Bizler Hz. Âdem'in çocuklarıyız. Nitekim Allah Teâlâ bunu şöyle ifade eder: "Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının! (1) Dolayısıyla aklı selîm bir insanın diğer insan kardeşlerinin kurtulmasını arzu etmemesi düşünülemez. Bir kişinin ihyası dünya ve içindekilerden hayırlıdır.(5 Maide, 32) Rabbimizin cenneti gelmiş geçmiş tüm insanları kuşatacak şekilde tasarladığına inanıyoruz. Oraya giren her bir insan bir başkasının yerini daraltmış değildir.
Cennete girme veya -Allah korusun- girmemeye ancak Allah karar verir. Cennet ve cehennem Allah'ın mülküdür. Oraya girme özelliklerini Allah tayin eder. Cennete girme hususunda tekelci bir yaklaşıma sahip olanların Yahûdî ve Hıristiyanlar olduğunu Kur'ân-ı Kerim haber vermektedir: "Yahudi veya Hıristiyan olmayan kimse elbette cennete girmeyecek dediler." (2)Yani Yahudîler yalnızca kendilerinin cennete gireceğini, Hıristiyanlar da yine yalnızca Hıristiyanlık dinine mensup olanların cennete gireceğini iddia ettiler. Allah Teâlâ ise her iki grubu da yalanladı. Bu onların bir hüsn-ü kuruntusudur. Sen de onlara: “Eğer sahiden doğru söylüyorsanız delilinizi getirin.” de. (3) buyurmaktadır. Yani Allah'ın cenneti diğer insanlara değil, yalnızca size tahsis ettiğine dair apaçık delil ve burhanlarınızı getirin. Eğer “Cennete Yahudi ve Hıristiyanlardan başka hiç kimse giremez.” iddianızın doğru olduğunu düşünüyorsanız delilinizi gösterin buyrulmaktadır. Dolayısıyla Kur'ân-ı Kerim nassının da açıkladığı üzere, bu iddianın sahipleri, Müslümanlar değil, Yahudi ve Hıristiyanlardan oluşan ehli-i kitaptır.
Cennete girmenin Kur'ân'da belirlenen ve mutlaka uyulması ve yerine getirilmesi gereken birtakım şartları vardır. Malum olduğu üzere Kur'ân-ı Kerim'imiz güneşin gün ortası parlaklığı kadar açık ve nettir. Kur'ân-ı Kerim, gerek Hz. İsa'nın, gerek Hz. Muhammed(s.a.v.)'in ve hatta bütün peygamberlerin (s.a.v.) diliyle, cennete girmek için birtakım şartlar belirlemiştir. Bu şartları şöyle sıralamak mümkündür:
1. Allah'a, kitaplara, peygamberlere, (Diğer peygamberler göz ardı edilemediği gibi, Hz. Muhammed'in peygamberliği asla göz ardı edilemez) ahiret gününe, kitaplara (Tevrat, Zebur, İncil'e iman şart olduğu gibi, Kur'ân-ı Kerim'in getirdiği her şeye, tahrif etmeden, saptırmadan ve değiştirmeden, “işittik ve iman ettik” teslimiyetiyle inanmakta şarttır.) Nitekim Allah Teâlâ bunu şöyle açıklar: “Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de (iman etti-ler). Her biri:' Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler. Allah'ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız. İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, affına sığındık! Dönüş sanadır.' dediler." (4)
Peygamberler arasında ayrım yapmanın manası, onların bazılarına inanıp bazılarına inanmamaktır. Nitekim Allah Teâlâ başka bir âyette bunu şöyle açıklar: “O kimseler ki ne Allah'ı tanırlar ne rasûllerini ve o kimseler ki Allah'ı tanıdığını iddia edip rasûllerini tanımayarak, Allah ile elçilerini birbirinden ayırmak isterler. Ve o kimseler ki rasûllerin bazısına iman ederiz, bazısını reddederiz.” derler ve böy-lece îmân ile küfür arasında bir yol tutmak isterler. İşte bunlar gerçek kâfirlerin ta kendileridir."(5) Bütün müfessirlere göre bu âyeti kerîme Yahûdi ve Hıristiyanlar hakkında nâzil olmuştur. Çünkü peygamberlerin bir kısmını kabul edip bir kısmını reddedenler onlardır; Yahudiler Hz. Musa'ya iman ederken Hz. İsa ve Hz. Muhammed'i inkâr etmekte; Hıristiyanlar ise Hz. İsa'ya iman ederken Hz. Muhammed'i reddetmektedirler. Bu yüzden Allah Teâlâ işte bunlar gerçek kâfirlerin ta kendileridir, buyurarak onların hepsinin kâfir olduğuna hükmetmiştir. Yahudî ve Hıristiyanların kâfir olduğu kesin âyetlerle sâbittir.
