İstanbul Depreme Hazır mı

Son güncelleme:
  • Gerekli tedbirler alınmazsa bir dahaki sefere her şey çok daha kötü olabilir. İstanbul bir depreme hazır değil. Eğer merkez üssü İzmit olan 17 Ağustos’taki deprem İstanbul’da gerçekleşmiş olsaydı ölü sayısı 40 binin rahatlıkla üç dört katı olacaktı. 1997 yılında, Türk ve Amerikalı jeologların yaptıkları araştırmalarda, 1500 kilometrelik Kuzey Anadolu Fay hattı üzerinde 6.7 şiddetinin üzerinde görülen 10 depremin, batıdan doğuya doğru ilerlediği, her depremin bir sonraki sarsıntının olduğu fay bölgesindeki gerilimi arttırdığı tespit edildi.
    ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi’nden Ross Stein ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Aykut Barka’nın başkanlığını yaptığı ekip, o tarihte İzmit Körfezi’nin en savunmasız yer olduğu sonucuna vardı. Bu tahminleri 17 Ağustos’ta doğrulandı. Stein, elde ettikleri sonuçların depremlerin birbirini tetiklediği gerçeğini ortaya koyduğunu söylüyor. Stein’e göre şiddetli bir depremden sonra, Kuzey Anadolu Fay hattının, bu depremin batısında kalan bölümünde büyük bir deprem gerçekleşme ihtimali üç kat artıyor.
    ABD’deki Massachussets Teknoloji Enstitüsi’nde Jeofizik Ana Bilim Dalı öğretim üyesi olarak görev yapan Prof. Dr. Nafi Toksöz’e göre de Kuzey Anadolu Fay hattında şimdiye kadar görülen depremlerin izlediği güzergah ve gelişime bakıldığında ibre şimdi son depremin merkez üssünden yaklaşık 100 kilometre uzaklıktaki İstanbul’u gösteriyor. Toksöz, İzmit’in batısında İstanbul’un da içinde bulunduğu bölgede büyük bir sismik boşluk olduğunu belirtiyor. Buna göre bu alanda Richter ölçeğine göre 7 şiddetinden büyük bir depremin görülmesi için bütün bileşenler hazır.

    FARKLI GÖRÜŞLER
    Bununla beraber bütün jeologlar Prof. Toksöz’le aynı fikirde değil. Cambridge Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan jeofizik uzmanı Dan McKenzie’ye göre ise İzmit depreminin İstanbul’a yakın fay hatlarını tetikleyeceğini kesin olarak söylemek mümkün değil. McKenzie dünyada başka hiçbir fay hattının Kuzey Anadolu Fay hattının izlediği gelişimi göstermediğini belirtiyor. Bu yüzden depremlerin birbirini izlemesinin sadece bir tesadüf olabileceğini düşünüyor.
    Oysa Stein depremlerin izlediği basit yolun fay hattının kendine özgü geometrisinden kaynaklandığı inancını taşıyor. Kuzey Anadolu Fay hattı, diğer fay hatlarından büyük ölçüde izole olmuş bir vaziyette batıya doğru düzgün bir şekil çiziyor. Bu durum her deprem sonrasında fay hattının diğer kısımlarına gerilim (stress) transferi olmasını kolaylaştırıyor.
    Ve bir başka teori
    Londra’daki Brunel Üniversitesi’ne bağlı Neotektonik Araştırma Merkezi’nden Iain Stewart’a göre ise İzmit depremi İstanbul’a büyük bir zaman kazandırdı. Bu teoriye göre İstanbul’da tehlike bitmiş değil ama şehrin “infaz süresi” uzamış durumda. Stewart İstanbul’da bir deprem ihtimalinin “kaçınılmaz” olduğu düşüncesini taşıyor. Fakat 17 Ağustos’taki deprem, İzmit’in batısındaki (İstanbul’a yakın) değil doğusundaki fay hatlarındaki gerilimi arttırdı. Stewar bunun ispatı olarak da İzmit depreminden sonra görülen artçı şokların büyük kısmının depremin merkez üssünün doğusunda gerçekleşmesini gösteriyor.
    Prof. Nafi Toksöz bu teoriye karşı çıkıyor ve artçı şokların izlediği seyirle bir sonraki depremin nerede olacağı arasında hiçbir ilişki bulunmadığını iddia ediyor. Bütün bu bilgi karmaşası içerisindeki İstanbul’lular nefesini tutmuş bekliyor. 1923 yılında Tokyo’yu vuran depremden bu yana nüfusu beş milyonu aşan büyük bir şehirde şiddetli bir deprem yaşanmadı. Yani o tarihten bu yana hiçbir büyük şehir bir depremin merkez üssü olmadı. O deprem Tokyo’da 140 bin kişinin ölümüne sebep olmuştu ve Tokyo’nun nüfusu şimdiki İstanbul’un yarısı kadardı.

