiyetçilik dâvâsında bulunmak”, diğer Müslümanlara hor bakmak, İslâm’ı bölüp parçalamak ve takvanın dışında bir başka fazilet ve üstünlük ölçüsü getirmekle İslâm’ın ruhuna ters düşmektir. Yoksa, her insan akrabasını sever, onlara iyilikte bulunur. Yâni sıla-ı rahim yapar. Bu hususta Allah fermanında nice teşvikler vardır. İnsanın içinde yaşadığı milletini sevmesi, onlara acıması, onların hatasını düzeltmeye çalışması, ecdadının mazideki iftihar verici hallerini hatırlayıp onlara lâyık bir evlât olmak için gayret göstermesi ırkçılıktan tamamen ayrıdır.

    İslâm ırkı reddetmez, ırkçılığı men eder… Buna bir misal olarak cinsiyeti verebiliriz. Kur’an-ı Kerîm, bizim kabile kabile yaratıldığımızı da haber veriyor, erkekli dişili yaratıldığımızı da…
    Biz ne ırkları inkâr ediyoruz, ne de cinsiyeti… Erkeklerin ve kadınların ayrı birer cephe kurarak mücadeleye girmeleri hâlinde nasıl aile kökünden yıkılırsa, ırk dâvâsı güderek parçalanmak da millet mefhumunu, devlet mefhumunu yaralar ve bizi düşmanlarımız karşısında zayıf düşürmekten başka bir şeye yaramaz.

    Allah Resulünün ırkçılık hakkındaki beyanlarını ‘Veda Hutbesi’ ile noktalayalım.
    Resulûllah Efendimiz (a.s.m.), 23 senelik tebliğ ve irşat hayatını noktalamaya yakın olduğu günlerde son haccını, veda haccını yapar ve oradan irat ettiği eşsiz hutbesiyle Müslümanların dikkatini ana meselelerde bir kez daha yoğunlaştırır. Irkçılık âfetine de bu hutbede dikkat çekilmesi ayrıca bir önem arz eder...

    Hutbenin bu bölümünde şöyle buyurulur: “Ey İnsanlar!.. Rabbiniz birdir, babanız da birdir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah’tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O’ndan en çok korkanınızdır.”

    Prof. Dr. Alaaddin Başar

    KAYNAK
#28.03.2013 08:26 0 0 0
  • Terakkiperver,yukarıdaki konunun tamamına katılıyoprum ve diyorumki ben bir Türk milliyetçisiyim.Bir babanın evlatlarını sevdiği gibi devletimi milletimi seviyorum.Milletimin bütün dertlerini kendi derdim olarak görüyorum,Nerede bir Türk varsa ve o Türkün ayağına diket batsa acısını bende hissediyorum,çünkü ben Müslüman Türk milliyetçisiyim.Bir babanın evladını düşündüğü gibi,bir Annenin yavrusunu sarmaladığı gibi bir duygu ile milletimi seviyorum,bazı arap alimlerinin söylediklerinin aksine Allah tarafından haberi verilen ve Resulullah(SAV) tarafından müjdelendiği için milletimi seviyorum,Çünkü kılıçsız savaşsız İslam dinini seçen bir kavim olduğu için milletimi seviyorum.Her yapacağı işte önce Allah rızasını gözettiği için milletimi seviyorum,bu milleti sevmem için önce Müslüman olmalı,ben Müslüman Türk milliyetçisiyim,Hiçbir millete karşı üstünlük iddiamız yoktur,bizim iddiamız İslama daha çok hizmet etme yarışında ilk önde ipi göğüsleme iddiası ve inancıdır.Her kimki İslam ile Türklüğü kıyaslarsa bilsinki hüsrandadır,İslam bir dindir,Türklük ise dünyevi bir mensubiyet duygusudur,aksini iddia etmek dinsizliktir,Allahı inkardır,Herkes sadece kendi babasına baba der,çünkü bir evladın bir babası vardır,Allah cc ayeti kerimede derki''ben sizleri ayrı ayrı renklerde ayrı ayrı dillerde ayrı ayrı kavim olarak yarattım,taki danışasınız anlaşasınız diye''.Ben Türk milletini severken babamı sevmiş oluyorum çamurdan yaratılmış Ademoğlunu değil.Yani sıfat olarak babalık sıfatını seviyorum çünkü iyi biliyorumki çamurdan yaratılmış beden gün gelecek yine çamur olacak,ama babalık sıfatı devam edecek.Her kimki Türk milletini babasını sevdi diye İslam dışı görürse Allah cc KAHHAR ismi ile kahretsin.
    NOT:Terakkiperver kardeş,bu yorumumu yukarıdaki konudan kendime vazife çıkartarak yazmadım,sadece içimden geldiği için yazdım.Allah cc yar ve yardımcın olsun
#28.03.2013 19:11 0 0 0
  • Milliyetçiliğin ne kadar illet bir şeytani bir hissiyat olduğunu ısrarla savunmuştum. ve ısrarla hiçbir milliyetçiliğin islamiyette yeri olmadığına emin idim. ve bu yazı ile beni fazlası ile şad ettin bahtiyar ettin terakkiperver ellerin dert görmesin allah razı olsun.

