İngiltere, Bristol Universitesinden psikiyatr uzmanı Jonathan Evans’a göre, çoğu doktor hamilelik sonrası yaşanan depresyon konusunda uzmanlaşırken, hamilelik sırasında depresyon geçirilebileceğini göz ardı ediyor.
Doktorların çoğu için hamilelik sırasında depresyon bir sürpriz, çünkü hamileliğin depresyonu engellediğini düşünüyorlar. Aslında yanılmıyorlar, çünkü birçok hamile kadın kendini duygusal açıdan bu dönemde çok mutlu ve huzurlu hissediyor. Ama yapılan araştırmalar %10’dan fazla kadının bu süre içinde depresyona girdiğini kanıtlıyor.
Daha önce yapılan araştırmalarda depresyonun ve endişelenmenin bebek üzerinde olumsuz etkileri olduğu saptandı. Bunlar arasında düşük kilolu bebekler, erken doğum ve alınan depresyon ilaçlarına bağlı olarak da birçok diğer bozukluklar ortaya çıkabiliyor.
Uzmanlar bebeğin doğumundan bir kaç gün sonra yaşanan depresyonun daha ağır olduğunu söylüyorlar. Hatta ‘pospartum psychosis’ denen çok ciddi bir beyinsel hastalık, her 1000 kadından birini etkileyebiliyor ve bu kişilerin bebeklerine zarar verebiliyor. Bu rahatsızlık doğumu takip eden ikinci hafta ile 1 ay arasında görülebiliyor.
Doktor Evans hamilelik sonrasında yaşanan depresyonun diğer zamanlarda yaşanabilecek depresyondan bir farkının olmadığını söylüyor. Her kadın hayatının bir döneminde bunu yaşayabiliyor, hamileler de öyle. Doğumdan hemen sonra başlayan bu durum bebek 8 haftalık oluncaya kadar sürebiliyor.
Uzmanların uyardığı bir diğer konu ise genç annelerin bu tür depresyonlara daha fazla yakalandıkları ve sonuçlarının çok ciddi boyutlara ulaşabildiği konusunda. Onların tavsiyesi doğum yapan kadınları anlayışla karşılamak, onlara sevgiyle yaklaşmak ve aile için önemlerini vurgulamak yaşadıkları buhranları bir ölçüde azaltabiliyor. Buradaki en büyük görev de tabii ki eşlere düşüyor.
Erkekler Depresyona Karşı Daha Dayanıklı
Stresli bir dönemin ardından depresyon gelişebiliyor. Kadınlar erkeklere oranla daha sık depresyon yaşıyor, çünkü daha yoğun stres altında kalıyorlar.
Yapılan araştırmalara göre, erkekler kadınlar kadar stresli durumlarla karşılaşmıyor. Araştırmada, kadın ve erkek olmak üzere iki gruba aynı sorular sorulmuş. Yaşanan stress sıklığında hemen hemen hiç fark yokmuş, ancak buna rağmen kadınlar daha fazla depresyona giriyormuş. Bunun sonucunda da, erkeklerin yapısal olarak depresyona karşı daha dayanıklı olduğu anlaşılmış.
Kadınların stres faktörleri arasında çoğunlukla arkadaşlarını kaybetme, arkadaşlarıyla problem yaşama ve sevdiklerinin hastalanması yer alıyor. Erkekler ise genel olarak işlerindeki problemler ve para meseleleri yüzünden strese giriyor. Ayrıca erkeklerin öncelikli depresyon sebepleri arasında ilişkilerinin sona ermesi ve işten kovulma sıralanabiliyor.