    İnşaat demirlerine dikkat
    İnşaatların diğer bütün malzemeleri gibi özellikle demirin de TSE belgeli olanlarının kullanılması gerekiyor. Zaten yasal olarak Türk Standartları Enstitüsü’nün 1996 tarihinde belirlediği TS 708 Beton Çelik Çubukları standardı “mecburi” tutulmuş durumda. Yani TSE tescili olmayan bir üreticinin inşaat demiri satması yasak. TSE belgeli olmayan demirlerin büyük çoğunluğu hurdaya çıkmış yorgun raylardan ya da gemi saçlarından yapılıyor ve şiddetli sarsıntılarda hemen kırılıyor. Böylece depremden korunmak için kolonların ya da kapı kirişlerinin altına girenlerin kurtulma şansı neredeyse sıfıra iniyor.

    Güneş tutulması ile depremler arasında bir ilişki var mıdır? Bu konu bilimadamları arasında tartışma konusu. (Mesele deprem olunca bilimadamlarının pek anlaşamadıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz sanırım). 17 Ağustos depremini izleyen günlerde konu ile ilgili ilk tespitlerden biri Atatürk Üniversitesi Deprem Araştırma Merkezi Müdürü Yrd. Doç. Dr. Salih Bayraktutan’dan geldi. Bayraktutan açıkça depreme güneş tutulmasının sebep olduğu görüşünü savundu. Buna göre 11 Ağustos tarihinde Türkiye’den de izlenebilen güneş tutulması sebebiyle gök cisimleri birbirini etkiledi ve ani ısı kaybı sonucu yeryüzü ve yeraltındaki hareketler hızlandı.
    Güneş tutulmasından 2 saat sonra Marmara Denizi’nde med-cezir (gel-git) olayının yaşandığını belirten Bayraktutan’a göre, 6 gün sonra aynı bölgede depremin yaşanması bir tesadüf değildi. Ay ve güneş aynı hizaya geldiği anda yeryüzünde ani ısı değişimi oldu ve ileri boyutta bir çekim gücü oluştu. Bunun sonucunda sular çekildi ve fay hattı bulunan bölgelerde büyük parçalanmalar meydana geldi. Güneş tutulması anında dünyadaki med-cezir olayları daha çok arttı.

    ALEVLER İÇİNDEKİ AY
    Tutulmanın en iyi izlendiği Türkiye’de ay ve güneşin çekim güçlerinin etkisiyle üzerinde bulunduğu fay hattını parçaladı ve bu deprem yaşandı. Özetlersek Bayraktutan’a göre ani ısı değişimi ve çekim gücünün yeraltındaki hareketliliği etkilemesi depremin meydana gelmesine sebep oldu. Bununla beraber eski metotları kullanarak deprem tahmini yapan uzmanlar da bulunuyor. ABD’li Michael K. Lee bu kişilerden biri. Aslında din öğretmeni olan Lee, Hawaii yerlilerinin bazı inanışlarını inceleyerek, depremlerle ilgili çeşitli sonuçlara ulaştı. Yerliler, gözyüzünde “Pele” dedikleri bir şeyi gördüklerinde, volkanların patladığını, depremler olduğunu söylüyorlardı. Yerli dilinde “Hina ike ahi” de denilen bu doğa olayının anlamı, “alevler içindeki ay”dı. Lee, Hawaii yerlilerinin güneş tutulmasını izleyerek, depremi tahmin etmek için bir metod kullandıklarını tespit etti. Bu yöntemi bir astronomi programı yardımı ile bilgisayar ortamına aktararak tahminlerde bulunmaya başladı.
    Elde ettiği sonuçları tarih, yer ve şiddet vererek bir gün sınıfta tahtaya yazıyor. Öğrenciler ilk önce bunun şaka olduğunu zannediyor fakat yazılan tahminlerin bazılarının tuttuğunu görünce tam anlamıyla şok oluyorlar. Lee’nin 1996 yılından bu yana yaptığı tahminlerin yüzde 40’ının tuttuğu belirtiliyor. Lee, ay tutulmasının da depremlerin işaretçisi olduğunu fakat güneş tutulması kadar kesin sonuç elde edemediğini söylüyor.