    Not: benimle başka bir konuda milliyetçilik hususunda çataçat tartışan şahıs milliyetçiliği savunan kişi gelmiş birde bu yazıyı beğenmiş "iyi okudun mu bari ne demek istediğimi anladın mı birsu"
#28.03.2013 20:52 0 0 0
  • Kazmayı vurmadıkça zihnindeki PUT'a,
    Gece _gündüz secde etsen ne fayda.
    Önce bi Adam olda
    Yediğin herzeleri hatırla..


    Güzel paylaşımdı Terakkiperver kardeş...Allah razı olsun..Tam bir İslami bakış var yazıda..
    Allahın Peygamberine Dinine Kitabına düşmanlık eden,Türkoğlu türkde olsa,kürtoğlu kürtde olsa
    hem Onu hemde Onu seveni,muhabbet besleyeni ,yolunu yol tutanı Allah kahretsin..

    KÜFÜR TEK MİLLETTİR
#28.03.2013 20:56 0 0 0
  • @HızıRReiS adlı üyeden alıntı:
    Milliyetçiliğin ne kadar illet bir şeytani bir hissiyat olduğunu ısrarla savunmuştum. ve ısrarla hiçbir milliyetçiliğin islamiyette yeri olmadığına emin idim. ve bu yazı ile beni fazlası ile şad ettin bahtiyar ettin terakkiperver ellerin dert görmesin allah razı olsun.

    Not: benimle başka bir konuda milliyetçilik hususunda çataçat tartışan şahıs milliyetçiliği savunan kişi gelmiş birde bu yazıyı beğenmiş "iyi okudun mu bari ne demek istediğimi anladın mı birsu"
    Orijinali Göster...


    sen daha ne gördün ki kardeş...Dün bir bugün iki

    Herzaman söylemişimdir..BUNLAR
    UTANMAZLAR
#28.03.2013 21:12 0 0 0
  • @ADALI adlı üyeden alıntı:
    Terakkiperver,yukarıdaki konunun tamamına katılıyoprum ve diyorumki ben bir Türk milliyetçisiyim.Bir babanın evlatlarını sevdiği gibi devletimi milletimi seviyorum.Milletimin bütün dertlerini kendi derdim olarak görüyorum,Nerede bir Türk varsa ve o Türkün ayağına diket batsa acısını bende hissediyorum,çünkü ben Müslüman Türk milliyetçisiyim.Bir babanın evladını düşündüğü gibi,bir Annenin yavrusunu sarmaladığı gibi bir duygu ile milletimi seviyorum,bazı arap alimlerinin söylediklerinin aksine Allah tarafından haberi verilen ve Resulullah(SAV) tarafından müjdelendiği için milletimi seviyorum,Çünkü kılıçsız savaşsız İslam dinini seçen bir kavim olduğu için milletimi seviyorum.Her yapacağı işte önce Allah rızasını gözettiği için milletimi seviyorum,bu milleti sevmem için önce Müslüman olmalı,ben Müslüman Türk milliyetçisiyim,Hiçbir millete karşı üstünlük iddiamız yoktur,bizim iddiamız İslama daha çok hizmet etme yarışında ilk önde ipi göğüsleme iddiası ve inancıdır.Her kimki İslam ile Türklüğü kıyaslarsa bilsinki hüsrandadır,İslam bir dindir,Türklük ise dünyevi bir mensubiyet duygusudur,aksini iddia etmek dinsizliktir,Allahı inkardır,Herkes sadece kendi babasına baba der,çünkü bir evladın bir babası vardır,Allah cc ayeti kerimede derki''ben sizleri ayrı ayrı renklerde ayrı ayrı dillerde ayrı ayrı kavim olarak yarattım,taki danışasınız anlaşasınız diye''.Ben Türk milletini severken babamı sevmiş oluyorum çamurdan yaratılmış Ademoğlunu değil.Yani sıfat olarak babalık sıfatını seviyorum çünkü iyi biliyorumki çamurdan yaratılmış beden gün gelecek yine çamur olacak,ama babalık sıfatı devam edecek.Her kimki Türk milletini babasını sevdi diye İslam dışı görürse Allah cc KAHHAR ismi ile kahretsin.
    NOT:Terakkiperver kardeş,bu yorumumu yukarıdaki konudan kendime vazife çıkartarak yazmadım,sadece içimden geldiği için yazdım.Allah cc yar ve yardımcın olsun
    Orijinali Göster...
    Terakkiperver,yukarıdaki konunun tamamına katılıyoprum ve diyorumki ben bir Türk milliyetçisiyim.Bir babanın evlatlarını sevdiği gibi devletimi milletimi seviyorum.Milletimin bütün dertlerini kendi derdim olarak görüyorum,Nerede bir Türk varsa ve o Türkün ayağına diket batsa acısını bende hissediyorum,çünkü ben Müslüman Türk milliyetçisiyim.Bir babanın evladını düşündüğü gibi,bir Annenin yavrusunu sarmaladığı gibi bir duygu ile milletimi seviyorum,bazı arap alimlerinin söylediklerinin aksine Allah tarafından haberi verilen ve Resulullah(SAV) tarafından müjdelendiği için milletimi seviyorum,Çünkü kılıçsız savaşsız İslam dinini seçen bir kavim olduğu için milletimi seviyorum.Her yapacağı işte önce Allah rızasını gözettiği için milletimi seviyorum,bu milleti sevmem için önce Müslüman olmalı,ben Müslüman Türk milliyetçisiyim,Hiçbir millete karşı üstünlük iddiamız yoktur,bizim iddiamız İslama daha çok hizmet etme yarışında ilk önde ipi göğüsleme iddiası ve inancıdır.Her kimki İslam ile Türklüğü kıyaslarsa bilsinki hüsrandadır,İslam bir dindir,Türklük ise dünyevi bir mensubiyet duygusudur,aksini iddia etmek dinsizliktir,Allahı inkardır,Herkes sadece kendi babasına baba der,çünkü bir evladın bir babası vardır,Allah cc ayeti kerimede derki''ben sizleri ayrı ayrı renklerde ayrı ayrı dillerde ayrı ayrı kavim olarak yarattım,taki danışasınız anlaşasınız diye''.Ben Türk milletini severken babamı sevmiş oluyorum çamurdan yaratılmış Ademoğlunu değil.Yani sıfat olarak babalık sıfatını seviyorum çünkü iyi biliyorumki çamurdan yaratılmış beden gün gelecek yine çamur olacak,ama babalık sıfatı devam edecek.Her kimki Türk milletini babasını sevdi diye İslam dışı görürse Allah cc KAHHAR ismi ile kahretsin.
    NOT:Terakkiperver kardeş,bu yorumumu yukarıdaki konudan kendime vazife çıkartarak yazmadım,sadece içimden geldiği için yazdım.Allah cc yar ve yardımcın olsun

