Rasulullah'ın Ahlâkı Kur'an'dı Ya Bizim Ahlâkımız

Son güncelleme: 17.08.2013 13:52
  • Şüphesiz sen büyük bir ahlâka sahipsin.”(68 Kalem, 4)

    “Peygamberim, muhakkak ki sen bir huluk-i azîm üzeresin. Al-lah'ın istediği şekilde yaşaman, vahiyle birlikte hareket etmen ve insanların ıslahı adına onlardan gelecek tüm eziyetlere, tüm ya-lanlamalara, tüm alaylara katlanıp göğüs germen senin çok yüksek bir ahlâk sahibi olduğundandır. Çünkü zayıflar asla buna taham-mül edemezler.”

    Rasülullah (s.a.v.) Efendimize Rabbimizin izafe ettiği bu “Huluk-i Azîm” konusunda farklı şeyler söy-lenmiştir. Hz. Aişe annemizin ifa-de buyurduğu üzere “Rasülullah Efendimizin ahlâkı Kur'an'dı.” Öy-leyse bu Huluk-i Azîm'in mânâsı Kur'an'dır. Çünkü Allah'ın Rasûlü, onu sadece insanlara tebliğ et-mekle, sadece insanlara ulaştır-makla kalmamış, aynı zamanda onu bizzat kendisi yaşamıştır. İbni Abbas efendimiz de bu huluk-i azîm konusunda “Din” ifadesini kullanmaktadır. “Rasülullah' ın ah-lâkı diniydi, dinin ortaya koyduğu ahlâktı.”der. Çünkü Rasülullah'ı anlamak dini, Kur'an'ı anlamaktır; Kur'an'ı, dini anlamak da Rasü-lullah'ı anlamaktır. Rasülullah anla-şılmadan dinin de, Kur'an'ın da an-laşılması mümkün olmadığı gibi, din ve Kur'an anlaşılmadan da Ra-sülullah'ın anlaşılması mümkün değildir.

    İşte bu Allah'ın nimetleriyle, Allah'ın vahyiyle beraber olmanın, vahiyle hareket etmenin tezahürü sadece ahirette değil, aynı za-manda bu dünyada da görülecek-tir. Yani "Ben vahyi tanıyorum, ben vahiyle beraberim, benim hareket noktam vahiydir." diyen-lerin hayatlarına, ahlâklarına ba-kacağız. Eğer gerçekten Kur'an ahlâkıyla ahlâklanmışlarsa, Kur'an ahlâkının eseri varsa üzerlerinde, “Evet bu adam vahyi tanıyor, bu adam vahiyle hareket ediyor.” di-yeceğiz. Değilse yalancıdan baş-kası değildir o.

    Kimileri de bu huluk-i azîme “Kerîm, selim bir tabiat” demiş-lerdir veya azîm, önünde saygıyla eğilinen demektir. Herkesin önünde saygıyla eğildiği varlık demektir. Yani sev-sevme, kabul et-etme, iman et-inkar et fark et-mez ama o konu edildi mi, o gün-deme geldi mi, onun karşısında oldu mu kişi, kesinlikle saygı duy-mak zorunda, onun hakkını tes-lim etmek zorundaysa işte buna azamet diyoruz. Azîm, Allah'tır. Önünde herkesin saygıyla eğil-diği varlık Allah'tır. İşte peygam-berimizin de böyle yüce bir ahlâkı vardı ki, herkes, dost düşman onu kabul etmek zorundaydı. Onun içindir ki, Peygamberlik verilme-den önce bile ona "Muhammedü'l emin" demişlerdi Rasülullah Efen-dimize. Peki acaba Rasülullah'ın bu durumu doğuştan mıydı? Yani bu ahlâk doğuştan mı geliyordu? Evet. Ama sadece yaratılıştan gel-mekle sürdürülen bir özellik de-ğildi bu. Allah vergisi bir potan-siyel güçtü ve Rasülullah Efen-dimiz de bunu Allah'ın istediği bi-çimde geliştirmiş, şekillendir-mişti ki, buna da Kur'an'ın edebi diyoruz. Kur'an edebi olarak sür-dürülen bu ahlâka da İslam di-yoruz.

    Evet, ey Peygamberim! Hiç kuşkusuz sen, üstün bir hayat tar-zına, yüksek bir terbiye ve çok yü-ce bir ahlâka sahipsin. Allah sende bütün faziletleri ve olgunlukları toplamıştır... İlim, hilim, haya, iba-det, cömertlik, sabır, şükür, alçak gönüllülük, zühd, merhamet, şef-kat, iyi geçinme, edepli olma vb. güzel huy ve hoşa giden davranış-lar senin güzel ahlâkındandır. Şüphesiz sen Kur'an'ı en iyi ya-şayan örnek bir şahsiyetsin. Senin ahlâkın Kur'an'ın ta kendisidir. Her Müslüman senin ahlâkınla ah-lâklanmalıdır.

    Ahlâk kelimesi hakkında âlimlerinizin görüşlerini de söy-leyelim:

    1) Abdullah b. Abbas, Müca-hid, Suddi, Dahhak, İbn-i Zeyd, Rebi' b. Enes ve Ebu Malik'e göre ahlâk “Din” anlamındadır. Buna göre; “Ey Peygamberim, sen çok yüce bir din üzeresin.” demek olacaktır mânâ.