    BİLİM DÜNYASI ŞAŞKIN
    Buna benzer birçok şeye olduğu gibi Lee’nin metoduna da bilimsel çevrelerde şüphe ile yaklaşılıyor.
    Lee ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi ile temasa geçmeye çalışsa da ilgi görmemiş. Fakat Lee’nin teorileri popüler bir televizyon programında geniş bir şekilde ele alınınca iş değişiyor. Lee şu an dünya çapında büyük ilgi görüyor. Gök olayları ile yer sarsıntıları arasındaki ilişkinin araştırılması gerektiğini söyleyen Lee, güneş ve ay tutulmalarının tektonik levhalar ve fay hatları üzerindeki etkisinin incelenmeyi hakettiğini düşünüyor.
    Lise öğretmeni olan Lee, deprem tahminleriyle sadece boş zamanlarında uğraşıyor. Yine Lee’nin listesinde 1999 ve 2006 yılında Türkiye’de deprem olacağının yazdığı ifade ediliyor.
    İstanbul’da meydana gelen büyük depremlerden biri 1509 yılında olmuştu. Aynı yıl Halley Kuyruklu Yıldızı’nın da izlendiği biliniyor. 11 Ağustos’taki güneş tutulmasından bir hafta sonra İzmit depremi oldu. Türkiye’nin 29 Mart 2006’da bir kez daha güneş tutulmasına şahit olacağını hatırlatıp bu konuyu geçelim.

    Garip ama gerçek...
    * 26 Şubat 1979’da Pasifik Okyanusu’nun kuzey batısındaki St. Helens volkanının bulunduğu yerde güneş tutulması oldu, 15 ay sonra volkan patladı. 30 Mayıs 1984’de Meksika’da ay tutulması yaşandı ve yaklaşık 15 ay sonra 19 Eylül 1985’te Meksika’da büyük bir deprem yaşandı.

    * Yine on yıl sonra 10 Mayıs 1994’de Kuzey Meksika’da güneş tutulması görüldü ve yaklaşık 15 ay sonra 14 Eylül 1995’te Meksika şiddetli bir depremle bir kez daha sarsıldı.

    Felaketin faturası hedef küçülttürdü
    Bölgedeki sanayi tesislerimizin büyük çoğunluğu fazla hasar almadan bu faciadan kurtulmuş olsa da belini doğrultmaya çalışan ekonomimiz büyük bir darbe aldı

    Depremler ekonomik boyutları açısından da büyük zararlara sebep oluyor. Mesela,1994’te ABD’nin California eyaletinde meydana gelen deprem, 50 milyar dolarlık ekonomik kayba yol açarken, 1995’te Japonya’nın Kobe şehrindeki deprem 200 milyar dolarlık zarara uğratmıştır. Yaşanılan son depremin Türkiye’ye faturası ise İTO Başkanı Mehmet Yıldırım’a göre 10 milyar doları, TUSİAD Başkanı Erkut Yücaoğlu’na göre de 20 milyar doları bulabilir. Yine ABD’li uzmanlar tarafından hazırlanıp Ankara elçisi Mark Parris tarafından onaylandığı belirtilen bir başka rapora göre ise Türkiye’nin deprem felaketinde uğradığı zarar 4 ile 7 milyar dolar arasında değişiyor.