Yukarıda da belirttiğimiz üzere mezkur âyet-i kerîme dinsizlerle ve müşriklerle değil, ehl-i kitâb ile ilgilidir. Bu konuda Mevdudi "Şu insanların hepsinin aynı seviyede kâfir olduğunda şüphe yoktur: Allah ve rasûlünü inkâr edenler, Allah'ı kabul edip rasûlünü inkâr edenler, rasûllerin bir kısmını kabul edip, bir kısmını reddedenler... Böyle insanların hepsi apaçık kâfirlerdir."
Allah, Rahman ve Rahim olduğu için kendisine ve rasûllerine inanan kimselerin amellerinin değerlendirilmesinde çok bağışlayıcı olacaktır ve böyle kimselere bir zorluk olmayacaktır. Bu, Medineli Yahudilerin garip dileklerinden biri idi. Hz. Peygamber (s.a.v.)'e şöyle demişlerdi: "Sen gökten yazılı bir kitap indirmedikçe veya bu konuda her birimize gökten 'Muhammed (s.a.v.) bizim rasûlümüzdür, O'na inanın' diye bir emir gelmedikçe senin Peygamber olduğuna inanmayacağız."
Yahudi ve Hıristiyanların cennete gireceğine kanaat getirenlere soruyoruz: Yahûdi ve Hıristiyanlar Hz. Muhammed'in peygamberliğine imân etmekte ve Kur'ân-ı Kerîm'e inanmakta mıdır? Eğer cevapları “evet”se Kur' ân-ı Kerîm'in onlarla savaşılmasına yönelik hükümleri ve onların küfür ve sapkınlık içinde olduklarını belirten âyetleri nasıl açıklanacaktır? Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Kendilerine kitap verilenlerden oldukları halde, Allah'a da, âhiret gününe de îmân etmeyen, Allah'ın ve rasülünün haram kıldığını haram tanımayan, hak dinini (İslâm'ı) din olarak benimsemeyen kimselerle zelil bir vaziyette tam bir itaatle, cizye verinceye kadar savaşın.”(6)
Biz Müslümanlar, kıldığımız namazların her rekatında Fâtiha sûresini okuruz ve bu sûrede “Nimet verdiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil” âyeti vardır. Hz. Peygamber (s.a.v.) buradaki “gazaba uğrayanları” Yahûdiler; “sapkınları” ise Hıristiyanlar olarak tefsir etmiştir. Takdir edersiniz ki, Hz. Peygamber'in bu tefsirinden sonra artık kimseye söz düşmez. (7)Kur'ân-ı Kerim'de Yahûdi ve Hıristiyanları cehennem konusunda müşriklerle eş tutan bir çok âyet vardır: “Gerek Ehl-i kitaptan, gerek müşriklerden olan kâfirler, hem de devamlı kalmak üzere cehennem ateşindedirler. Onlar bütün yaratıkların en şerlisidirler.” (8)“And olsun ki, Allah üçten biridir diyenler kâfir olmuştur.” (9)Yine Hıristiyan ve Yahûdilerle ilgili şöyle buyurulur: “Yahudiler ve Hıristiyanlar Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz dediler. De ki: Öyleyse günahlarınızdan dolayı size niçin azap ediyor?” (10)
Bütün bu âyet-i kerîmeler, Yahûdi ve Hıristiyanların küfür içinde olduğunu açık bir şekilde belirtirken ve onlar Allah'ı ve Rasûlü'nü yalanlayıp dururken ve hak dîni kabul etmezken biz onların îmân sahibi olduklarına ve cennete gireceklerine nasıl hükmedebiliriz? Üstelik Allah Teâlâ Hz. Îsâ'nın diliyle şöyle buyurur: “Oysa Mesih, Ey İsrail oğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin; kim Allah'a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram eder, varacağı yer ateştir, zulmedenlerin yardımcıları yoktur."dedi. (11)