    Muhterem ADALI kardeşim...Samimiyetle izah etmeye çalıştığın Türkleri sevmen güzeldir.Elbette ki bir kimse milletini sevecektir.Ancak bu sevgi eğer Allah'ın rızasına uygunsa tamamdır.Lakin sevilecek başka ırktan müslümanlArda vardır.Onlarda bizim kardeşlerimizdir.İslam'a en büyük hizmeti sahabeler ve onların soyundan başka, türkler İslam'a büyük hizmet etmişlerdir.Bunlar Osmanlılardır.Ben türklüğümle de övünmüyorum.Ben şu aşağıda ki hadis-i şerife göre amel ediyorum.

    "İman etmedikçe asla cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de (gerçek anlamda) iman etmiş olamazsınız.(Müslim, Îmân, 93; Tirmizî, Sıfâtu’l-Kıyâme, 56)

    Demek ki her şeyi Allah için sevmek makbule geçiyor.Edepsiz, ahlaksız, dinsiz, imansız gavur aşıklısı, batı taklitçisi, üçkağıtçı, sahtekar vb.olan türklerin hiçbirisini sevmek mecburiyetinde değiliz.Bizler tüm diğer ırklardan olan müslümanlara da kucak açmalıyız."Ne mutlu Türküm diyene!"sözü ırkçılıktır.Bu sözle asla müslümanlar bir araya gelip birleşemezler.Bunlar, siyonizmin ümmetçiliği yok etmenin prensip ve ideolojileridir.Siyonistler asla ümmetçiliği sevmezler.Mustafa Kemal Atatürk sırf ümmetçiliği yok etmek için bu sözü söylemiştir.Bu yüzden ırkçılık, milliyetçilik ülkücülük için mücadele edenlerin akibetleri Allah katında vahimdir.Hiçbir hakkaniyet tarafı da yoktur.Bu uğurda ölmek cahiliyye üzerine ölmek demektir."Benim milletime bir şey olmasında diğerlerine ne olursa olsun" diye düşünmek kara cahilliktir.Bu gibi düşünce ve akımlar müslümanlara ve dinimize çok zarar verir.Son söz olarak diyeceğim şudur ki;

    Hiçbir menfaat gözetmeden, sırf Allah için tüm müslümanları sevmek asıl gaye bu olmalıdır, vesselam...
#28.03.2013 23:14 0 0 0
  • @HızıRReiS adlı üyeden alıntı:
    Milliyetçiliğin ne kadar illet bir şeytani bir hissiyat olduğunu ısrarla savunmuştum. ve ısrarla hiçbir milliyetçiliğin islamiyette yeri olmadığına emin idim. ve bu yazı ile beni fazlası ile şad ettin bahtiyar ettin terakkiperver ellerin dert görmesin allah razı olsun.

    Not: benimle başka bir konuda milliyetçilik hususunda çataçat tartışan şahıs milliyetçiliği savunan kişi gelmiş birde bu yazıyı beğenmiş "iyi okudun mu bari ne demek istediğimi anladın mı birsu"
    Orijinali Göster...
    Milliyetçiliğin ne kadar illet bir şeytani bir hissiyat olduğunu ısrarla savunmuştum. ve ısrarla hiçbir milliyetçiliğin islamiyette yeri olmadığına emin idim. ve bu yazı ile beni fazlası ile şad ettin bahtiyar ettin terakkiperver ellerin dert görmesin allah razı olsun.

