Hani Nasrettin hocaya atfedilen önemli bir söz vardır ya: "Siz içerden biz dışarıdan yıkmaya çalışıyoruz ama bir türlü yıkılmıyor" diye.
İşte bu meşhur tekerlemede olduğu gibi bizde de durum hemen hemen aynı. Genç Türkiye Cumhuriyetini "içeriden ve dışarıdan el ve gönül birliği içerisinde yıkmaya, bölmeye, güçsüz kılmaya çalışanlar" bir türlü başarıya ulaşamıyor, hevesleri kursaklarında kalıyor.
Bunu neye borçluyuz diye sorarsanız. Bize göre tek yanıtı vardır: "Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve dava arkadaşlarının attıkları temel, ortaya koydukları ilkeler ve yaptıkları devrimlerdir"
Gerçekten Atatürk "ilke ve devrimleri",tüm olumsuz koşullara, yürütülen kampanyalara, bu ilke ve devrimleri ortadan kaldırmaya yönelik uygulama girişimlerine rağmen hala varlığını, etkinliğini sürdürmektedir.
İşte bu gerçek görüldüğü ve gücünü tartışma kabul etmez bir şekilde kanıtladığı için, son zamanlarda "Atatürk'e karşı" sistemli bir karalama, onun ilke ve devrimlerini kötüleme, onu sevenleri, ilkelerine bağlı olanları, suçlu olarak gösterme yolunda yoğun bir kampanya başlatılmıştır. Yani "Atatürk ismi, ilke ve devrimleri, gösterdiği hedeflere ulaşabilme yolundaki önerileri unutturulmaya belleklerden sildirilmeye çalışılmaktadır."
Bu doğrultuda atılan adımlar arasında onun isminin, heykellerinin, resimlerinin adım adım silinmesi ya da bulunduğu yerlerden kaldırılması yolunda denemeler başlatılmıştır. Oluşacak etki ve tepkiye göre de bu uygulama genişletilerek sürdürülmek suretiyle güya Atatürk, Türk ulusunun, onu sevenlerin belleklerinden silinecek, bunun sonucu olarakta geriye dönüşün adımları daha hızlı bir şekilde atılacak.
Ama sonuç hiçte beklendiği gibi olmamaktadır. Dünü bilenler, yaşayanlar, yaşayamadıkları halde okumak suretiyle, hangi olumsuz koşullardan bugünlere gelindiğini görüp anlayanlar, Atatürk karşıtı bu kampanyaya direnmekte, tepki koymakta, hazırlanan gizli tezgâhı gün ışığına çıkartmak suretiyle, başarısızlığa uğramasını sağlamak için büyük bir direnç göstermektedirler.
Son zamanlardaki gelişmelere ve uygulamalara baktığımızda, fotoğrafın her iki tarafındaki olumlu ya da olumsuz yüzler kolaylıkla seçilebilmektedir.
Bilinmelidir ki; bir devletin yoktan var edilmesini, ülkesinin dört bir yanı işgal altında iken, her türlü olumsuz koşullara rağmen yepyeni, dipdiri ve dost ve düşman ülkelerin gıpta ile baktıkları güçlü bir Cumhuriyet ortaya çıkartmayı başaranları unutturmak, belleklerden silmek, tarihin tozlu sayfaları arasına koymak mümkün değildir. Bunu yapmaya kalkışanların sonunun ise hüsran olacağı açıktır.
Tüm bu gerçeklere rağmen Atatürk'ü sevmenin suç olarak gösterilmesi, Atatürk ve dava arkadaşlarının kazandırdıklarının gözler önüne serilmesi ve hatırlatılması yolunda çaba sarf edenlere, bu doğrultuda uyarılarda bulunanlara karşı bazı çevrelerin takındıkları tutum, sergiledikleri hırçın tavır ve sarf ettikleri sözler oldukça dikkat çekici olduğu gibi ibret vericidir de.
