Cahit Sıtkı Tarancı’nın Şiir Anlayışı

Son güncelleme:
  • Cahit Sıtkı Tarancı şiirlerinin özellikleri - Cahit Sıtkı Tarancı'nın şiirlerinin analizi'Otuz Beş Yaş' şiiriyle özdeşleşen Cahit Sıtkı Tarancı 13 Ekim 1956'da aramızdan ayrılmıştı. Şairin acısı yalnızlık...
    • Cahit Sıtkı Tarancı şiirinde bireysellikteki evrenselliği yakalayabilmiş olmasıyla, şiiri yararcı mecrasına çekmeden, devinim, ses, biçim birlikteliğiyle yoğurarak kitlelere ulaştırmayı başarabildi. Bu politize olmamış dünyasal bir şiirdi.
    Cahit Sıtkı Tarancı, zaman, Türkçe, şiir, ölüm dolayımından ilerleyerek, üzerinde "divan şairi kokusuyla hece ve garip akımı ekseninde seyreder. O, "Türkçe ağzımda anamın sütü gibidir. Suda sabun gibi eriyor zaman. Ölüm bir at olmuş, kişner kapımda" ve "Şiir sözcüktür" dedi. Fakat, sözcük nedir? Gene kendi deyişiyle "Dost, kadeh, sevgili, özlem, düş, anlam gölgesi, arada rengi olan, insanoğlundan haber veren bir derinliktir" . Asıl önemlisi, doğayı, tüm yaşamı emerek usa indirir, gönle düşürür. Hele de söz, sanatlarla şerbetlendirilirse, dünyanın en varsıl açılımını o rtaya çıkartarak cevher olur, yüreğe akar gider. İlkokulu Diyarbakır'da bitirdikten sonra, Galatasaray Lisesi'nde okumaya başlaması, çok bilgili, görgülü, irfan sahibi laik öğretmenler elinde yetişmesi bir şanstır. Fransızcayı öğrendiğinden Baudelaire, Rimbaud, Mallarmê 'yi tanıdı, çözümledi. Mülkiye öğrenimini Türkiye ve Paris'te yaptı. 1946'da CHP Şiir Ödülü'nde birincilik aldı. Dağlarca ve A. İlhan, ilk üçe giren diğer şairlerdi.

    İçe dönük bir Şair
    Masmavi gölgeler bile ses vermiyordu çığlığına. Kendini Haşim gibi çirkin bulması, kız arkadaş edinememesi, yalnızlığını katlıyordu. Kırılgan, ürpertili ve tedirgin oluşu, doğal ki, şiirini derinleştiriyordu.
    Bu yöne, tarih açısından bakıldığında, yaratı ve donatmak sanatının, yansıtma yoluyla yaşamın boşluklarını giderme konusunda, sanatın özüyle işlevine ters düşmeyen, birbirini tümleyen bir dolayım oluşturmak istediği görülebilir. Fakat, Tarancı şiirlerinde, olanı, sorularıyla tırtıklarken, olabilir olan şeyi pek de görüp söylememiştir. Çağa özgü az güvenilirliği, bozulmayı içerikle beslerken, doğuş koşullarını, temel kavramlar üzerinden sanat gerçeğinin yansısıyla duymuş olması gerekirken; aynalarda kendini daha çok görmek istememesi uğruna, bu korkuyla olsa gerek, öznelliğin iç dünyasından gene bu ikircikliğiyle vazgeçmektedir. Tarancı, esrarlı yollara kolayca sapmaz gözükse de, sürekli içe gider. Şiir içte gezdirilen bir aynadır da ona göre.

    Ölüm korkusu
    Turgut Uyar'a bakarsak, o hiçbir şeye, hiçbir şey katmamış, salt olanı vermiş, gelip geçmiş bir yaşamdır diyor. Yaşam zaman zaman insanla dalga geçer. Buysa kişiyi çok üzer. Bir yanı düşten güzel bu yaşamın, bir yanı da biçim ve içerik yetingenliği ve yetkinliğinin kanıtıdır. Sürer gider.
    Gizli, açık, kapalı havasının insanlarını yansıttı. Şiirinde bireysellikteki evrenselliği yakalayabilmiş olmasıyla, şiiri yararcı mecrasına çekmeden, devinim, ses, biçim birlikteliğiyle yoğurarak kitlelere ulaştırmayı başarabildi. Bu politize olmamış dünyasal bir şiirdi. Söyleminde stepe denk gelen, sarkan yanları var mıydı, ölüm korkusunun?
    Gün Eksilmesin Penceremden
    Ne doğan güne hükmüm geçer,
    Ne halden anlayan bulunur;
    Ah aklımdan ölümüm geçer;
    Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.
    Ve gönül Tanrısına der ki:
    Pervam yok verdiğin elemden
    Her mihnet kabulüm, yeter ki
    Gün eksilmesin penceremden!

