Gecenin dibinde bir yerlerdeydim.
Bir duvar dibi yahut herhangi izbe bir yer, bir önemi yok.
Ben ölüyordum, o uyuyordu.
Sonra ansızın bir şey oldu: Özledim.
Fakat o uyuyordu.
İnsan ölürken özleyebilir miydi? Ya da özlerken ölebilir miydi?
Bu düşünce beynimin kıvrımlarında hızla yol alırken, bir tek şey bütün berraklığı ile zihnimdeki yerini koruyordu. Yani biliyordum. Bütün iliklerime kadar biliyordum ki, o da özlüyordu.
Bilmediğim bir şey vardı yalnızca: Ben ölürken o nasıl uyuyordu?
Duvarlara sinmişken onun uykusunun huzuru, ben özlemenin kalbini kırarcasına onun uyanmasını istiyorum.
İstiyorum ki duvarlardan önce o görsün ruhumdaki can çekişmeyi.
Son âna kadar elimi tutan olsun. Hep olduğu gibi.
Ama o uyuyor.
Belki de rüyasının en güzel yerinde.
Allah'ım ne olur uyansa.
Yastık yorgan kardeşliği değil istediğim. Onun nefesi.
Rabbim bu nasıl bir hengâme ki kafamın içindeki, tepeden tırnağa ezber ettiğim adam ölüyor olmamdan habersiz uyuyor.
O uyuyordu ben ölüyordum. Ama hayır ölmemiştim işte, yaşıyordum aynı zamanda. Hissediyordum her şeyi.
Bir koku… Kesif safran kokusu sanki. Tam olarak nereden geldiğini ilk an algılayamadığım bir uğultu. İşte ellerim. Dokundum. Nemli bir duvar.
Neredeyim ben Allah’ım. Niye uyanmıyor bu adam. Gelse de kurtarsa beni. Defalarca bağırdım, niye duymuyor sesimi? Ciğerinden akan suyun rengini bildiğim, sevdiğim nasıl oluyor da hissetmiyor içinde bulunduğum durumu? Rabbim yardım et.
…
El yordamıyla tanımaya çalışıyorum bulunduğum yeri. Her yer zifiri karanlık. Yoksa.? Yoksa, Allah’ım burası bir kuyu mu? Bu uğultu benim sesimin yankısı, bu nem kuyunun rutubeti mi? Aman Allah’ım, ne zaman değişti roller! Yoksa bu kuyunun Züleyhası ben miyim Allah’ım? Yusuf yerine beni mi attılar buraya? Peki o halde nerede benim gömleğim?
Hayır! Çıldırmak için henüz çok erken. Rabbim çıkış yolu göster. Ufacık bir ışık, cılız bir ses, soğuk da olsa bir el.
…
Neden sonra uyanıyorum. Kan-ter içindeyim. Gözlerimi açıyorum, hava henüz ağarmamış. Hareketsizim. Az önce neler olduğunu idrak etmeye çalışırken başımı sağa çeviriyorum. İşte burada. Yanımda. Öldüğümü sandığım, kuyulardan kurtarsın istediğim sevdiğim yanı başımda. Uyandırmaya kıyamıyorum. Durdum öylece izliyorum uykusunu. Allah’ım ne güzel nefes alıyor. Sıcacık.
Onu izlerken zamanın nasıl geçtiğinin farkında bile değilim. Ezan okunuyor. Kalkıp çay suyunu koymalıyım.
Rabbim, kulağımıza değdirdiğin ezanlar için çok şükür.