    ENFLASYON BİLDİĞİNİZ GİBİ
    Depremin ekonomiye görünür en büyük etkisinin düşme eğilimindeki enflasyonun özellikle kamu harcamalarının artmasıyla yeniden yükselişe geçmesi olacağı belirtiliyor. Ekonominin bilinen sarmalın içine düşmesi işten bile değil; deprem bölgelerini onarmak için artan kamu harcamaları bütçe açığını da artıracaktır. Yine kamu harcamalarının finansmanı için iç borçlanmaya yüklenileceğinden faizler de artacaktır.
    Onbinlerce kişinin evsiz kalması özellikle İstanbul ve çevresinde kira ücretlerini şimdiden yukarılara çekti bile. Bölgedeki sanayinin pek fazla zarar görmemesi (görenlerin de büyük ölçüde sigortalı olması), fabrikaların pek yakın zamanda yeniden üretime geçebilmelerini sağlayacak. Bununla birlikte ilk aylarda hissedilecek enerji eksikliği ve özel sektöre ait imalat sanayi tesislerinin büyük tahribata uğramamasına rağmen, çalışanların birçoğunun maddi ve manevi kayıplara maruz kalması üretimde düşüşler yaşanmasına sebep olacaktır. Bütün bunlar büyüme hızını da belli ölçüde düşürecektir.
    Öte yandan gözlemciler, acil para ihtiyacı olan Türk hükümetinin deprem koşulları yüzünden daha az talepkar davranacağı sanılan IMF ile hemen bir stand-by anlaşmasına gideceğini vurguluyorlar.
0 0 0
  • HASARLARI AZALTABİLİRİZ
    Depremleri önleyemeyiz, ama yol açtıkları hasarları büyük ölçüde azaltabiliriz. Bunun için en başta depremlerin zararlarını azaltmaya yönelik araştırma gruplarının oluşturulması ve finanse edilmesi gerekiyor. Bu şekilde özellikle Marmara Bölgesi’nin yerleşim alanlarındaki zeminlerin depreme dayanıklılıklarının ve yerleşime uygunluğunun tespiti yapılabilir. Böylece Türkiye’nin can damarı sayılabilecek sanayi ve endüstriyel tesislerin büyük bölümünün birinci dereceden deprem bölgelerinde hem de zayıf zeminler üzerinde kurulmuş olması yanlışlığına düşülmez.

    Deprem Vergisi ertelendi ama...
    Deprem ertesinde hükümetin bütçe plan komisyonunda görüşmeye açtığı ‘deprem vergisi’ ciddi tartışmalara yolaçtı. Ek vergiyle ilgili taslağın Meclis’te onaylanması, Meclis Plan Bütçe Komisyonu’ndaki görüşmelerden sonra ertelendi. Ertelemenin birçok sebebi bulunuyor. En başta kamuoyunun gösterdiği tepki geliyor. Yine ek verginin oranını belirleyebilmek için deprem hasarının faturasının ve bütçeye maliyetinin kesin verilere dayanması gerekiyor. İç ve dış yardımların ulaşacağı toplam miktar da bilinmiyor. Vergi ertelenerek gönüllü bağışların da önü kesilmemeye çalışıldı. Yalnız ertelemenin sadece iki ay için olduğunu hatırlatmakta yarar var. Ekonomistlerin büyük çoğunluğu hükümetin ‘deprem vergisi’nden vazgeçeceğini zannetmiyor.
    MEKSİKA
    Meksika’yı 1985 Eylül’ünde vuran şiddetli deprem, büyük hasara yol açtı. Şehirdeki binaların birçoğu yerle bir olurken, 30 bin kişi evsiz kaldı ve 7 bin kişi öldü.

    ABD
    Alaska’da 1964’te meydana gelen Richter ölçeğine göre 8.6 şiddetindeki deprem, Kuzey Amerika’da görülen en şiddetli depremlerden biriydi. Birçok köprü yıkıldı ve yollar kullanılamaz hale geldi. Buna rağmen sadece 131 kişi öldü.

    ABD
    Loma Prieta Depremi olarak adlandırılan Ekim 1989’da ABD’nin San Francisco şehrinde meydana gelen 7.1 şiddetindeki depremde bütün büyük köprüler ve birçok ev yerle bir oldu.

