Haber bültenlerinde çokça bahsedilen
ama hiç dokunulmayan
sabahı tamamlamadan geceye göçen çocukların
dalına kurşun yağdırılmasından bahsediyorum.
Uzun bir mektupta sevgilinin şerh düştüğü yürek kıvranması
Örtünmek için çırpınan bir kızın
karla karışık gözyaşları mesela
Yahut annemin babamın arkasından ettiği dualar!
Size denklemi taşıyan tufandan
kefene sarılmamış bedenin sıcaklığının adından
cenneti cinnetinden yırtan acıdan söz ediyorum!
Kadınların gözlerine ekilen buğdaylar hâlâ yemyeşil
hâlâ insanız, şeytan için bile bu böyle!
Nil’in kalbine bir akrep sokulurken
çöllerden saçlarımıza intihar yağıyor
Lohusa dünyanın nekahet vaktine hazırlanıyoruz
gül demeden çıkmayın!
Altımızdaki dağ taşıyamaz artık vicdanı
hadi yürüyelim,
yakaları yırtıla yırtıla gömleksiz kalanlara doğru
elimizde tutukluk yapmaktan yorulan bir mavzer
olmasın ne olur.
Evlerin ve kentlerin günahı bizden sorulurken
hâlâ rüya görebilmenin şehvetiyle tarazlanıyor uykumuz.
Bir çocuk: Van Gogh tablosunun köşesine sinmiş
Bir kadın: Acısı kendinden büyük bir ağıt için hazırlanmış
Bir adam: Cennete en kestirme yoldan varmanın telaşıyla, yaralı.
Sonra etimizden çıkarıp kamaları
saldırdık güneşi tükenmiş gövdelerin hançerelerine.
Bu yüzden yakışıklı sesimiz.
Toprağın doğurganlığına şehitler ekerek geçtik
nabzımızı tutan meydanların kuytusundan
acımızda yaprak kımıldamıyordu
tenhaydık ama yalnız değildik
biliyorduk, gökyüzü üstümüzde
yeryüzü öç almak için yanımızdadır.
Tenimizden hayat biçerek çoğalttık
yaşamanın kıyam telaşını
Lekesizdik, yağmur gelir daha da arıtırdı kalbimizi
Bir çocuğun ağzından duyduk ebabilleri ilkin
Gülümsedik, artık dünyayla ardışık sayı değildik
çünkü çocukların ağzında niyete dönüşüyordu her cümle:
Sabrediyor kuşlar
ebabil olmamak için.