Kur'ân-ı Kerim onların küfrettiğini, İsa'yı ilahlaştırdıklarını veya Üzeyr'in Allah'ın oğlu olduğunu veya üçün üçüncüsü olduğunu öne sürerek Allah'a ortak koştuklarını anlatmaktadır. Günümüz Yahudi ve Hıristiyanları içinde Hz. Muhammed (s.a.v.)'in peygamberliğine iman eden ve Kur'an'ın doğruluğuna inananlar var mıdır? Böyle birileri varsa bunlar nerede yaşamaktadır? Yahûdi veya Hıristiyan olup da Yahûdîlik veya Hıristiyanlık dinine bağlı kalan, Allah'ın cennete girmenin şartı olarak belirlediği bütün kitaplara ve peygamberlere îmân eden bir kişiyi bize gösterebilir misiniz ki onun ehl-i îmândan olduğunu kabul edelim? Eğer böyle biri yoksa bu meyanda söylenilen bütün sözler birtakım hayal ve rüyalar olmaktan öte bir anlam ifade etmeyecektir.
Cennete girmek için Hz. Muhammed (s.a.v.)'e iman etmek ve ona tâbi olmak şarttır. Cennete girmenin olmazsa olmaz şartı, Hz. Muhammed (s.a.v.)'e iman etmek ve Allah'tan getirdiği her şeye tâbi olmaktır. Daha önce de belirttiğimiz üzere ne Hıris-tiyanlık inancının lideri Vatikan'daki büyük Papa, ne de en alt seviyedeki bir papaz ya da haham, yani Yahûdi ve Hıristiyanlardan hiç kimse peygamberimizin ve Kur'ân-ı Kerim'in hak olduğuna inanmamaktadır. Bütün Yahûdi ve Hıristiyanlar Hz. Muhammed'in peygamberliğini yalanlamaktadır. Farz-ı muhal kabilinden bir an için onların Hz. Muhammed (s.a.v.)'in peygamberliğine inandıklarını, Mesih'in ilahlığını, rablığını ve Allah'ın oğlu olması şeklindeki inançlarını tashih ettiklerini düşünsek bile bu yeterli değildir. Mutlaka, Hâtem ul-Enbiyâi ve'l-Murselîn olan Hz. Muhammed (s.a.v.)'e tâbi olmaları ve onun getirdiği dine ters düşen dinî terk etmeleri gerekir ki bu Allah Teâlâ'nın yüce kitabında zorunlu kıldığı bir şarttır. Şurası kesin bir vakıadır ki, Hz. Peygamber Yahûdi ve Hıristiyanların öne sürdüğü gibi sadece Araplara değil, bütün beşeriyete gönderilmiştir. Yahudi ve Hıristiyanlarla Hz. Peygamber'in risâletiyle ilgili tartışmalarımızda kendilerine apaçık deliller getirdiğimizde, “O Arapların peygamberidir, dolayısıyla ona tâbi olmak bize vacip değildir." derler. “Ey Rasûlüm! Biz seni bütün insanlığa rahmetimizin müjdecisi, azabımızın uyarıcısı olarak gönder-dik.” (12)“Ey insanlar! Ben sizin hepinize Allah tarafından gönderilen Peygamberim.”(13) âyetleri sebebiyle Hz. Muhammed (s.a.v.)'in peygamberliğinin umûmî olduğunu hiç kimse inkâr edemez. O halde Hz. Peygamber bütün insanlığa gönderilmişse ona tâbi olmanın vacip olmadığı nasıl söylenebilir?
İşte durum gösteriyor ki günümüzdeki Yahudi ve Hırıstiyanların cennete giremeyeceğine yüzlerce Kur'an'da deliller vardır. Bu konuda iyi niyet beslemek Allah'ın iradesine karşı gelmektir. Allah'ın iradesine karşı geleni Rabbimizin cennetine koymayacağı açıktır. Allah safdillik edenlere basiret ve feraset versin.