    Not: benimle başka bir konuda milliyetçilik hususunda çataçat tartışan şahıs milliyetçiliği savunan kişi gelmiş birde bu yazıyı beğenmiş "iyi okudun mu bari ne demek istediğimi anladın mı birsu"

    Muhterem kardeşim...Allah cümlemizden razı olsun..Kesinlikle bizim maksadımız milliyetçi kardeşlerimize düşmanlık etmek diye bir zihniyetimiz yoktur.Onlarda bizim kardeşlerimizdir.Lakin gititkleri yolun Allah katında geçerli olup olmadığını analiz etmiş değillerdir.Bu yüzden derin bir gaflet içinde yüzmektedirler.Senden tek dileğim odur ki önyargılı ve kırıcı sözlerden uzak durmalıyız.Bir müslümanı tekfir etmek dinimizce asla caiz değildir.Bir davayı veya bir kimseyi eleştireceksek uslübumuza dikkat etmeliyiz.Seviyeli olarak müzakere veya tartışma ortamında dozu kaçırmamaya dikkat edelim...
#28.03.2013 23:24 0 0 0
  • @gamLı adlı üyeden alıntı:
    Kazmayı vurmadıkça zihnindeki PUT'a,
    Gece _gündüz secde etsen ne fayda.
    Önce bi Adam olda
    Yediğin herzeleri hatırla..


    Güzel paylaşımdı Terakkiperver kardeş...Allah razı olsun..Tam bir İslami bakış var yazıda..
    Allahın Peygamberine Dinine Kitabına düşmanlık eden,Türkoğlu türkde olsa,kürtoğlu kürtde olsa
    hem Onu hemde Onu seveni,muhabbet besleyeni ,yolunu yol tutanı Allah kahretsin..

    KÜFÜR TEK MİLLETTİR
    Orijinali Göster...


    Senden de Allah razı olsun kardeşim..Aman dikkat!. Müslümanların kusurlarından dolayı kin ve düşmanlık etmek sahibine ve muhatabına zarar verir.Eleştirilerimiz seviyeli olmalıdır.Aksi takdirde kinlik ateşi körüklenirse fitnenin yolu açılır ve bundan herkes zarar görür.Karşı taraftan olumsuz tepki almamaya dikkat ediniz.
#28.03.2013 23:31 0 0 0
  • @gamLı adlı üyeden alıntı:
    [alinti=#5005946]HızıRReiS[/alinti]

    sen daha ne gördün ki kardeş...Dün bir bugün iki

    Herzaman söylemişimdir..BUNLAR
    UTANMAZLAR
    Orijinali Göster...
    sen daha ne gördün ki kardeş...Dün bir bugün iki

    Herzaman söylemişimdir..BUNLAR
    UTANMAZLAR


    Dikkat et, sönen ateşin üzerine benzinle gitmemeye gayret et!..Ne zaman parlayacağı da belli olmaz...Yumuşak söz söylemek sahibine büyük kazançlar elde eder...
#28.03.2013 23:35 0 0 0
  • @Terakkiperver adlı üyeden alıntı:
    [alinti=#5005949]gamLı[/alinti]

    Senden de Allah razı olsun kardeşim..Aman dikkat!. Müslümanların kusurlarından dolayı kin ve düşmanlık etmek sahibine ve muhatabına zarar verir.Eleştirilerimiz seviyeli olmalıdır.Aksi takdirde kinlik ateşi körüklenirse fitnenin yolu açılır ve bundan herkes zarar görür.Karşı taraftan olumsuz tepki almamaya dikkat ediniz.
    Orijinali Göster...
    Senden de Allah razı olsun kardeşim..Aman dikkat!. Müslümanların kusurlarından dolayı kin ve düşmanlık etmek sahibine ve muhatabına zarar verir.Eleştirilerimiz seviyeli olmalıdır.Aksi takdirde kinlik ateşi körüklenirse fitnenin yolu açılır ve bundan herkes zarar görür.Karşı taraftan olumsuz tepki almamaya dikkat ediniz.

    Haklısın ..İnsanların kusurlarından dolayı kin ve düşmanlık olmaz..
    Ama;"kusur" ile küfürü birbirinede karıştırmamalıyız..

    "PUTUMA PUT DEDİN" deyipte ,Forumu şikayet etmek KUSUR DEĞİLDİR..

    "nutuk gökten inen son kitaptır" başlıklı bir haber paylaşmıştı ASUR kardeşimiz...Gülriz Sururi isiimli bir tiyatrocunn sözleri ile ilgili bir haberdi..O habere yapılan yorumlar sebebiyle forumu şikayet etti burdaki bir vatndaş...


    Adamlar öylesine yolu SAPITMIŞKİ;Diktikleri Putun VE PUTPERESTLİKLERİNİN meşruluğunu Ayetler ve hadisler ile desteklemenin çabası içerisindeler

    "Hiçbir millete üstünlük iddiamız yoktur" sözünü utanmadan söyleyenler, daha birkaç hafta önce "Ben göklerden gelen Türklerin torunuyum sözünü söylediklerinide hemen unutmuş..