    JAPONYA
    Japonya’nın Kobe şehrinde Ocak 1995’te meydana gelen deprem, 1923’ten sonra ülkede görülen en yıkıcı sarsıntılardan biriydi. Depremle birlikte başlayan ateş kasırgası Kobe’yi tanınmaz hale getirdi, 5 bin kişi öldü, yüzbinlerce kişi de evsiz kaldı.

    ERMENİSTAN
    Ermenistan’ın en büyük ikinci şehri olan Leninakan (şimdiki adı Gümrü) 1988’in Aralık ayında büyük bir depremle sarsıldı. Deprem sonucu 400 binden fazla insan evsiz kaldı.

    Deprem kuşağında hayat sürsek de sel felaketlerini sık sık yaşasak da afet yönetmeyi bilmiyoruz. Batılı ülkelerin aldıkları tedbirler ve uyguladıkları yöntemler ‘insana verilen değeri’ gösteriyor.


    Onlar ne yapıyor biz ne yapıyoruz
    Her faciadan sonra üzüntülere gark oluyoruz ve sonra hiçbir ders almadan herşeyi unutuveriyoruz. Oysa şimdi eksikliklerimizi görmeye ve kapatmaya çalışmanın tam zamanı. ‘Nerede hata yaptık ve bundan sonra nasıl olmaldır

    Depremi önceden haber veren ışıldak
    Zonguldak’ta, Dr. Metehan Karaca isimli elektronikçi, yer sarsıntılarını önceden tespit ederek karanlıkta çevresini aydınlatan ışıldaklı deprem aleti geliştirdi. Zonguldak İl Emniyet Müdürlüğü’nde görevli Dr. Metehan Karaca, yaptığı açıklamada, elektronik aletlere karşı merakı olduğunu belirterek, “Yaşanan son deprem felaketinden sonra, oto alarmlarında kullanılan ışın ayarını bir ışıldakla birleştirerek söz konusu deprem alarmını geliştirdim. En küçük sarsıntıda derin uykuda olan bir kişiyi uyandırma özelliğine sahip olan alet, ayrıca karanlık ortamı da aydınlatıyor. Işıldaklı alet sayesinde, muhtemel deprem felaketlerinde karanlıkta kalan insanlar aydınlığa kavuşacaklar ve buna göre tedbirlerini alma imkanına sahip olacaklar.”

    Deprem öncesi hayvanların anormal hareketleri

    Türkiye’nin % 96’sı “Deprem bölgesi” üzerindedir. Maalesef nesiller boyu birçok deprem olduğu halde; okullarda ve medyada depremle ilgili bir bilgi yani “deprem kültürü” verilmedi. Asrın en şiddetli depremi üzerine yeni yeni şeyler öğrenmeye başladık. Bundan sonra depremle yaşamayı öğreneceğiz ve önceki hataları inşallah tekrar etmeyiz. Kırık fay hattına imar ruhsatı verilmez; o fay hattına bilim adamlarının ikazına rağmen en mahrem ve stratejik tersane ve sanayi tesislerini ve Tüpraş gibi hayati tesisi yapma hatasına düşmeyiz. Ceddimiz dağ ve tepe eteklerine, su boylarına, verimsiz ve kayalık ya da sert zeminler üzerine binalarını yapmışlardır. Ayrıca depreme karşı daha dayanıklı ahşap inşaatta ısrar etmişlerdir. Bizler ise zemin etüdü yapmadan, böyle yerlere 20 katlı binalar yapmışız.
    Tabiatın ayrılmaz parçası olan hayvanların deprem öncesi davranışları önemlidir. Marmara depremini 4-5 saat önce hisseden kafes kuşlarının tüyleri döküldü. Kafeslerden çıkmak için çılgınca davranışlar yaptılar. Darıca ve İstanbul’da buna şahit olanların sayısı fazladır. Darıca’daki Boğaziçi Hayvanat Bahçesi 140 bin metrekaredir. Darıca Kuş Cennetinde 350 çeşit kuş bulunuyor. 60 değişik hayvan var. Japonya ve Çin’de bilim adamları 200’den fazla hayvanın deprem öncesi davranışlarını takip etmektedirler. Bu hayvanlardan yılanlar yuvalarını terk ediyor. Köpekler durup dururken anormal davranışlarda bulunup, uzun uzun uluyorlar. Tavuklar garip hareketler yapıp, yükseğe çıkıyorlar. Fareler insanlardan korkmalarına rağmen deprem öncesi yuvalarından fırlayıp evleri terk ediyorlar. Ördekler sudan kaçıyorlar. Bu hayvanlar arasında depreme en hassas hayvan, sülünlerdir. Sismik (deprem) sarsıntıları ile diğer sarsıntıları ayırt edebiliyorlar.