Ama ne olursa olsun hiçbir kimsenin, hiçbir gücün, beyinlerden Atatürk sevgisini silmeye, onun ilke ve devrimlerini sonlandırmaya güçleri yetmeyecek, bu doğrultudaki emelleri ise kursaklarında kalacaktır. Zira Mustafa Kemal Atatürk ve dava arkadaşları kurdukları Cumhuriyeti, tespit ettikleri ilke ve devrimleri korumak ve kollama görevini Atatürk gençliğine emanet etmişlerdir. Bunu koruyup kollayacak güç ise Atatürk gençliğinin "damarlarındaki asil kanda mevcuttur". Bunun böylece bilinmesinde, ülke geleceği açısından sayılamayacak kadar yararlar olacağı kanısındayız.
***
Son zamanlarda siyasiler arasında hoş olmayan, yakışıksız söylemlerin havalarda uçuştuğunu üzüntüyle görmekte ve izlemekteyiz. Hele hele bu sözlerin TBMM çatısı altında sarf edilmiş olması ise ayrı bir üzüntü vesilesidir.
Geçtiğimiz hafta CHP Tunceli milletvekili Kamer Genç'in, Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Fatma Şahin'e yönelttiği bir soru nedeniyle söylediği sözler meclisin karışmasına, ağza alınamayacak kadar galiz küfürlerin söylenmesine neden olmuştur.
Kamer Genç, Bakan Fatma Şahin'e "neden Atatürk isminden hiç söz edilmediğini" sormuş ve bugünlere gelişimizi ona borçlu olduğumuzu anlattıktan sonra, "maksadını aşan" bir cümlede sarf etmiştir. Eğer Atatürk olmasaydı, bugünkü konumda olamayacağımızı ifade ettikten sonra, maksadını aşan bir cümleyi sözlerine eklemiştir. Kamer Genç'in bu maksadını aşan cümlesine tepki gösterilebilirdi. Ancak bunun şekli, üslubu, kullanacak kelimelerin seçilmesi yine meclisin manevi değeri ve kutsallığı doğrultusunda olmalıydı. Ama ne yazık ki buna uyulmadı, maksadını aşan bir cümle sarf ettiği açıkça belli olan Kamer Genç'e karşı büyük bir linç kampanyası başlatıldı. Önce Bakan Fatma Şahin, sonra Başbakan Erdoğan ve hemen onu izleyerek AKP Tokat milletvekili Seyid Aslan. Ağızlarına geleni söylediler. Hele AKP Milletvekili Seyid Aslan'ın, Kamer Genç'e karşı, tanrının rahmetine kavuşmuş aile bireyleri dahil sarf ettiği sözler yenilir, yutulur cinsinden değildi. Nitekim oluşan tepki nedeniyle de AKP yönetimi bu milletvekilini disiplin kuruluna sevk etme yoluna gitmiştir.
Eğer "ifrat ile tefritin" ortası bulunmaz, öfkeyle hareket edilmek suretiyle ağızdan çıkan sözleri kulak duymaz ise, bilinmedir ki ileriki günlerde durum daha da gerginleşir, vahamet giderek had safhaya ulaşır.
**
Bir hususu unutmamak gerekir. Bugün hangi durumda isek. Bugün hangi koşullarda yaşamımızı sürdürüyor isek. Bugün hür ve bağımsız yaşamanın mutluluğunu içimizde hissedebiliyor, bununla övünebiliyor isek. Bilinmelidir ki bunu Mustafa Kemal Atatürk'e ve O'nunlala beraber uğraş veren dava arkadaşlarına borçluyuz.
Her vesileyle Atatürk'e, onun ilke ve devrimlerine karşı çıkmaya, O'nu unutturmaya çalışanlar bu gerçeği belleklerine iyice yerleştirmelidirler.
Atatürk'ü unutturmak ve belleklerden silmek, onun ilke ve devrimlerini etkisiz hale getirmek mümkün değildir. Buna tevessül edenlerin hevesleri kursaklarında kalacak, amaçlarına bir türlü ulaşamayacaklardır. Zira ülkemizde Atatürk ilke ve devrimlerini özümsemiş bir Atatürk kuşağı vardır. Bu kuşağa inanıyor ve güveniyoruz. Bunun içindir ki ; geleceğe de umutla bakıyoruz.
Asiye Kocatürk soruyor: "Kendi ordusunun generallerini tutuklayacak kadar güçlü bir hükümet; komşu ülkedeki rejimi ve başkanını devirecek kadar kendini güçlü hisseden bir hükümet, kendi cezaevinde hapiste bulunan terör örgütünün lideriyle neden pazarlık eder?"