    Sönen yangından bahsetmişsin..Sana öyle gelmiş kardeş..Hiçbir şeyin söndüğü falan yok!
    Bu paylaştığın konudan çok etkilendiklerinimi düşünüyorsun yoksa..

    Yanılıyorsun...

    Sadece konuyu kendi yamukluklarına uydurmanın derdindeler...
#29.03.2013 00:16 0 0 0

  • İŞTE IRKÇILIĞI TAMAMEN YASAKLAYAN HADİS-İ ŞERİF

    "Kim hevasına uyarak bâtıl yolda cenk eder, kavmiyetçiliğe çağrıda bulunur veya kavmiyetçiliğin sevkiyle öfke ve tehevvüre kapılırsa cahiliye ölümü üzere ölür." (İbni Mace, Fiten, 7)
#29.03.2013 15:56 0 0 0
  • HızıRReiS Nickli Üyeden Alıntı
    Milliyetçiliğin ne kadar illet bir şeytani bir hissiyat olduğunu ısrarla savunmuştum. ve ısrarla hiçbir milliyetçiliğin islamiyette yeri olmadığına emin idim. ve bu yazı ile beni fazlası ile şad ettin bahtiyar ettin terakkiperver ellerin dert görmesin allah razı olsun.

    Not: benimle başka bir konuda milliyetçilik hususunda çataçat tartışan şahıs milliyetçiliği savunan kişi gelmiş birde bu yazıyı beğenmiş "iyi okudun mu bari ne demek istediğimi anladın mı birsu"

    Kardeş bişey biliyoruzda söylüyoruz demi...

    sen daha ne gördün ki kardeş...Dün bir bugün iki

    Herzaman söylemişimdir..BUNLAR
    UTANMAZLAR

    Bunlar Utanmazlar..
#30.03.2013 21:41 0 0 0



  • M. Kemal Vaktiyle ne Demişti? TÜRK mü İSLAM mı?

    “Yüce Meclisimizi oluşturan zevat yalnız Türk, yalnız Çerkes, yalnız Kürd, yalnız Lâz değildir. Fakat bunların hepsinden oluşan Müslüman unsurlardır.” (M. Kemal Paşa)

    YIL 1920... Mayıs’ın 1’indeyiz. Vak’a Ankara’da geçer. Millet Meclisi daha yeni açılmıştır. 23 Nisan’la 1 Mayıs arasında kaç gün vardır...

    Kastamonu Mebusu Yusuf Kemal Bey kürsüye çıkar ve Sıhhat Vekâleti hakkında bir konuşma yapar. Konuşmasında “Türk... Türklük...” kelimelerini sık sık kullanır. Bu konuşmadan bazı cümleler alalım.

    Yusuf Kemal Bey (Kastamonu Mebusu)

    - ...Her Türkün söyleyeceği şey: Memleketimizde görülecek ilk iş sıhhıye işidir. Çünkü sıhhat olmazsa çünkü Türklük sıhhatli bulunmazsa, o Türkler üzerine bina edeceğimiz hiçbir iş kalmaz... Türkleri muhafaza etmek için evvelâ sıhhati muhafaza etmeli... Türklüğü bitiren hastalıkları bir an evvel kaldırmazsak, eğer Türk ailesinin ve Türk ferdinin refahını temin edecek esbabı istikmâl etmezsek hepsi boştur...

    Yusuf Kemal Beyin bu konuşması üzerine Sivas Mebusu Emir Paşa Kürsüye çıkar.

    O da şöyle konuşur:

    Yusuf Kemal Beyefendi Hazretlerinin irad-ı kelâm ettiği sırada sıhhatlerinin muhafazası lüzumunu yalnız Türklere hasretmiş olmasına itiraz ediyorum... (İslâm demekti sedâları... Kelime ile oynamayın sesleri) Müsaade buyurun. Zannederim ki Müslümanlık namına teessüs etmiş bir Hilafet vardır. Değil buradaki Müslümanlar, aktar-ı cihanda bulunan umum Müslimînin bu Hilafete merbutiyetlerini unutmamak iktiza eder. Rica ederim ki, yalnız Türklük namını istimal etmeyelim. Çünkü Türklük namına biz buraya cem’ olmadık. (gürültüler). Rica ederim sadece Türkler değil, Müslümanlar demek, hatta Osmanlılar demek kâfidir efendim. (İslâm deniliyor sadâları...) Bu vatanda Çerkes, Çeçen, Kürd, Laz ve daha birtakım İslâm kabileleri vardır. Bunları hariçte bırakacak, tefrikaya sebep olacak söz söylemeyelim. (Gürültüler)

    Reis:

    _ Müsaade buyurunuz, devam etsin!

    Emir Paşa (devamla):

    - Bendeniz bu mesele hakkında uzun söz söyleyecek değilim. Bu gibi sözlerin şimdiye kadar bir faidesini görmedik. Hepimiz Hilafete merbutuz. Bu Hilafet-i muazzamayı birçok asırlardan beri muhafaza edenin Türk kavm-i necibi olduğunu da kimse inkar edemez. Yalnız tefrikayı icab edecek hiçbir söz söylenilmemesini tekrar temenni ediyorum.