    2 Şubat 1975 tarihinde Mançurya’nın Haicheng kentinin % 90’ını yerle bir eden deprem öncesi hayvanların anormal hareketleri ile kent tahliye edilerek büyük bir facia önlenmiştir. 17 Ağustos depremini tetkik için gelen Amerikan St. Cloud Üniversitesinden Jeolog Rothaus ile Mc. Master Üniversitesi’nden Ed Reinhardt, görüşlerini şöyle ifade etmişlerdir:
    “Basit bir deprem değil. Toprak katmanlarının birbiri içine geçmesi, Karadeniz’in İstanbul-Zonguldak arasındaki kıyı şeridinin haritasının değiştiğini söylemek yanlış olmaz. Kıyıda denize dik inen binlerce ton kaya denize döküldü. Karadeniz’in altında, Türkiye kıyısındaki faylar daha derine indi. Dev dalgalar meydana geldi. Bu hadise, bizi tarih kayıtlarında en fazla hayrete düşüren yer sarsıntısı oldu. Görülmemiş bir tabii afet idi.”

    Türkiye 1939’dan bu yana 60 yıl içinde 7 büyük deprem gördü. Bu zaman zarfında okullarda akrebin solunum sistemini bile öğrettiler. Ama depremle birlikte nasıl yaşanacağına dair tek kelime öğretilmedi. Deprem kültürünü 17 Ağustos 1999’dan sonra öğrenmeye başladık. 1903 yılından 1998 sonuna kadar 77 büyük deprem oldu. Bu depremlerde 63 bin 716 kişi öldü ve 396 bin 880 bina hasar gördü. Son depremin tahribatı 95 yıl toplamından fazladır. Nüfusun %98’i deprem riskli bölgelerde yaşıyor. Nüfusun %71’i birinci ve ikinci derece deprem bölgesinde oturmaktadır. Ülkenin %70’i birinci ve ikinci derece deprem bölgesidir. Türkiye’nin %96’sı ise deprem risklidir.
    Amerika’nın California eyaletindeki fay hattı ile Kuzey Anadolu fay hattı uzunluk ve şekil bakımından aynı sayılır. Yalnız 1906 San Francisco’da yaşanan 7.9 şiddetindeki depremden sonra, 1971’de 6.6 şiddetinde San Fernando, 1989’da 7.1 şiddetinde Loma Prieta ve 1994’te Northridye’de olmak üzere 3 deprem olmuştur. Halbuki Türkiye’de 7’si büyük 77 deprem olmuştur. Marmara depreminde 110 km’lik fay hattı boyunca 4 metrelik zemin kayması olmuştur. Kaymanın 60 km.’si karada ve geri kalanı denizdedir. ABD’li uzmanlara göre depremin etkisi, Hiroşima ve Nagazaki’yi yerle bir eden atom bombasından 400 misli daha güçlüdür. Bu depremde 383 yıllık Sultanahmet Camii’nin sıvası bile dökülmezken, 2-3 yıllık yeni camilerden bazıları yıkıldı. Tarihi binalar son depremde hiç hasar görmedi. Dünyada her an binlerce deprem oluyor, ama biz bunları hafif oldukları için hissetmiyoruz. Ancak 6 ve yukarı şiddetinde olunca hissediyoruz.

