Gard Köprüsü Hakkında Bilgi

Son güncelleme:
  • gard köprüsü nerededir - gard köprüsünün özellikleri - gard köprüsü ne zaman yapılmıştırSulama alanında usta olan Romalılar, halk hamamları ve zengin evleri için gerekli suyu diledikleri gibi, sıcak ya da soğuk olarak elde etmeyi bilirlerdi. Şehirlerin ihtiyacını karşılamak üzere, imparatorluğun çeşitli yerlerinde, uzun kemerler yaptılar ve bunlardan yararlanarak, uzaktaki kaynak, ırmak ve göl sularını getirdiler. Su yolları, yerin ister altında, ister üstünde olsun, duvarcı işiydi.

    noimage

    İki bin yıllık bir geçmişten sonra, hemen hemen hiç bozulmadan kalmış olan Gard köprüsü, M.S. 19’da, Augustus’un imparatorluk döneminde, Uzes yakınındaki Eure kaynaklarının sularını Nîmes’e getirmek için yapılan su kemerinin bir bölümüdür.

    Eser, Gard vadisinin üzerinden geçer. Kuru örgüyle, yani çimento kullanmadan üst üste konulan çok büyük bloklarla inşa edilmiştir. Altı ton ağırlığındaki taşlar, palangalardan ve bocurgatlardan yararlanılarak, binbir zahmetle yukarıya çıkarılmıştı. Bu âletlerin makaraları, çarklı kafesler içinde sincaplar gibi çalışan insanlar tarafından döndürülüyordu.

    Gard ırmağı üzerinde, taştan yapılmış, zarif bir dantela… Gard köprüsü, yirmi yüzyıllık geçmişiyle, Roma mimarlık sanatının görkemli bir kalıtı olarak, sapasağlam ayakta duruyor.
    Üst üste üç kemerden meydana gelen köprünün uzunluğu 273 metre, yüksekliği 49 metredir. Bu kemerlerden her biri, yukarıya doğru sırasıy-le altı, onbir ve otuz beş göz meydana getirir. Üst sırada, genişliği 1,20 metre, derinliği 1,45 metre olan ve çağlar boyunca biriken kalın kalker kalıntılarıyle daralmış kanal yer alır. Bu kanal, suyun güneşten ısınmasını ve buharlaşmasını önlemek için, ünlü mimar Vitruvius’un öğüdüne uyularak, baştan başa döşeme taşlarıyle kaplanmıştır. Düzenli mesafelerle açılmış aralıklar ise, havalandırmayı sağlıyordu.

    Sayısız turistin ziyaret ettiği, nice ressam ve yazarın eserinde yücelttiği Gard köprüsü, çevresindeki su, kayalıklar, ağaçlar ve çalılıklardan oluşan görünümle tam bir uyum içindedir. Bu bakımdan, tekniğin ve estetiğin ikili başarısı olmuştur.

    Teknik açısından, özellikle şunu belirtmek gerekir: Kemerler, köprünün oturması halinde zarar görmeyecek biçimde sıralanmıştır. Öte yandan, mimarın yeknesaklıktan ve tekrardan kaçınmak için, kemerlerin boyutlarını her katta değişik tutmaya dikkat ettiği belli oluyor. Üstünden yüzyılların akıp geçtiği bu taşlan altın sarısı köprü, bize, «işlevsel» ile «güzel»in böyleşine nasıl birleşebileceğini gösteriyor… Üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir örnek…

    Biliyor muydunuz?..

    İlkçağ’dan başlayarak, Mısır’da, Asur’da ve Yunanistan’da da, Roma’da olduğu gibi, pek çok yeraltı su kemeri yapılmıştır. Sıra kemerler, özellikle Roma çağında çoğaldı. Bunların her biri bir su haznesine, «castellum» adı verilen sarnıca açılıyordu.

    Çimento, daha Romalıjar devrinde vardı: Romalılar, kemerlerinin kanallarını çimentoyla kaplıyorlardı.

    Bu eserlerin yaratılması, kamu yararına istimlâkler yapılmasına yol açtı. Yapım işleri sona erince, kullanılmayan topraklar tekrar satılırdı.

    alıntı
0 0 0