***
"Generalleri hükümet tutuklamadı, yargı tutukladı" diyenler olabilir ama gerçek bu değil. Hükümet yıllar içinde yargıyı şekillendirdi ve yargı gücünü de muhaliflere karşı kullanmaya başladı.
İbni Haldun diyor ki, "Bil ki devlet, olmazsa olmaz iki temel üzerinde kuruludur. Birincisi asker (ordu) olarak ifade edilen güç, kuvvet ve asabiyettir. İkincisi ise askeri ayakta tutan ve devletin ihtiyaçlarını gideren mal ve paradır. İşte devlette görülecek bozulma bu iki temelden başlar. Hükümdar, iktidarda kendisine ortak olanları yönetimden uzaklaştırıp iktidarı kendi tekeline alır. Sonra da onları alçaltarak yerlerine, kendisine bağlı bir asabiyet oluşturur. Ancak bu yeni asabiyet içine gömüldüğü lüks ve safahat sebebiyle yok olmanın eşiğine gelir, yiğitlik ve cesareti unutup başkaları tarafından korunan kimseler haline gelir. Bu yüzden ülkenin sınırlarının korunması da zorlaşır. Bu durum onlara karşı halkı cesaretlendirir ve uzak bölgelerde devlete isyanlar başlar. Sonuçta devlet ikiye veya üçe bölünür. Yönetim, kurucu asabiyete boyun eğdirenlerin eline geçer..."
Türkiye'de de olan biten budur. Kurucu iktidar odakları, zaman içinde Türk Milleti'nin çocuklarını yönetimden uzaklaştırdı. Öyle ki üniversitelerde öğretim üyesi olabilmek bile kendilerini seçkin zannedenlerin tekeline bırakıldı. Üstelik, kurucu iktidarı temsil eden ordunun içine giren bir virüs, ordu ile halkı karşı karşıya getirdi. Bu rahatsızlık, ülkenin sınırlarını korumayı bile zorlaştırdı, eski isyanlar diriltildi. Sonuçta, gücünü dışarıdan alan ve dini siyaset aracı olarak kullanan bir çıkarcı grubu iktidarı ele geçirdi.. Onlar da kendilerini iktidar yapan gücün emirlerini yerine getirmeye başladı. Subaylar hapsedilirken, teröristlere yol verildi. İsyancılar baş tacı yapıldı, Ermenilerden özür dileyenler akil adam oldu!
***
Bu durum, aslında bir plan dahilinde uygulanmıştır.
Hulki Cevizoğlu'nun "İşgal ve Direniş; 1919 ve Bugün" eserinde verilen bilgi, tam da bugünü izah ediyor.
25 Aralık 1919'da İngiliz Ryan, hükümetine sunduğu raporda şöyle demişti:
"Biz gerçek ideali din imiş gibi davranacak menfaatçi bir grubu idareci olarak takdime çalışacağız. Panislamizmi ezemeyiz. Bu, tıpkı Batı'daki milliyetçilik gibidir. Bizim şimdiki gayemiz, arkadaş gibi davranıp kazanmak ve sonra hükmetmek olmalıdır."
Gerçek ideali din imiş gibi davranan, fakat ABD ve AB desteğiyle iktidarı ele geçiren çıkarcılar grubu, bir etnik isyandan da faydalanarak Türkiye'de Türklere boyun eğdirmeye çalışıyor.
***
Hani Bekri Mustafa, Ayasofya camisinin önünden geçerken dışarıda musallâ taşındaki cenazenin önünde bekleşen bir kalabalık görmüş.. Bekri Mustafa "Neden cenaze namazını kılmıyorsunuz?" diyecek olmuş, cemaatten "İmam efendi yok" diye cevap vermişler. İçlerinden biri "siz kıldırın" deyince Bekri Mustafa da çaresiz kabul etmiş. Cenaze namazını kıldırdıktan sonraki helâlleşme sırasında mevtaya dönmüş ve şöyle fısıldamış: "Öbür taraftan dünyanın halini soracak olurlarsa, dersin ki, 'Bekri Mustafa Ayasofya'ya imam oldu', onlar dünyanın nereye doğru gittiğini anlar.."