    Deprem Öncesi ve SonrasıXX. asrın son günlerinde ülke ve millet olarak zor ve felaketli, ıstıraplı bir dönemden geçiyoruz. TV ekranlarında, gazete manşetlerinde gördüklerimiz okuduklarımız felaketin azameti hakkında gerçek bir fikir vermekten uzaktır. Bizzat görmek ve içinde yaşamak gerekiyor. Öyle sanıyorum ki Türkiye depremi, bütün özellikleri, vüs’ati, doğruları ve yanlışları ile insanlık tarihinde ve takviminde bir nirengi noktası oluşturacak, bizden sonraki kuşaklar, Türkiye ile ilgili konularda “depremden önce, depremden sonra” diye söze başlayacaklar. Bu toplumsal bir alışkanlıktır. İnsanlar kolay kolay unutulamayacak olayları bir “Milad” gibi sayarlar, öncesini sonrasını ona göre anlatırlar. Kurtuluş Savaşı’nda Yunan ordusunun Türk süvarileri önünde İzmir’e doğru kaçarken Manisa’yı baştan başa yaktıkları günleri küçücük bir çocuk olarak yaşamıştım. Bu yaşıma geldim, hâlâ ne zaman nerede bir yanık kokusu duysam burnumun direği sızlar, o günleri anımsarım. O gün bugündür daha hâlâ Manisalılar aralarında konuşurken bu tarihi bir referans gibi kullanırlar; “Yangından evvel.. Yangından sonra..” diye söze başlarlar. Aslında bu, olayı görmüş, içinde yaşamış olanlar için geçerli olmak gerekir.. Ama öyle olmuyor, Manisa yangını sırasında henüz doğmamış olanlar da aynı ayrımı yapmaya devam ediyorlar. 17 Ağustos 1999 sabaha karşı İzmit’ten başlayarak, Adapazarı, Derince, Gölcük, Yalova ve hatta İstanbul’a kadar uzanan ve binlerce insanımızın canına ve onbinlercesinin de evsiz barksız kalmasına neden olan depremler dizisi de mutlaka öyle olacak. Birçok kuşaklar için bir yaşam Milad’ı oluşturacak.

    Günümüzde, iletişim ve haberleşme teknolojisi öylesine ilerledi ki, dünyanın neresinde olursa olsun olayları anında öğreniyor ve daha da genişleyerek gelişen sözlü, görüntülü ve yazılı medya aracılığı ile sanki olayların içinde imişsiniz gibi yaşıyorsunuz. Ama olayın bizzat içinde yaşamış olmak bir başka etki yapıyor. Biz olayı Tuzla’daki evimizde yaşadık. İki yaşlı insan olarak diğer komşular gibi evimizi terketmeyi bile düşünemedik. Korkunç bir olaydı. Allah kimseye bir daha göstermesin.. Genç bir yeğenim var. Dr. Ali Tanör, kendisi gönüllü olarak hizmete talip olmuş, Adapazarı’na vermişler. Gördüklerini, yaşadıklarını anlatırken inanınız hem ağlıyor hem de bizleri ağlatıyordu. Bir yabancı yardım heyeti uçaklarla geldiklerinden yarım saat içinde organize olmuşlar. Önce Karamürsel adresini vermişler, orada daha yere ayak basamadan Adapazarı’na gitmelerini söylemişler. Kimsede hiç bezginlik, yorgunluk veya ters bir reaksiyon eseri yok.. Peki deyip hemen Adapazarı’na yönelmişler, çadırlarını kurup hasta ve yaralıların hemen ilk muayene ve tedavilerini yapmaya başlamışlar. Gerekli bütün ilaç, araç ve gereçlerini beraberlerinde getirmişler. Seyyar sahra hastanesinde ameliyatları bile yapıyorlarmış. Hiçbirinde en ufak bir yorgunluk veya bezginlik eseri görülmüyormüş. Yeğenim yurtdışında bulunmuş, burada da bir Amerikan şirketinde çalışıyor. Anlattıklarını biraz da bu alışkanlık ve dostluğun gölgesinde dinlemeyi denedik Deprem Habercileri Deprem Habercileri hakkinda aciklamalar Deprem Habercileri konusunda bilgiler.

    alıntı

    https://www.main-board.com/guncel-sorunlar-ve-hayat/766169-deprem-habercileri.html#post5101202
0 0 0