    Sivas Mebusu Emir Paşanın bu ikinci konuşmasından sonra kürsüye, “Yaver-i Hazret-i Şehriyarî” Mustafa Kemal Paşa çıkar ve aşağıdaki konuşmayı yapar ki, Paşanın o tarihteki milliyetçilik anlayışını aksettirmesi yönünden son derece ehemmiyetli bir tarihî vesika teşkil etmektedir.

    Muhterem okuyucularımın dikkatle mütalâa buyurmalarını istirham ederim.

    Mustafa Kemal Paşa:

    - Efendiler, meselenin bir daha tekerrür etmemesi ricasıyla bir iki noktayı arz etmek isterim: Burada maksud olan ve Meclis-i âlinizi teşkil eden zevat yalnız Türk değildir, yalnız Çerkes değildir, yalnız Kürd değildir, yalnız Laz değildir. Fakat hepsinden mürekkep anasır-ı İslâmiyedir, samimi bir mecmuadır. Binaenaleyh bu heyet-i âliyenin temsil ettiği; hukukunu, hayatını, şerefini kurtarmak için azmettiği emeller, yalnız bir unsur-ı İslâm’a münhasır değildir. Anasır-ı İslâmiyeden mürekkep bir kitleye aittir. Bunun böyle olduğunu hepimiz biliriz. Hep kabul ettiğimiz esaslardan birisi ve belki birincisi olan hudut meselesi tayin ve tespit edilirken, hudud-u millîmiz İskenderun’un cenubundan geçer, şarka doğru uzanarak Musul’u, Süleymaniye’yi, Kerkük’ü ihtiva eder. İşte hudud-ı millîmiz budur dedik! Hâlbuki Kerkük şimalinde Türk olduğu gibi Kürd de vardır. Biz onları tefrik etmedik. Binaenaleyh muhafaza ve müdafaası ile iştigal ettiğimiz millet bittabi bu unsurdan ibaret değildir. Muhtelif anasır-ı İslâmiyeden mürekkeptir. Bu mecmuayı teşkil eden her bir unsur-ı İslâm bizim kardeşimiz ve menafii tamamıyla müşterek olan vatandaşımızdır. Ve yine kabul ettiğimiz esasatın ilk satırlarında bu muhtelif anasır-ı İslâmiye ki: vatandaştırlar, yekdiğerine karşı hürmet-i mütekabile ile riayetkârdırlar ve yekdiğerinin her türlü hukukuna; ırkî, ictimaî, coğrafî hukukuna daima riayetkâr olduğunu tekrar te’yid ettik ve cümlemiz bugün samimiyetle kabul ettik. Binaenaleyh menafiimiz müşterektir. Tahsiline azmettiğimiz vahdet, yalnız Türk değil, yalnız Çerkes değil hepsinden memzuc bir unsur-ı İslâmdır. Bunun böyle telâkkisini ve sui tefehhümata meydan verilmemesini rica ediyorum. (Alkışlar)

    1920’de böyle konuşulurken, daha sonra, CHP tek parti iktidarı zamanında, bu söylenilenlere tamamen zıt bir ideoloji benimsenmiştir. Bu ideoloji, Tekin Alp takma adıyla kitaplar ve makaleler yazan Yahudi Moiz Kohen’in ortaya attığı sahte Türk milliyetçiliği, sahte Türkçülüktür. Bu adam, kitaplarından birine “Kahr Olsun Şeriat!..” başlıklı bir bölüm koyacak kadar azılı ve şiddetli bir İslâm düşmanıdır.

    Türkiye tarihini sorgulamıyor, Türkiye yakın tarihinde olup bitenlerin iç yüzünü bilmiyor. Türkiye yasaklar, tabular, tehditler içinde boğuluyor.

    Mâzide yapılan yanlışları bilmeden, onları sorgulayıp telâfi etmeden, geleceğimizi güven altına almamız mümkün değildir.

    Moiz Kohen ideolojisi Türkiye’yi bugünkü hale düşürmüştür.

    İslâm dini menfi kavmiyetçiliği kabul etmez, meşru görmez.

    1920’lerde, Millî Mücadele yıllarında Müslüman Kürtlere verilen sözler tutulmamıştır. Müslüman Kürtlere zulm edilmiştir. Sadece Kürtlere değil, Türklere de zulm edilmiştir.

    Çerkeslere de zulm edilmiştir. Diğerlerine de...

    Bugünkü toplumsal çürümenin, dağılmanın, kopukluğun, yabancılaşmanın ana sebebi Moiz Kohen ideolojisidir.

    Evet bu ülkenin adı Türkiye’dir, burada Türk dili konuşulur, Türkler dominant unsurdur ama Kürtler, Zazalar, Çerkesler, Çeçenler, Arnavutlar, Boşnaklar, Pomaklar, Araplar ve daha düzinelerce anasır-ı İslâmiye vardır. Onların altkimliklerine ve hukukuna hürmet edilmesi gerekir.

    Türkiye bir İslâm ülkesidir. İslâm bu ülkedeki çeşitliliğin harcı ve çimentosudur.

    Türkiye İslâmsız ayakta duramaz.