Türkiye'nin kuruluş felsefesine düşmanlıkları bilinen hatta devletin temel ilkelerinden birine karşı faaliyetlerin odağı haline gelmekten mahkum edilmiş bir partinin liderleri, Türkiye'de Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclis Başkanı oldu.. Genelkurmay Başkanı'nı hapsetmişler, terör örgütünün lideri ile de pazarlık etmişler çok mu?
Arslan BULUT..
Bu güzel yazıyı açtığınız gündemle ilgili konuda bilgilendirici olması için ekledim...Umarım sakıncası yoktur..
..Hulki Cevizoğlu’nun “İşgal ve Direniş; 1919 ve Bugün” eserinde verilen bilgi, tam da bugünü izah ediyor.
25 Aralık 1919’da İngiliz Ryan, hükümetine sunduğu raporda şöyle demişti:
“Biz gerçek ideali din imiş gibi davranacak menfaatçi bir grubu idareci olarak takdime çalışacağız. Panislamizmi ezemeyiz. Bu, tıpkı Batı’daki milliyetçilik gibidir. Bizim şimdiki gayemiz, arkadaş gibi davranıp kazanmak ve sonra hükmetmek olmalıdır.”
Hulki Cevizoğlu’nun “İşgal ve Direniş; 1919 ve Bugün” eserinde verilen bilgi, tam da bugünü izah ediyor
Nerden bildin arkadaşım bugünü izah ettiğini..
Belkide daha önceki bir zamanı izah ediyordur..
Türkiye’nin kuruluş felsefesine düşmanlıkları bilinen hatta devletin temel ilkelerinden birine karşı faaliyetlerin odağı haline gelmekten mahkum edilmiş bir partinin liderleri, Türkiye’de Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclis Başkanı oldu..
Türkiyenin kuruluş felsefesi ..!!!
Neymiş bu felsefe...
Yukardaki ilk iki fotograf Türkiyenin Kuruluş felsefesini anlatmaya yeterli gibi...
Milletin seçtiği Meclisten memnun değilsen ;Milletin seçmediği bir Meclis kur kendine....Kendi Kendine..
Türkiye’nin kuruluş felsefesine düşmanlıkları bilinen hatta devletin temel ilkelerinden birine karşı faaliyetlerin odağı haline gelmekten mahkum edilmiş bir partinin liderleri, Türkiye’de Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclis Başkanı oldu....!!!
Ne kadar garip bir durum gerçekten..acilen müdahale edilmeli
Tabi haklısınız aslında...,
Alışmışsınız bikere...Alışmışsınız Millet seçmediği halde İktidar olmaya,hükümet olmaya,hükmetmeye..Şimdi tersinize geliyor böyle şeyler..
Alışık değilsiniz...
Alışırsınız ama..
zamanla alışırsınız
Bu güzel yazıyı açtığınız gündemle ilgili konuda bilgilendirici olması için ekledim...Umarım sakıncası yoktur..
Neden sakıncası olsun ki..
Çok iyi yaptın aslında..emeğine sağlık...
Yalnız şu güncel haberler bölümünde paylaştığın Beş yıldızlık" yalan" haberede bir el atsan diyorum..
Ana - Vatan kan ağlıyor. Reyhanlı kan ağlıyor. Amerika, İsrail dünyaya terör ithal ediyor. Obama'ya "sesini özledim" demekten utanmayan Başbakan, ABD ve İsrail'in ihraç ettiği terörü "İTHAL" ediyor.
Erdoğan sıkılmadan olayı barış denilen ihanet sürecine bağladı. Süreçle ne ilgisi var? 65 vatandaşımızın vahşi bir şekilde öldürülmesini bile ranta çeviriyor. Milletin önüne barış süreci diye koyduğu idam fermanına meşruiyet arıyor.
Yazıklar olsun!
Olaydan 6-7 saat sonra "Suriye Devleti ve El Muhaberat" suçlandı. Madem 6 saatte işi çözecek istihbaratınız vardı(!).. O zaman daha önce niye önlem almadınız? Reyhanlılı vatandaşlarımız "bomba yüklü araç var haberlerini biz bile duyduk, önlem alınmadı" diyor.