    Neden DANTE
    Cihannüma'da beni en çok, sizlerden gelen mektuplar, bu arada sualler ilgilendirir. Dil Yâresi yazıları daha uzun zaman alır. Ha bire tekrarladığım gibi, ben dilci değilim. İşini dil aracılığıyla gören herkes kadar, sayesinde ekmek paramızı kazandığım Türkçe'ye saygıda kusur işlememeye özen gösteririm. Meslekten dilci olmadığım için, aradığımı bulmakta da zorlanırım.
    Sualler sadece dil konusunda sorulmuyor. Hakkımda yaygın bir yanılgı daha var, adım ansiklopediciye çıkmış. Evet, birçok ansiklopediyi hazırlayanlar listesinin başında benim adım var. Yayın Müdürü diye bir paye verilmiş olması, o insanın ansiklopedide veya sözlükte yer alan bütün maddelerin yazarı olduğu, orada yazılı her şeyi bildiği anlamına gelmez ki.
    Öyle olsaydı şayet, her hafta Kenan Işık'ın karşısındaki sandalyeye tüner, hayatımı bu yoldan kazanır, «dâr-ı dünya»da kimseye muhtaç olmadan gül gibi geçinip giderdim.
    Öyle olmadığı halde, hayatımın yarıya yakınını, on binlerce sayfada yer alan yanlışların hesabını verme konumunda geçirdim. «Afur tafur değil, onun doğrusu afra tafra'dır» mı dedim? Vaaay efendim, çıkardığı ansiklopedide afur tafur maddesi var, ama adam farkında değil, diye kubaranlar çıktı karşıma. O dediğiniz, İstanbul Türkçesindeki afra tafra'nın halk dilinde bozulmuş şeklidir, diye hesap vermeniz gerekir.
    Şikâyetim okurlarımdan ve bana sual sorulmasından değil, vakit yetiştirememekten; bu yüzden cevap vermekte gecikmekten.
    *
    Şimdi müsaadenizle, beni bugün şekvacı durumuna düşüren suale geliyorum.
    Soran Türkay Demir. E-posta tarihi 9 Mart pazar. Demek ki bir hafta sonra cevap verebiliyorum. Suali görür görmez, cevap vermekte zorlanacağımı anlamıştım. Hani insanın zihninde hep asılı duran, dilimin ucundaydı dediğimiz türden, sormaya çeyrek kala sualler vardır, işte bunlardan biriydi.
    O akşam eve dönerken Serdar'a danıştım:
    - Bir okurum Otuz Beş Yaş şiiriyle ilgili güç bir sual sordu bana, dedim.
    Bir sual de o sordu, dilinin ucundaymış gibi:
    - «Dante gibi ortasındayız ömrün» dizesinin ne anlama geldiğini mi?
    Evet, bunu sordu.
    Çok yıllar önce, biz bu suali kendimize sorduk gibi geliyor bana. Kimlerdi, hatırlamıyorum. Cevabını bulduk mu, bulamadık mı? Hafızam bomboş.
    Yeniden aradım.
    Elimin altındaki ansiklopediler bu konuda bana yâr olmadı.
    Dante Alighieri, 1265'te Floransa'da doğdu, 1321'de Ravenna'da öldü. Yenilikçi bir şairdi. Büyük aşkı Beatrice'yi kaybettiğinde (1290), henüz 25 yaşındaydı.
    Siyasete karıştı. Kurullara seçildi. 1301'de zimmetine para geçirmekle suçlanıp Floransa'dan sürüldü; bu sevgili şehre bir daha dönemeyecekti. 36 yaşında gönderildi sürgüne. Acaba mı? Yolun yarısı dediği Floransa'dan ayrılışı olabilir mi?
    Sanmam. Ertesi yıl yakılarak idama mahkûm edilmek gibi bir fevkaladelik var hayatında. Nirengi noktası olarak siyasî bir olayı alsaydı, bu, sürgün kararı yerine idam kararı olmak gerekmez miydi?
    Biz aradığımızı Dante'nin hayatında değil, gene şaheserinde bulacağız diye, ağırlığı İlahî Komedya'ya verme kararı aldık. 14 233 mısralık efsane şiire. (35 yaşın ne anlama geldiğini bilenler, bu satırları okurken kıs kıs gülse de, bizim «hâl-i pürmelâli»miz buydu.)
    Sonunda Lerna aradığımız bilgiyi, «La Libreria di Dora»nın İnternet sitesinde buldu. (Burada İlahî Komedya'nın konusunu özetlemeye filan kalkmıyorum, içinden çıkabileceğim iş değil.) Bu efsanevî (ve hayalî) gezide ona şair Vergilius ile Beatrice'nin rehberlik ettiklerini söylemekle yetineyim.
    Dante, İlahî Komedya'yı sürgünde olduğu 1304-1321 yılları arasında yazdı. Kendisi «Hayat yolumuzun orta yerinde» diyordu (Nel mezzo del cammin di nostra vita). Sözünü ettiği zaman 1300 yılı baharıydı, Paskalya günleri. Dante tam 35 yaşındaydı (O günlerin ölçüsüyle, hayat yolculuğunun da tam ortası.)
    Öbür âlemde yapacağı yolculuk, her şeyin sona erdiği, yolun bittiği yerde başlıyordu. O günün tarihini günü gününe verenler de var: 1300 yılı, 7 Nisan'ı 8'e bağlayan kutsal cuma gecesi. Şair, Cehennem bölümünde, Birinci Şarkı'nın dizelerinde,
    Hayat yolumuzun orta yerinde / Karanlık bir ormanda buldum kendimi
    diyor. Bundan ötesi boşluk ve yokluk. Yani ilahî yolculuğun başlangıcıdır.

    Hakkı Devrim.

    alıntı
0 0 0