    Toplumsal barışı ve mutabakatı korumak istiyorsak İslâm’a sarılmalıyız. İslâm ırkçılığı reddeder. Üstünlük ve fazilet şu veya bu kavme mensup olmakta değil; ilimde, irfanda, ahlak ve karakter yüksekliğinde, hayır ve hasenattadır.

    Müslüman bir Türk, sâlih bir Kürdü, fâsık bir Türke tercih etmekle yükümlüdür.

    Müslüman bir Kürt, sâlih Türkü, fâsık Kürde tercih edecektir.

    Bu memlekette, Osmanlı cihan devletinden kalan Alman, İspanyol, Rus, Macar, Leh kökenli nüfus da vardır. Onların bir kısmı erimiş ve kökenlerini unutmuştur.

    Bu memlekette milyonlarca Kripto yaşamaktadır.

    Moiz Kohen Tekin Alp kavmiyetçiliği Türkiye’yi bir uçurumun kenarına getirmiştir. Bu ideolojiden dönülmezse, 1920’lerin doğru ilkelerine yönelinmezse geleceğimiz çok karanlıktır.

    Moiz Kohen ideolojisini benimseyen, savunan, resmî ideoloji haline getiren Sabataycıların, statüko konusunda direnmeleri meşru değildir.

    Bazıları Türkiye’nin bölünmesini yıllarca önce kapalı kapılar ardında gizli konuşmalar ve protokollerle kabul etmiştir.

    Biz anasır-ı İslâmiye yâni Müslüman Türkler, Müslüman Kürtler, Müslüman Çerkesler, Müslüman Arnavutlar, Müslüman Boşnaklar ve diğer Müslüman unsurlar böyle bir bölünmeyi ve parçalanmayı asla kabul etmeyiz. Biz hep kardeşiz. Biz evrensel bir Ümmet’in içindeki çeşitlilikleriz. Bu çeşitlilik fitne, fesat, tefrika sebebi değil, zenginlik ve güç kaynağıdır.

    Tekrar ediyorum:

    İslâmsız kurtuluş olmaz. İslâmsız istikbal karanlıktır. Moiz Kohen ideolojisinde israr felaketimize yol açar.


    Mehmet Şevket Eygi-Milli Gazete (30 Mart 2013 Cumartesi )
#30.03.2013 22:37 0 0 0
  • Bunlar için sivri sinek saza davul zurna az. hakkaten kendi bildiklerinden başka herşey bunlar hiç yokmuş gibi. ne anlıyorlar buna kabiliyetleri var ne de susup saygı gösterebiliyorlar. her zaman için bi saldırı altındalar ya türbanlı kardeşlerimizie ya da camiden çıkan sakalllı cübbeli dedemize. yada sabah 5buçuk ta okunan ezandan şikayetçi olup suç duyurusunda bulunurlar.
#31.03.2013 12:15 0 0 0
  • Irkcılık Milliyetçilik İle İlgili Hadisler
    Peygamber Efendimiz Hz Muhammed'in (sav) ırkçılık ve milliyetçiliğe dair hadisleri...


    Irkçılığa (asabiyyeye) çağıran Bizden değildir; ırkçılık için savaşan Bizden değildir; ırkçılık üzere, asabiyye uğruna ölen Bizden değildir." (Müslim, İmâre 53, 57, hadis no: 1850; Ebû Dâvud, Edeb 121; İbn Mâce, Fiten 7, hadis no: 3948; Nesâî, Tahrim 27, 28)

    "Asabiyet (kavmiyetçilik) dâvâsına kalkan, onu yaymaya çalışan, bu dâvâ yolunda mücâdeleye girişen Bizden değildir." (Ebû Dâvud, Edeb 112)

    Vasîle bin el-Eskâ (r.a.) anlatıyor: "Ben, 'Yâ Rasûlallah! Adamın kendi kavmine bir zulüm üzerine yardım etmesi asabiyetten (ırkçılıktan) mıdır?' diye sordum. Hz. Peygamber (s.a.s.): "Evet" buyurdu." (İbn Mâce, Fiten 7, hadis no: 3949; Ebû Dâvud, Edeb 121, hadis no: 5119; Ahmed bin Hanbel, 4/107, 160)

    Rasûlullah (s.a.s.)'a soruldu: "Kişinin soyunu, sülâlesini (kavmini, ulusunu) sevmesi asabiyet (kavmiyetçilik, ırkçılık) sayılır mı?" Hz. Peygamber şöyle cevap verdi: "Hayır. Lâkin kişinin kavmine zulümde yardımcı olması asabiyettir/kavmiyetçiliktir."(Ahmed bin Hanbel, 4/107, 160; İbn Mâce, Fiten 7, hadis no: 3949)
    "Zulüm ve haksızlıkta kavmine yardıma kalkışan kişi, kuyuya düşmüş deveyi kuyruğundan tutup çıkarmaya çalışan gibidir." (Ebû Dâvud, Edeb 113, 121, hadis no: 5117)

    "Kim kâfir olan dokuz atasını onlarla izzet ve şeref kazanmak düşüncesiyle
    sayarsa, cehennemde onların onuncusu olur." (Ahmed bin Hanbel, 5/128)