Askeri bir hata olsaydı, satılmış medya linç ederdi?
MİT nerde? Ne iş yapar? Ülkeyi bölmekle meşgul oldukları için başka işlere zamanları kalmıyor mu?
Yoksa MİT'iniz Kandil, İmralı arasında kayboldu mu?
Vicdan yok, insanlık iflas etmiş.
Ulusal Kanal'a bağlanan bir vatandaşımız;
"Dün bir bakan gelecekti, iptal etti. Nedeni belli değil" diyerek farklı bir noktaya işaret etti.
Pek Sayın Erdoğan, Suriye hava sahasında uçağımız düşürüldü. Apırdınız, köpürdünüz. Sonra sustunuz. Neden?
Putin uçağımızı düşüren ülkenin İsrail olduğunu belgeleri ile önünüze koyduğu için olmasın sakın(!)?
İsrail daha önce de Suriye'ye girmiş, uçağın yakıt tankını ülkemize "suç unsuru olarak" bırakmıştı.
Emniyet İstihbarat Dairesi Pakistan ve Afganistan'da eğitim alan 2 binin üzerinde El Kaide üyesinin Türkiye'de olduğunu bildirdi
Türkiye terörist ve ajan kaynıyor. Suriye sınırı silindi.
Terör bağıra bağıra geldi.
Davut'un oğlu Ahmet oturmuş, Tayyip Recep Televizyonunda milleti kandırıyor. Karşısına iki parti sözcüsü yağdanlık almış. Boş potaya atıyor da atıyor
Sığınmacıları biz mi çağırdık diyor.
Evet, siz çağırdınız. Suriye'yi kana bulamak için dünyanın dört bir tarafından kiralanmış katillere ülke sınırlarını siz açtınız. Dünya basını yazıyor. Silahları siz veriyorsunuz. Eğitimi siz verdiniz. O katillerin silahları ile girip, silahları ile çıkmasına siz izin verdiniz.
Daha Suriye'de olaylar başlamadan kamplar kuran siz değil miydiniz?
Davutoğlu; sen akşam evine gidince çocuklarının yüzüne utanmadan nasıl bakıyorsun?
Bir de çıkmış eleştirenleri suçluyorsunuz. 10 parmağınızda 10 kara, hemen başkalarına sürüyorsunuz.
Davut'un oğlunun "masum insanlar" dediği "Özgür katiller"in vukuatlarını hatırlayalım:
12 Şubat 2013
Cilvegözü sınır kapısında bombalı aracı patlattı. 4'ü Türk 14 ölü, 26 yaralı
02 Mayıs 2013
Akçakale'de Gümrük koruma memurlarına, asker ve polise saldırdılar. Uzun namlulu silahlarla ateş ettiler. Bir polisimiz şehit oldu. 1 Polis, 5 asker, 4 sivil yaralandı.
03 Mayıs 2013
Gaziantep'te evlere ve arabalara saldırdılar. Gençleri bıçakla tehdit edip, kızlara-kadınlara sarkıntılık yaptılar.
03 Mayıs 2013
Hatay'da Ehl-i Beyt Derneği Başkanı'nın evine girdiler, eşyaları tahrip edip camları kırdılar. "Seni öldüreceğiz, yakacağız" notu bırakıp gittiler.
06 Mayıs 2013
Halep'in Kuzeyinde bulunan Kocali Türkmen Köyünü basıp 3 Türkmen öldürdü.
07 Mayıs 2013
Reyhanlı'da bir genci tartakladılar. Polislere saldırdılar.
Lokantalarda yemek yiyip ödemediler. Tayyip ödesin dediler.
Halkın evlerinde güvencesi kalmadı. Bahçeli evlerin balkonlarına girip evleri gözetlediler.
Alevi kardeşlerimizi "sizi öldüreceğiz" diye tehdit ettiler.
"Biz Hatay'a gitmek için gelmedik, burası zaten bizimdi" diyerek halka meydan okudular.
İşte Devid'in masum dediği katiller bunlar.
Hakikaten çok masumlar Devid Efendi(!).. En az sizin kadar masumlar(!)..
Terörist görünce dayanamıyorsunuz. Çünkü hükümetiniz de 11 yıldır Türk Milletine karşı terör uyguluyor.
