Gün bitti...
Düştü siyahlığı omuzlarıma akşam alacasının
Seni yürüyorum kaldırımların esmerleşen teninde
Beynime emanet adını, voltalarıma yazıyorum Şimdi;
Senli geçmiş zamanımın krokisini çıkarıyorum
Kaldırımlaşan sıra sıra parkelere Ömrümü belirleyen bir zaman dilimi oluyorsun
Ve silmeyi tasarladığım geçmişimin
Ne kadarını taşıyabileceğimi düşünüyorum geleceğime Seni düşü(nü)yorum
Bilmiyor(mu)sun? Ben ilk kez korkuyorum
Karanlık kokan firkat dolu sokaklardan... Ne çok alışmışım öyle, gülüşünde ki kalabalığa
Sahi, korkar mıydım karanlığa yürümekten? Meğer ne çok sen olmuşum böyle Sevgili;
Bende kalan seni alır mısın içimden?
Yoksa öldürecek beni bu tenha telaşım
Öyle sitemkâr bakma yüzüme benim
Kendi faniliğimden değil Seni ölmekten korkuyorum Hissetmek isterken delice
Anlasana... Ve gece...
Başladı yine gün doğumu, şairlerin sancılı mısralarına
-her dizede intiharla örülü ölümbaz imtihanlar...-
Olmasam da şair
Bol ağrılı cümlelerim var yalnızlığa büyüttüğüm,
Sana dair tüketemediğim anlamlarım var... Yazmak için ant içen kalemimden kâğıda dökülenler
Yaralı kalbimin kanından sızan sözlerdir...
Şimdi. Düş zapta, sevdaya bulaşan efkârımı
Ve koy noktasını imlası bozuk aşkımızın son satırına... Galiba vaktimiz doldu, elde var gitmek...
Vira bismillah... Artık yolcu yolunda gerek...