    "Bir kısım insanlar vardır ki, cehennem kömüründen başka bir şey olmayan adamlarla iftihar ederler, övünürler. İşte bunlar ya bu övünmeden vazgeçerler, ya da Allah nezdinde, pisliği burunlarıyla yuvarlayan pislik böceklerinden daha değersiz olurlar." (Ahmed bin Hanbel, 2/524; Ebû Dâvud, Edeb 111)

    "Aziz ve Celil olan Allah sizden câhiliyye devrinin kabalığını ve babalarla övünmeyi gidermiştir. Mü' min olan, takvâ sahibidir. Kâfir olan ise şakîdir. Siz, Âdem'in çocuklarısınız. Âdem de topraktan yaratılmıştır. Bazı adamlar, (kâfir olarak ölen) kavimleriyle övünmeyi terketsinler. Çünkü onlar cehennemin kömüründen bir kömürdürler, yahut onlar, Allah indinde burnu ile pislik yuvarlayan pislik böceğinden daha aşağıdırlar." (Ebû Dâvud, Edeb 120, hadis no: 5116)

    "Müslüman cemaatten ayrılan ve itaat yolunu terketmiş olarak ölen kimsenin ölümü, câhiliyye ölümüdür. Ümmetime karşı harekete geçerek mü'minin imanına saygı duymaksızın ve sözleşmeli bulunduğu kimseye karşı olan ahdine vefâ göstermeksizin suçlusuyla suçsuzuyla bütün ümmetimi vurmaya kalkışan kimse Benim ümmetimden değildir. Asabiyet/ırkçılık duygusuyla öfkelenen, asabiyet uğruna savaşırken yahut ırkçılık dâvâsı güderken körü körüne açılmış bir bayrak altında ölen kimsenin ölümü câhiliyye ölümüdür." (Müslim, İmâre 57; Nesâî, Tahrim 27; İbn Mâce, Fiten 7; Ahmed bin Hanbel, 2/306, 488.

    "Kim hevâsına uyarak bâtıl yolda cenkeder, kavmiyetçiliğe (asabiyet) çağrıda bulunur veya kavmiyetçiliğin sevkiyle öfke ve tehevvüre kapılırsa, câhiliyye ölümü üzere (kâfir olarak) ölür." (İbn Mâce, Fiten 7)

    "Bir kimseyi ameli geri bırakmışsa, nesebi, soyu onu kurtaramaz, yükseltemez, ilerletemez." (İbn Mâce, Mukaddime 17, hadis no: 225)

    "Allah indinde en şerefliniz takvâca en ileri olanınızdır. Arabın Arap olmayan (acem) üzerine bir üstünlüğü yoktur. Arap olmayanın da Arap üzerine bir üstünlüğü yoktur. Siyah derili olanın beyaz derili üzerine bir üstünlüğü yoktur, beyazın da siyah derili üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük sadece takvâ iledir." (Cem'u'l-Fevâid, 1/510, hadis no: 3632)


    Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

    "Yedi sınıf insan vardır ki, Allah, Kıyamet gününde, kendi gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı zamanda, onları kendi gölgesinde gölgelendirecektir:

    1- Adaletli davranan yönetici.

    2- Allaha ibadet ederek büyüyüp yetişen genç.

    3- Çıkıp dönünceye kadar kalbi mescide bağlı olan kişi.

    4- Buluştuklarında da, ayrıldıklarında da Allah sevgisinde birleşip, birbirini seven iki kişi.

    5- Alımlı bir kadın kendisini sevişmeye davet edince, "Ben âlemlerin Rabbi olan Allahtan korkarım," diyen namuslu kişi.

    6- Sağ elinin verdiğini sol eli bilemiyecek derecede yardımını gizli yapan insan.

    7- Issız yerde Allahı anıp da gözleri dolu dolu olan kişi."

    Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.
#17.05.2013 09:55 0 0 0
  • Kürt kardeşlerimiz bilmeden milliyetçilik yapmaktadır.Bu kesinlikle dinimizde haramdır.Onlarda bu sevdadan derhal vazgeçmelidir.



    Milliyetçi kardeşlerimiz milliyetçiliği İslam potasına katmak istiyorlar.Oysa bu da dinimizde asla caiz değildir.Çünkü "NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE!" demekle kendilerine zulüm ediyorlar.Böyle sözlerle sittin sene müslümanları bir araya getirip birleştiremezler.Müslümanlar sadece Türk'lerden ibaret değildir.Müslümanların hepsi dinde kardeştir.Milliyetçilik yapmakla İslam kardeşliğinin önü kesilmektedir.Böyle ayırımcılığa biz şiddetle karşıyız ve bunların akılları başlarına gelene kadar onlarla mücadelemizi sürdüreceğiz.

    Ben de Türk'üm..Sıkıntı yok.Ve de müslümanlığımla övünürüm.IRKÇILIK VE MİLLİYETÇİLİK BİR SİYONİZMİN OYUNUDUR.IRKÇILIĞIN EN BÜYÜĞÜNÜ YAHUDİLER YAPMAKTADIR.

    Ey Müslüman milliyetçiler! Sizler, yoksa bu siyonist yahudiler gibi mi düşünüyorsunuz?Terkedin artık bu zihniyeti!...
#17.05.2013 10:02 0 0 0