    2) Atıyye'ye göre “Edep” anlamındadır. Rasülullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Ben ancak gü-zel ahlâkı tamamlamak için gön-derildim.” Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/38; Muvatta, Hüsnü'l-Hulk 8) Bu cümlede iki anlam vardır. Birincisi; insanları hidayete götürebilmek için katlandığı bütün bu eziyetler yüksek bir ahlâk üzere olduğundandır. Aksi takdirde, zayıf ahlâklı olan bir insan bunlara tahammül edemez. İkincisi; Kur'an'ın yanında sırf senin bu yüksek ve temiz ahlâkın, kafirlerin sana delilik ithamlarında bulunmalarına karşı açık bir de-lilidir. Onların bu ithamları ta-mamen mesnetsiz bir yalandır, çünkü yüksek ahlâk ve delilik bir arada bulunamaz. Deli, aklî den-gesini kaybetmiş kimsedir. Öte yandan, bir kimsede bulunan yüksek ahlâk, o kişinin sağlam bir akıl ve fıtrata sahip olduğunun ve zihni dengesinin gayet yerinde olduğunun delilidir. Rasülullah'ın ahlâki meziyetlerinin Mekkeliler tarafından çok iyi bilindiği malum. Aslında buna işaret etmek yeter. Mekke'de bulunan her akıl sahibi insan, Rasülullah (s.a.v.) gibi yük-sek ahlâk sahibi bir kimseye mec-nun demenin ne kadar hayasızlık olduğunu düşünmek zorunda ka-lacaktır. Bu beyhûde ithamlar en sonunda Rasülullah (s.a.v.)'a değil bilakis kendilerine zarar verecek-tir. Muhalefetlerinin şiddetinden muhakemelerini kaybederek Ra-sülullah (s.a.v.) gibi bir insanı öyle şeyle itham ediyorlardı ki bunu hiçbir akıl sahibi düşünemezdi bile.

    Allah Rasülü'nün ahlâkını en güzel şekilde Hz. Aişe'nin şu sözü tarif etmektedir. "Onun ahlâkı Kur'an idi." ( Müslim, Müsafirin 139)

    Bunun anlamı şudur: Rasülul-lah (s.a.v.) yalnızca Kur'an'nın tali-matlarını insanlığa tebliğ etmekle kalmamış, o talimatları kendi za-tında da tatbik ederek buna örnek olmuştur. Eğer Kur'an bir şeyin yapılması için emir vermişse onu ilk önce kendi nefsinde uygulamış ve eğer bir şeyden menetmişse gene en fazla kendisi o şeyden sakınmıştır. Kur'an'ın fazilet olarak saydığı sıfatlarla muttasıf, kötü saydığı sıfatlardan da kendini uzak tutan idi. Başka bir rivayette yine, Hz. Aişe şöyle anlatıyor: "O hiçbir zaman kendi hizmetinde bulunan birisini dövmemiş, hiçbir zaman bir kadına el kaldırmamıştır. Allah için cihaddan başka hiçbir yerde hiçbir zaman kimseye eliyle dahi vurmamıştır. Kendisi için kimse-den intikam almamıştır. Fakat eğer bir kimse Allah'ın koymuş olduğu hudutları aşmışsa o zaman sadece Allah'ın rızası için ondan intikam almıştır. İki yoldan kolay olanı seçmek onun sünnetiydi. Ne var ki, kolay olan günah ise müstesna, o zaman ondan en uzak kalan O olurdu." (Müsned-i Ahmed)

    Hz. Enes (r.a.) diyor ki: "Ben Allah Rasülü'nün on sene kadar hizmetinde bulundum. Hiçbir za-man öf dememiş, hiçbir zaman bana "Bunu niye yaptın, bunu niye yapmadın?" dememiştir." (Buhâri ve Müslim)

    Peki acaba Rasülullah Efendi-mize lütfedilen bu ahlâk bizde de var mı? Yani bize de veriliyor mu bu ahlâktan? Elbette bizde de vardır ama bizim sorumluluğu-muz kadar. Yani yalan söyleme-meye, iffetli olmaya, namuslu olmaya, hakkı temsil edebilmeye, hak uğruna can verebilmeye, hak-kı ikame edebilmeye, namaz kıla-bilmeye, oruç tutabilmeye, cihad edebilmeye bizler de hazır yara-tılmışızdır. Bu potansiyel, şüphesiz bizlerde de vardır. Ya da aksini söylersek, harama meyletme-meye, içkiye, zinaya, kumara, fa-ize bulaşmamaya. Şeytandan ya da Adem'den yana olmaya, iman-dan ya da küfürden yana tercihte bulunmaya hazır yaratılmışızdır ama bu yaratılışımızı, bu fıtratı-mızı, bu karakterimizi Kur'an'a kanalize edebilirsek, İslâm'la şe-killendirebilirsek, işte bu da bizim dinimiz olacaktır.

    (ali küçük)
#17.08.2013 13:52 0 0 0