Barzani'de, El Beşir'de, Öcalan'da, Karayılan'da kendinizi görmeseniz, bu kadar sevgi-muhabbet besleyebilir misiniz?
Dünyaya terör ihraç eden AB-D ve İsrail'e ayakçılık yapmanızın bedelini millet ödüyor.
Reyhanlı saldırısını ÖSO, El Kaide yapmış olabilir. Suriye Devlet Başkanı özenle Erdoğan ve AKP hükümetini Türk Halkından ayırıyor. Türk Halkının Suriye'ye yapılan terör saldırılarını desteklemediğini biliyor. Suriye ile savaşa "hayır" dediğini biliyor. Esad Türk Halkını karşısına alıp bir cephe açacak kadar salak değil.
Putin uçağımızı düşüren İsrail ile ilgili bilgileri Erdoğan'ın önüne koydu mu?
Güneydoğu ajan kaynadığına göre
MOSSAD'ın Suriye gizli servisi Muhaberat içine gömüldüğü bilindiğine göre
İngiliz, Amerika ve İsrail istihbaratının bu işin içinde olması göz ardı edilemez. Teröristleri kullanmakta en mahir ülkelerdir.
Erdoğan Reyhanlı'da 25 bin Suriyeli var diyor. Doğru değil.
Orada çok vahim bir durum var.
Reyhanlı'nın nüfusu kaç?
25 bin 517
Peki kaç Suriyeli var?
70 bin olduğu ifade ediliyor.
Hatay üzerinde gizli bir proje yürütülmüyorsa, bu bir aymazlıktır.
Askeri dışlayıp, Amerikan patentli danışmanlarınızla iş tutarsanız, tuzağa düşmeniz kaçınılmazdır.
İyi niyetli, aklı, öngörüsü olan hiç kimse bir ile-ilçeye kendi nüfusundan fazla yabancı yerleştirip o il ve ilçeyi işgal ettirmez.
Anlaşılan o ki, bu patlamalar "BARIŞ" dedikleri apışma sürecinde, Hatay'ı Yahudi Kürdistan'ına katma çalışmasıdır.
Demirtaş denilen PKK sözcüsü ne buyurmuştu?
"Güney boydan boya Kürdistan olacak" demişti değil mi?
Kurmayı planladıkları Yahudi Kürdistan'ının denize açılması gerekiyor.
Obama'nın sesini bile özleyen Erdoğan gibi birini bulmuşlar Meşruiyetini kaybetmiş bir mecliste oturan ve terör yuvasına dönmüş meclisi meşrulaştıran, iktidar olmaktan şiddetle kaçan muhalefeti de bulmuşlar.
Bu fırsatı sonuna kadar değerlendireceklerdir.
Erdoğan Osmanlıcılığı da, dini de sadece kullanıyor.
Neden mi?
"İradesi elinden alınmış bir zatın, kendine ait hiçbir hedefi olamaz da ondan."
Erdoğan; Osmanlı'nın yasını tutmaktan elinde olana sahip çıkmayı akıl edemeyen zavallılara, dinini yaşayamadığını sanan aymazlara Osmanlı kılıflı, din etiketli bir elma şekeri uzattı.
Yalamaktan şeker bitti, sapı ellerinde kaldı.
Türkiye Devid'in stratejik derinliğinde boğuluyor.
Sizden istifa etmenizi isteyen saflar var ya? Ben istifa etmenizi isteyecek kadar saf değilim. Biliyorum ki;
İstifa "erdemli insanların" yapacağı bir eylemdir.
Not: Reyhanlı saldırısı üzerine Necdet Özel bir kınama yayınlamış(!).. Sayın Özel; bu millet sizi "kınama yayınlayın" diye beslemiyor. Kınamayı Sivil örgütlerde yapar. Biraz sıkılır insan. Sınır silinmiş. Türkiye teröriste "üs" yapılmış. Vatandaş kaderi ile baş başa bırakılmış. Siz kanarya severler derneği başkanı mısınız? Yazıklar olsun. O ordu mensupları yüreklerinde sizi Genel Kurmay Başkanları olarak kabul ediyor mu acaba? Ben vatandaş olarak kabul etmiyorum da.